PKK’nin silahsızlandırılması sürecinde en büyük zorluk denizi geçmekti. Literatürde yüksek maliyetli uzlaşma evresi olarak tanımlanan bu periyot, tarafların uzlaşmasını sağlamak, Kandil’i ikna etmek, kamuoyunu hazırlamak ve süreci sabote edebilecek iç-dış faktörlere karşı önlem almak gibi son derece çetin aşamaları içeriyordu. Kabul etmek gerekir ki devlet heyeti ve Öcalan bu zorlu etabı büyük ölçüde başarıyla tamamladı.
Deniz geçildi; şimdi dereye gelindi. Ama süreç burada tıkandı.
Nesneleştirme aşaması
Tıkanmanın temel nedeni, sürecin “nesneleştirme aşaması”na girmiş olmasıdır. Bu aşama, örgüt üyelerine yönelik af gibi somut hukuki düzenlemelerin gündeme gelmesini ifade eder. Toplum, soyut tehditleri ve belirsizlikleri bu tür somut adımlar üzerinden anlamlandırır. Bu nedenle tartışmalar daha görünür, daha net; fakat aynı zamanda daha sert ve kutuplaştırıcı hale gelir.
Normal şartlarda, Meclis raporunun ardından gerekli yasal düzenlemelerin hızla hayata geçirilmesi bekleniyordu. Ancak gecikti. Gecikmesinin nedeni bazılarının iddia ettiği gibi ne İran’daki gelişmeler ne de Kandil’in -gerçekliği yansıtmayan- gizli direnişi. Yasalar gecikti çünkü Türkiye toplumu Öcalan’ın özgürlüğüne henüz bir meşruiyet vermiş değil. Geniş bir toplumsal meşruiyetin oluşabilmesi için CHP’nin ürece dahil olması çok kritikti. Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu ihtiyacı görerek CHP’nin sürece katkı sunmasını bekledi. Ancak bu beklenti karşılık bulmadı.
Erdoğan’ın hataları
CHP’nin sürece mesafeli durmasının en önemli nedeni, süreç devam ederken CHP’ye karşı yürütülen siyasi operasyonlardır. Eğer bu süreçte, akıl ve vicdanla bağdaşmayan hamleler yapılmamış olsaydı, CHP daha yapıcı bir tutum alabilir ve devlet aklına uygun bir destek sunabilirdi. Böylece kapsayıcı elit uzlaşısı ortaya çıkar, bu da sürecin sürdürülebilirliğini sağlardı.
Ancak CHP, kendisine yönelik sert müdahaleler sürerken, iktidara siyasi avantaj sağlayacak bir “paylaşılan meşruiyet” üretmek istemedi. Bugün gelinen noktada, Erdoğan CHP ile bir uzlaşı zemini oluşturursa bu meşruiyet hâlâ mümkün. Aksi bir durum Erdoğan’ı Öcalan konusunda çok ciddi bir açmazla karşı karşıya bırakır. Çünkü Erdoğan toplumsal meşruiyeti sağlanmamış bir hukuki düzenleme ile seçimlere giderse bunun kendisine maliyetinin çok ağır olacağının farkında.
Bahçeli’nin süreç ağırlığı
Tabi denizi geçerken derede tıkanıp kalmamızda sadece karşımıza nesneleştirme aşamasının çıkmış olması tek başına etkili olmadı. Diğer faktörler de etkili oldu. Süreç bir devlet aklı olarak başladı. Bu akla genelde Bahçeli sözcülük etti. Ancak Bahçeli’nin kayyumların kaldırılması, Demirtaş’ın özgür bırakılması, süreç kuşunun tek kanatlı uçamayacağı gibi kimi uyarıları pratik sahada karşılık bulmadı. Bu da “acaba Bahçeli’nin süreç üzerinde bir ağırlığı mı yok” kaygılarına ve samimiyet aşınmasına neden oldu. Özellikle Öcalan bu kaygıları ve aşınmayı hissetmeye, seslendirmeye başladı. Bu da süreci “güvenilir taahhüt sorunu” problemi ile karşı karşıya bıraktı.
Çözüm süreci paterni
Öcalan’ın Bahçeli’ye dair kaygılarına Öcalan’ın kendisine ve örgütüne özgürlük öngören hukuki düzenlemelerin bir an önce çıkarılması sabırsızlığı eklenince (burada Öcalan’a haksızdır denilemez çünkü Öcalan sürecin bir an önce sonuçlandırılmasını sürecin selameti için istemektedir) işler sarpa sarmaya başladı. Başladı diyorum çünkü yansıyan kimi sızıntılara, Karayılan’ın son röportajına bakılacak olunursa süreç şu an donmuş ve Öcalan da süreçten çekilebileceğine dair kaygılar belirtmiş durumda. Açık kaynaklara yansıyan verilere ve Kürt politik hareketine yakın isimlerin kapalı ortamlarda seslendirdiği tezlere bakılacak olunursa sürecin donmuş olmasının 5 sebebi var.
- Erdoğan’ın seçim kaygısı
- Yasal çerçevenin gecikmesi
- Yasal çerçevenin içeriği konusunda uzlaşıya varılamaması
- Öcalan’ın hukuki statü talep etmesi
- Tarafların aynı dili konuşmaması. Bahçeli’nin statüden kast ettiği ile Kürt politik hareketinin anladığının aynı olmaması.
Kimi değerlendirmelere göre Öcalan duraksama ve kriz alametleri baş gösterince çözüm süreci paternine geri döndü. Bu da güvenlik bürokrasisinde ciddi kayglara neden oldu.
Kritik eşik
Türkiye, silahsızlandırma sürecinde kritik bir eşikte bulunmaktadır. Sürecin geleceği, 4 temel değişkenin nasıl yönetileceğine bağlıdır:
Meşruiyet üretimi: Toplumsal ve siyasal rızanın genişletilmesi
Elit uzlaşısı için siyasi koordinasyon: İktidar-muhalefet arasında asgari uzlaşının sağlanması
Güven inşası: Aktörler arası taahhütlerin somut adımlarla desteklenmesi
Stratejik sabır: Kandil’in kitlesel psikolojiyi ürküten açıklamalardan uzak durması, Öcalan’ın ise daha vakur ve stratejik sabır gösteren bir tutum sergilemesi.
Eğer bu dört alanda ilerleme sağlanabilirse, denizi geçer derede de boğulmayız. Aksi takdirde, yüksek maliyetli bir tıkanma yaşanır geri dönüş riski de artar.





























Yorum Yazın