En son Şamil Tayyar’ın kulis bilgisi düştü medyaya. Mutlak butlan kararının bir ay kadar ertelendiğini ifade ediyordu Şamil bey. AKP çevrelerinde çok sayıda önemli isim ve MHP butlan kararına karşı. Bu durumun Özel-İmamoğlu ikilisine yarayacağı, muhalif cepheye yeni bir politik enerji vereceği ve İran savaşı devam ederken iç asabiyenin zarar göreceği temel tezler arasında. Ayrıca ekonomi yönetimi yeni bir kur şokundan çekiniyor. Erdoğan’ın daha fazla eğilim gösterdiği çizgi ise ortada bir suç olduğu, bu nedenle parti elitlerinin cezalandırılması gerektiği fikrini savunmakta. Ayrıca kısa erimli şok atlatıldıktan sonra Kılıçdaroğlu CHP’si ile İmamoğlu arasındaki ayrımın AKP’ye yarayacağı, seçimlere epey vakit varken ana muhalefeti kaosa sürükleyecek bu adımın atılması karşı tezin ağırlık noktası. Tabii yargıya dair meselenin bu denli siyasi bir zeminde tahlil edilmesi ülke siyasetinin hukuk devleti ilkesiyle olan mesafesinin daha da arttığını gösteriyor. Yani başlıca aktörlerce tartışmanın yürütülme biçimi de yeni tartışmalar yaratmaya gebe.
CHP’nin şu anki durumu ve mutlak butlanın olası sonuçlarını değerlendirdiğimizde ise karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor: Öncelikle başta İmamoğlu olmak üzere çeşitli belediye başkan, yönetici ve bürokratlarının yargılandığı davaların partiyi zor durumda bıraktığı açıkça ortada. İmamoğlu’nun parti içindeki gücü ve bu gücü anlamsız hale getiren mevcut hukuki durumu CHP’yi büyük hamleler yapmaktan alıkoyuyor. Ekrem beyin cezaevinden çıkıp Cumhurbaşkanı adayı olacağı ve olası bir Erdoğan-İmamoğlu yarışında muhalefetin ipi göğüsleyeceğine inananların sayısı her geçen gün daha da azalmakta. Ayrıca Kılıçdaroğlu’nun başını çektiği parti içi muhalefet, belediye başkanlarına yönelik yolsuzluk ve ahlaksızlık suçlamalarında Parti Genel Merkezinin doğru bir tutum takınmadığı konusunda ısrarcı. Uşak ve Antalya başkanlarıyla ilgili iddialar parti içi muhalefetin söylem gücünü arttırıyor.
Parti liderliği, iktidarı değiştirme amacından hızla uzaklaşmakta. Çünkü elinde aday yok. İmamoğlu hapiste. CHP elitlerinin Mansur Yavaş’a bakışı ise çok da olumlu değil. Üstelik İmamoğlu’nun Yavaş’a alan açıp açmayacağı da belli değil. Ayrıca sorun tek başına adaylık meselesine indirgenemez. CHP, sağ muhalefet ve Kürt hareketinden uzaklaştı. Ana muhalefetin kendi oyuyla başkanlık seçimini kazanmak için gerekecek oy arasındaki farkı nasıl kapatacağı meselesi devasa bir sorun olarak parti ideologlarının önünde duruyor. “CHP aday gösterir, herkes de Erdoğan’dan kurtulmak için bizim adayımıza mecburen oy verir” kolaycılığı ataleti daha da derinleştirmiş durumda.
Son üç yılda iç asabiye bir türlü sağlanamadı. Özel-İmamoğlu ikilisi çok sayıda eliti tasfiye etti. Siyasetten ayrılmaya hazır olmayan bu kalabalık kitleyle Genel Merkez arasındaki ilişkileri düzeltecek bir formül ise şu ana kadar hayata geçirilemedi. Muharrem İnce, Emine Ülker Tarhan ve İlhan Cihaner gibi isimlerin Kılıçdaroğlu’na karşı mevcut yönetimle işbirliği yapmaları, ayrıca Önder Sav gibi bazı eski tüfeklerden alınan yardım dikkate değer nitelikte ama yine de yetersiz.
Siyaseten sıkışmış parti jeopolitiği düşünüldüğünde olası mutlak butlan kararı kartların yeniden dağıtılmasına yol açacak. Ancak tasfiye edilen ve mahkeme kararı yardımıyla siyasete geri dönmeyi bekleyen kesimlerin unuttuğu bir şey var. Siyasi sorunları hukukla çözmek imkansız. CHP’nin iktidarla mücadelesi ve kendi iç uyumu bakımından siyasi bir kriz yaşandığı doğru. Ancak butlan o krizi çözmek yerine daha da derinleştirecek. Öncelikle şu tespit yapılmalı: Butlan kararı partinin fiilen kapatılması anlamına gelir. Kılıçdaroğlu ve ekibi yönetime geçici değil, kalıcı bir şekilde gelmek, 1-2 yılda partiyi eski haline getirmek, yani kendilerini tasfiye edenleri tasfiye etmek, ardından da normal demokratik işleyişe geri dönmek istiyor. Bu niyet veya tasarı CHP’nin mutlak butlan yoluyla bir olağanüstü hal rejimine devri anlamına gelecektir. Şu anki yönetimin yargı kararıyla genel başkanlığa getirilecek Kılıçdaroğlu’na direneceği ve partinin mutlak butlandan genel seçimlere kadar iç tartışmalar nedeniyle siyaset yapamayacağı ise çok açık. Böyle bir şey olursa pek çok olasılık tarihsel sosyolojik patikalar olarak önümüzde durmakta. En makul yol Özel’in kendisini seçen o ilk kurultay delegelerine dönüp olağanüstü kurultay talep etmesi, en radikali ise Kılıçdaroğlu’yla çalışmak istemeyen çok sayıda vekil, belediye başkanı ve delegenin partiden ayrılması.
Bu arada mutlak butlan kararının sadece hukukun siyaset yerine geçtiği bir anomi yaratmayacağı, Türk siyasetini çerçeveleyen hukuk politiği de çok zorlayacağı söylenebilir. Elbette siyasi partilerin karar organları için de hukuk itiraz makul ve mümkün bir seçenek. Ama siyasi partiler ve seçim hukukunda son söz ilçe seçim kurulundan başlayıp YSK’yla biten seçim yargısına ait. YSK, Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanununu bir kenara bırakıp Dernekler ve Medeni Kanununa dönmek siyasi hayati felç edecektir. Bir kez bu yol açıldığında her parti ve her seçim adli mahkemelerin kolaylıkla müdahale edeceği uyuşmazlık meselelerine dönüşebilir. Oysa seçim yargısı gibi bir şey tam olarak bu olmasın diye var.
Sonuç olarak Kılıçdaroğlu başta olmak üzere parti içi muhalefetin Özel-İmamoğlu liderliğine yönelik eleştirilerine politik açıdan hak vermek başka bir şey, sorunların çözümünde mahkemeleri hakem kabul edip Kılıçdaroğlu’nun delege iradesine rağmen atanmış genel başkan olmayı kabul etmesi ise bambaşka bir şey. İkinci seçenek demokrasi ve hukuku çok zorlayacaktır.





























Yorum Yazın