İsrail medyasına baktığımızda Netanyahu’ya geniş bir destek olduğunu görmek mümkün. “İsrail’in Aslanı” filan gibi sıfatlarla anılıyor. Yine de satır aralarında ciddi bir korku sezilmiyor değil. Sadece muhalifler değil onu destekleyenlerde dahi var bu. Yazılarda “eğer” kelimesi fazlaca kullanılmaya başlanmış. Eğer şöyle olursa… eğer böyle olursa… Ya olmazsa?
Sanki biraz fazla açılmış gibi görüyorlar Netanyahu’yu. Öyle ya İsrail düşmanlarının sayısını zirveye çıkarırken müttefiklerini elinin tersiyle itti. Dünyanın en çok düşmana sahip ülkesi ünvanı dağıtılsa İsrail’in rakipsiz olduğu ortaya çıkar. Evet doğrudur müthiş bir istihbarat gücü var, doğrudur ordusu şimdilik iyi işleyen bir makine. Fakat acaba kaç İsrailli rahat uyuyabiliyor? Acaba kaçı kabuslarından İran füzelerinin sesleriyle terler içinde uyanıyor? Nereye kadar devam edecek bu durum? Sorunun cevabını Netanyahu biliyor mu? Bildiğine dair hiçbir işaret vermiyor. Biter gibi olduğunda karnı acıkmışçasına yeni bir bölgeye saldırıyor. Eski hesapların da hiçbirini kapatmıyor üstelik. Bölgenin en güçlü ordularından birine sahip olan Türkiye’ye hakaretler ettirmeye başlıyor. İran’la her an yeniden açılabilecek bir perde var. Bunlar yetmiyor “Aslan”a Somaliland’a dalıveriyor ve bambaşka bir evrene adımını atmış oluyor. Zaten rahatsız olan Mısır’ı alarm durumuna geçiriyor. Afrika Boynuzu’ndan bihaber olduğunu sergiliyor ve başkalarını suçladığı “İmperyal” hayallere sahip olduğu ortaya çıkıyor. Üstelik onlar gibi emperyal tecrübelere de sahip değil.
İsrail’in avantajlarının yanısıra muazzam bir dezavantajı var. İsrail derinliği sıfır olan küçücük bir ülke. Bunun ne anlamı var diyebilirsiniz fakat anlamı çok büyük. İsrail bir şehir devleti gibi, Tel-Aviv’den ibaret. Bunu şimdiye kadar en iyi kavrayan düşmanı İran oldu. Tel-Aviv’i yok eden İsrail’i yok etmiş demektir. Nükleer silahları dahi kurtaramaz onu. İran on iki günde çok güzel anlattı bunu İsrail’e. “Kendine gel ufaklık” dedi.
Bilirsiniz bir fıkra vardır; İsrail voleybol milli takımı Çin’e gidecektir, Başkan Mao merak eder İsrail’i, haritada yerini gösterirler, büyüteç ister, sonra sorar “Peki nüfusu kaç?” “Dört milyon efendim” derler. Düşünür, düşünür, “Hangi otelde kalıyorlar?” diye sorar. Nüfus ve derinlik savaşlarda hala çok büyük öneme sahip unsurlardır. Bir yoğun saldırıda nüfusunuzun mesela yüzde ellisini kaybederseniz bin tane de nükleeriniz olsa sizi kurtaramaz artık.
Yani Netanyahu koşar adım ülkesini bir felakete doğru sürüklemektedir. Asker geçmişinin çavuştan hallice olduğunu zaten biliyoruz da bu kadar cehalet ancak özel bir eğitimle mümkün olabilir. Aslanlar bile mesela fillere saldırmazlar çünkü her an ayak altında ezilebilirler. Oturup acaba hiç çevresindeki düşmanca duygularla dolu ülkelerin nüfuslarını hesaplamış mıdır? Ben onun için değil İsrail halkının masum kesimleri hayrına hesapladım.
İran. : 86.700.000
Türkiye. : 85.824.000
Mısır. : 118.251.000
Irak. : 47.498.000
Toplam. : 339.273. 000
İsrail. : 9.500.000
Topyekûn bir savaş halinde bu rakamların meydana getireceği fark, ortadan hiçbir teknolojinin kaldıramayacağı bir olgudur.
Burada sadece nüfus gibi bir faktörden bahsettim. Derinlikten, dünyadaki müttefiklerden vs söz etmiyorum. Bütün açılardan İsrail’in zayıflığını görmek mümkündür. Aslında Netanyahu’nun yapması gereken evine kapanıp “Ne yaptım , ne yaptım ben?” diyerek hüngür hüngür ağlamaktır. Elbette bunu yapmayacak. Ona benzeyen adamlar öyle yapmazlar.
Ne mi yaparlar? En iyi bildikleri şeyi. Saldırmayı. Saldıracak. O çok değerli koltuğunu kaybetmemek, ülkesinde aşağılanmamak için bütün halkını aşağılanmaya mahkum olacağı bir geleceğe sürükleyecek. Toz bulutları bölgenin üzerinden kalktığında belki haritada gösterilecek bir Tel-Aviv kalmayacak. İkinci Holokost, bir savaşın sonucu olacak belki de ve onun kahramanı, Netanyahu adında, bu topraklarla hiçbir tanışıklığı olmamış fakat Avrupa’nın Nazizmini çok iyi bilen “beyaz” bir Yahudi olacak!






























Yorum Yazın