3 Mayıs’ta Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, kısa bir sosyal medya paylaşımıyla tarihi bir adım attı: “Pazartesi sabahından itibaren ABD, tarafsız ülkelere ait gemileri Hürmüz Boğazı’ndan çıkarmaya başlıyor.” Bu cümle, 54 gündür süren İran savaşında ilk kez Washington’ın ablukayı fiilen delme yolunda somut bir adım atacağının ilanıydı.
Açıklamanın ardından petrol piyasaları kısa süreli bir rahatlama yaşadı ve Brent varil başına 108 doların altına geriledi. Ama rahatlamanın kalıcı olup olmayacağı konusunda piyasa ciddi kuşkular taşımaya devam ediyor.
Trump, “Proje Özgürlük” adını verdiği operasyonu “insani bir jest” olarak tanımladı ve boğazda mahsur kalan 800’den fazla mürettebat için harekete geçildiğini söyledi. Duyurunun ardından ABD Merkez Komutanlığı destroyerler, uçaklar ve insansız hava araçlarıyla destek sağlanacağını açıkladı. Ne var ki Trump’ın ilanı kritik bir soruyu yanıtsız bıraktı: Bu operasyon savaş gemisi eskortu mu, yoksa yalnızca rota rehberliği mi?
Kamuoyuyla paylaşılmak istemeyen bir ABD yetkilisi, operasyonun “şu aşamada” savaş gemisi eskortunu içermediğini belirtti. Eğer bu doğruysa, Trump’ın duyurduğu plan petrol tankerlerini ve yük gemilerini Tahran’ın tehditlerinden korumak için tek başına yeterli olmayacak.
Operasyonun gerçekten işleyebilmesi için ne gerekir?
Hürmüz Boğazı barış zamanlarında bile dikkat gerektiren bir ulaşım koridoru. En dar noktası 33 kilometre olan bu boğazdan günde yaklaşık 17 milyon varil petrol geçiyor. Şu anda boğazın her iki yakasına İran füze bataryaları yerleştirilmiş durumda ve Körfez’in içinde mahsur kalan 800 civarında gemi 25 Mart’tan bu yana hareket edemiyor. Mürettebat hem yiyecek sıkıntısıyla hem de uzun süreli psikolojik baskıyla baş başa.
Enerji piyasası analistlerine göre operasyonun çalışabilmesi için iki şart zorunlu: Birincisi, İran’ın en azından pasif bir kabul göstermesi. İkincisi, fiilen savaş gemisi eskortunun sağlanması. Bu ikinci koşul yerine gelmezse sigorta şirketleri bu rotayı kabul etmeyecek, mürettebatlar da gemilere binmeyecek. Dolayısıyla deniz eskortu olmadan bu plan kâğıt üzerinde kalır.
Trump yönetimi bu noktada hâlâ belirsizliğini koruyor. Açıklamanın hemen ardından Hazine Bakanlığı, şirketlere “politik risk sigortası” sunulacağını duyurdu. Ama bu sigortanın İran’ın olası füze saldırısını kapsayıp kapsamadığı hâlâ netleşmedi.
İran bu planı nasıl karşılıyor?
İran’ın 30 Nisan’da Pakistan üzerinden ABD’ye ilettiği 14 maddelik barış önerisinde öncelikli koşul açıktı: Abluka kaldırılsın, Hürmüz yeniden açılsın. Nükleer silahsızlanma müzakeresi ise “bir ay içinde ayrı bir süreçte” görüşülsün. Washington bu formülü kabul etmedi çünkü nükleer konuda somut bir güvence almadan ablukayı kaldırmak riskli görünüyor.
Trump’ın Proje Özgürlük ilanının ardından İran Dışişleri Bakanı “ABD kendi planlarını dayatmaya çalışıyor, bu kabul edilemez” dedi. Yani Tahran bu operasyona onay verdiğine dair herhangi bir sinyal vermiyor. Boğazdan geçmeye çalışan gemilere müdahale edileceğini ima eden retorik de sürüyor.
4 Mayıs sabahı ise İran Meclis Başkanı Ghalibaf beklenenin ötesinde sert bir açıklama yaptı: “ABD’nin boğaza her türlü müdahalesi ateşkesi ihlal sayılacak, buna karşılık verilecek.” Saatler geçmeden Sirik açıklarında İran teknelerinin bir gemiye yaklaştığına dair ilk deniz olayı raporlandı. Operasyon henüz saatler öncesinde ilan edilmişken, saha tablosu zaten gerginleşmeye başlamıştı.
Peki operasyon bu koşullar altında başlatılırsa ne olur? En kötü senaryo, İran’ın ilk gemiye müdahale etmesi ve planın daha başlamadan çökmesi. En iyi senaryo ise Tahran’ın sessizce izin vermesi. Ama bu bile müzakere sürecini zorlaştırabilir zira İran, herhangi bir geri adımı iç kamuoyuna zayıflık olarak açıklamak istemeyecek.
Petrol Fiyatları Neden Düşmedi?
Trump’ın açıklamasının hemen ardından Brent petrol 2,5 puan gerilese de birkaç saat içinde yeniden yükseldi ve 108 dolar bandında seyretti. Piyasa neden rahatlamadı? Çünkü yatırımcılar operasyonun taşıyabileceği gerçek hacmi hesaplıyor ve bu hacimlerin günlük boğaz trafiğini normalleştirmeye yetmeyeceğini görüyor.
Üst düzey bir enerji yöneticisi geçtiğimiz günlerde “Küresel enerji sistemi aşırı stres altında ve bu durum yapısal bir sorun” dedi. Yani sıkıntı yalnızca boğazın fiziksel olarak kapanmış olmasından kaynaklanmıyor.
Tedarik zincirinin her halkası o denli gergin ki gemiler çıksa bile rafinerilerin yeniden kapasiteye ulaşması, petrokimya tesislerinin devreye girmesi ve depoların dolması aylar sürecek. Enerji fiyatlarında gerçek bir düşüş için Hürmüz’ün açılması gerekli ama tek başına yine yeterli değil.
Bu noktada ABD iç siyasetine de bakmak gerekiyor. Fed’in enflasyon endişesiyle faiz artırım senaryosunu tekrar gündemine aldığı, halk arasında benzin fiyatlarına duyulan öfkenin tırmandığı bir ortamda Cumhuriyetçi kanattan gelen baskı artıyor. Trump hem müzakereyi canlı tutmak hem de somut bir adım attığını göstermek istedi bu yolla aslında. Yani “Proje Özgürlük” bu iki ihtiyacın birleşiminden doğdu denebilir.
4 Mayıs sabahı CENTCOM, operasyonun 15.000 asker, 100'den fazla uçak ve çok sayıda destroyer tarafından destekleneceğini açıkladı. Bu rakamlar göz önüne alındığında, operasyon sandığından çok daha geniş bir askeri çerçeveye oturuyor. Ama piyasalara bu yansımadı; çünkü tüm bu askeri ağırlığa rağmen bir ABD yetkilisi kamuoyuyla paylaştığı açıklamada operasyonun “eskort misyonu olmadığını” bir kez daha teyit etti.
Yani 15.000 asker görevde, ama gemilerin yanında mı, yoksa uzaktan mı koruyor? Bu soru hâlâ yanıtsız. Kaldı ki Körfez’de yüzlerce gemi ve yaklaşık 20.000 denizci mahsurdurumda; operasyonun ölçeği, bu tablo karşısında ne kadar yetersiz kaldığını kendiliğinden ortaya koyuyor.
Peki bu hamlenin siyasi mantığı ne?
Trump 2 Mayıs’ta Kongre’ye gönderdiği bildiride İran savaşının “sonlandırıldığını” ilan etmişti. Ancak Hürmüz ablukasının sürmesi bu açıklamaya ciddi güvenilirlik sorunu yarattı. Şimdi Proje Özgürlük’le Trump aslında geri adım atmadan harekete geçtiğini göstermek istiyor. Ama bu hamlenin bedelini de çok iyi hesaplamak gerekiyor.
Eğer operasyon başarısız olursa İran’la müzakere masası tamamen çökebilir. Kısmi başarı, yani günde 50 ile 100 arasında geminin geçmesi, petrol fiyatlarını hafifçe aşağı çeker ama yapısal sorunu yine çözmez. Tam başarı ise bizzat İran’ın yazılı ya da zımni onayına bağlı. Kısacası bu plan ya büyük ölçüde işe yarar ya da tamamen boşa çıkar. Pazartesi sabahı boğazdan geçmeye çalışan ilk gemi, enerji piyasalarıyla birlikte tüm müzakere sürecinin gidişatını da belirleyecek. Trump o geminin rotasını çizdi. Ama İran’ın yanıtını henüz kimse bilmiyor.































Yorum Yazın