Atatürkçü, Kemalist bir televizyon kanalının “ünlü astrologları” davet edip astrolojiyle ilgili program yaptığını görünce şaşkınlık içinde kaldım. Mustafa Kemal Atatürk’ün en önemli sözlerinin başında “hayatta en hakiki mürşit ilimdir” gelir. Bugünün Türkçesiyle “yaşamda doğru yolu gösteren en büyük gerçeklik bilimdir…” Belki de haksızlık yapıyorum, demek ki “irşat kapıları” içinde astroloji de bulunuyor.
Yüzyıllardan beri etkinliğini sürdüren astroloji, öyle anlaşılıyor ki güçlenerek görsel medya alanına girdi. Yazılı basının büyük tirajlar yaptığı dönemlerde Cumhuriyet Gazetesi hariç tüm günlük gazete ve dergilerde burçlarla ilgili sütunlar yer almakta, okuyucuların ilk göz attıkları yerlerin başında bu sayfalar gelmekteydi. Duyup gördüğümüz kadarıyla konu ivme kazanmış, “çağdaşların” dikkatini çekerek ciddi boyutta yaygınlaşmış. Şaşırmakta hata etmişim anlaşılan!…
Nedir astroloji? Batıl inanç mı, yoksa bilim mi? Halkın bilgisizliğini (özellikle sosyal bilimler ve felsefeden yoksunluğunu) sömürmeyi amaç edinen masallar, söylenceler mi? Yoksa modern çağların güçlenen rasyonalizmi karşısında direnen bilgelik sığınağı mı?
Çin, Hint, Aztek, Maya ve Mezopotamya’ya kadar uzanan çeşitli astroloji gelenekleri mevcuttur. Mezopotamya ekolünü İslam Alemi, Grek ve Roma sürdürmüş, oralardan da Batı Dünyası ve ülkemize yansımıştır. Helenistik Dönemde (M.Ö. 330- M.Ö.30) Büyük İskender’in seferleriyle yaygınlaşan Mezopotomya -Grek Ekolü Ortaçağ’da hem Müslüman hem Hristiyan yöneticilerin eylem pusulalarının ana dayanaklarının başında gelmiştir. Padişahların, kralların, prenslerin hatta papaların baş danışmaları arasında mutlaka müneccimler (gök okuyanlar)yer almaktaydı. Gökyüzündeki yıldızların konum, durum ve seyirlerine göre öngörülerde bulunan astrologların önerileri dikkate alınır, ona göre önemli kararlara imza atılırdı. XVI. Yüzyılın ünlü Fransız Müneccimi Nostradamus’la birlikte astroloji zirve yapmıştır.
Astrolojiyi sistemleştirerek ana kaynak haline getiren düşünür, Helenistik Kültüre bağlı ünlü matematikçi ve astrologu İskenderiyeli Batlamyus (M.S.100-170 Ptolemaueus) olup, “Elmajeste” adıyla Arapçaya çevrilen Tetrabiblos (Dörtlü Kitap) tüm bu çalışmaların “Anayasası” olarak kabul edilmektedir. Dünyayı merkez alıp tüm diğer gezegenlerin bizim etrafımızda döndüğünü öne süren Batlamyus’un bu “merkez hatası” sistemi daha baştan altüst etmiştir.
İnsanların doğum tarihlerine göre güneş ve gezegenlerin hareketleri, birbirleriyle olan açısal ilişkilerinden anlam çıkarmak ve etkilerinin kişi karakter ve davranışlarını belli doğrultulara ittiğini öne sürmek astrolojinin temel yaklaşımıdır. Gezegenlerin güneşin etrafında dönüşü bilimsel olarak kanıtlandıktan sonra, Batlamyus “paradigması” devam ettiğine göre astrologlar “anayasalarını” revize etmeyi düşündüler mi? Gelişmiş teleskopların icadından sonra yeni keşfedilen göktaşlarının, gezegenlerin mevcut eski sistemle olan bağ ya da etkileşimi hangi boyutta ilave edilmiştir? Bilemiyoruz…Eğer dikkate alınmışsa, bu bağlamda ne tür “bilimsel çalışmalar” gerçekleştirilmiştir? O hususta da bilgi sahibi değiliz. Böyle bir kaygının olduğunu da düşünmemekteyiz. Gezegenler ve evrenin boyutlarıyla ilgili bilimsel araştırma ve kaygılar zaten “gök okuyucularının” değil, gökbilimcilerin işidir.
İnsan karakteri, eğilimleri, tercihleri ve bunlara bağlı olarak özgür irade sorunsalı psikoloji, sosyoloji, psikiyatri, antropoloji, genetik gibi doğa ve sosyal bilimler alanının konusudur. Bilimsel yöntemlere bağlı araştırmalar yapılır; ve sebep-sonuç ilişkileri irdelendikten sonra kural ve olgular ortaya konur. Felsefe ve teoloji bu olguları yorumlayarak “elindeki sorunsalını” analize tabi tutar. Bireysel iradelerin “kendi ellerinde olan” serbest tercihleri nelerdir, nerelerdedir? Var mıdır? Yok mudur?
Astrolojide ne sosyal bilimlere ne de doğa bilimlerine yer verilmektedir. Tek metot “doğduğun tarihte seni etkileyen gezegenin diğeriyle olan açısal konumunu görüyorum, akrep burcundansın, sokarsın; yengeç burcundansın, yampiri gidip denizde yüzmeği seversin” türünden açıklanan tahminlerden ibarettir. “Akrep senin kaderin; kaçamazsın, hep sokacak, kötülük yapacaksın. Yay burcunda olduğundan özgürlüğüne düşkün olup dürüst ve iyimsersin…vs..vs…”. Görülüyor ki göktaşları bizim irade özgürlüğümüzü ortadan kaldırıp seçişlerimizi, iyi ya da kötü olacağımızı belirlemektedirler. Bu tür bir belirlenimciliğe inanmak irade özgürlüğünü ortadan kaldıran klasik kadercilik anlayışıdır.
Bireyin yazgı ve irade özgürlüğünü doğum tarihine göre belirleyen astroloji acaba haklı mı? Kanımızca göktaşlarının açısal ilişkileriyle ile insan karakter ve davranışı arasında sebep-sonuç ilişkisi bilimsel yönden ispat edilemediğine göre astroloji tahmin ve falcılıktan ileri gidememiştir. “Bilim değil ilimdir” şeklinde savunanlar mevcut olsa da , bilim-ilim arasındaki ilişkinin sadece Osmanlıca-Öztürkçe sözlük seçiminden ibarettir. Olsa olsa astroloji bir psödo (pseudo- gerçek olmaya gayret eden-sahte) bilimdir. Bir gün sağlam yöntemlerle doğrulu kanıtlanırsa, bilim kategorisine girerek bir çok sorunu çözeriz inşallah… Ne yazık ki “inşallah” temennimiz havada kalacak gibi görünüyor….
Neden mi?!… İlim ya da bilim olduğunu iddia edenlerin dayanak kaynaklarının başında ünlü kimyacı ve biyolog Fransız Lavoisier (1743-1794) gelmektedir. Onun ana düsturlarını başında, somut maddi dünyanın pozitif verileri üzerinden hareketle doğru bilgiye ulaşmak gelmektedir. “Evrende her şeyin bir nedeni vardır; yokluktan, hiçlikten hiçbir şey var olmaz ve varoluşta hiç bir şey kaybolmaz… Tüm bu ilişkiler yumağını somut var olan determinizme (belirlenim) bağlı olarak sebep-sonuç ilişkilerinde kanıtlamak gerekir. Mevcut somutluk içinde kanıtlanmayan öneri ve görüşler bilim dışıdır. Bilim “olması” gerekenle değil “olanla” ilgilenir. Bu bakış açısıyla, Nostradamus gibi “olması gerekenlerle” iştigal eden müneccim ve simyacıları dışlayan Lavoisier Kimya biliminin kurucusu sayılmaktadır.
“Hayatta en hakiki mürşit ilim” olduğuna göre, inanç ve irrasyonel yaşam tarzlarını benimseyenleri gericilik, yobazlık, kadercilik ve cehaletle suçlayan “çağdaşların” astrolojiye olan meraklarını nereye oturtabiliriz? Orası da meçhul…
Çağdaşlar böyle… Müslümanlara ne demeli?
Astrolojideki tüm kavramlar Grek Tanrıların Olimpos Kültüne dayanır…
Baş tanrı Zeus beyaz bir boğa kılığına girip Fenikeli prenses Europa’yı (Avrupa) kaçırır. Boğa burcunun insanları Zeus gibi atak, başarılı ve güçlüdürler. İkizler burcunun Polluks ve Kastor ikizi Zeus’ün oğulları olup kardeşlik ve sadakatın sembolüdürler. Terazi burcu denge ve adaleti temsil eden, elinde terazi, gözü bağlı Titan Themis’e dayanır. Oğlak burcu, Zeus’ü emziren keçi Amalthea’ dır (ya da onu büyüten bakıcı). Vel hasıl 12 burç Olimpos dağının astrolojiye yansımasıdır. Mazallah, şirkin içine düşmeyiniz!… Allah-u Teala’ya ortak koşulan Zeus’ü nereye oturtacaksınız? Öyle ya Amentü’ye göre “hayır ve kader Allah’tan” gelmektedir.
Takva sahibi kardeşlerimize hatırlatmak lazım… Hz. Muhammet ya da Hz. Ali’ye atfedilen “ilim Çin’de dahi olsa gidip ararım”, “bana bir harf öğretenin kölesi olurum” sözleri ve Kur’an-ı Kerim’de 49 kez geçen “akıl” sözcüğünü lütfen dikkate alalım. Yani akıl ve bilimin verilerinden uzaklaşırsanız affedilmesi olanaksız bir günahın içine girersiniz…
Davranış ve tutumlarımızın, karakterimizin amaç, neden ve varoluşsal konumunu inceleyen somut doğa bilimleri, sosyal bilimler ve felsefe varken söylencelere, kanıtlanmamış “olması gerekenlere” sığınmak nedendir acaba? Bilimin ana kurallarından biri olan “yanlışlanabilir olması” ilkesi içinde bilim ve felsefenin engin ufukları davranış ve irade özgürlüğü sorunlarına daha gerçekçi ve etik ilkeler getirmektedir.
Özeleştiri yaklaşımıyla “yanlışlanabilir” kuralını düşünerek, en az dinler kadar yaygın olan astroloji ufkuna esenlikler diliyorum. Tek istirhamım “Bilimde Yöntem”, “Sosyal Bilimlerde Yöntem” türünden kitap ya da makalelere itibar göstermeleridir. Psikologlar, sosyologlar, psikiyatrlar, nörologlar, endokrinologlar, kriminologlar, sosyologlar, antropologlar ve filozoflara kulak verilmediği taktirde gök okuyuculuk havada kalır ve falcılıktan ileri gidemez.





























Yorum Yazın