AK Parti’nin 23 yıllık iktidarını ekonomi alanında başarılı bulmak için Türkiye’nin dünya ekonomisinden aldığı paya bakmak gerekir. Burada ciddi bir artış olmadığı halde Türk insanının sosyolojisine uygun hamleler AKP’yi başarılı gösterdi.
Tek örnek vermek gerekirse duble yollar bir ihtiyaçtı. Bu konudaki başarıyı göz ardı edemeyiz. Ama trafik kazalarının hala çok yoğun insan hatasına dayalı olarak devam etmesi denetimin göstermelik olması bu tür başarıların sadece basit beton kullanımından ibaret olduğunu gösteriyor.
AKP’nin özellikle yoksul kesimi yanına almak için uyguladığı Sosyal Yardımları savunmak için karşı tarafı halkı itham etmekle suçlaması ise işin halkla ilişkiler boyutunun mütemmim cüzü idi.
En popüler itham ise muhalefetin halkın bilinçsiz davrandığı düşündüğünü göstermek için ortaya atılan “Bidon Kafalılık” ifadesi olmuştu.
Buna göre muhalefet halkın kendi çıkarını gözetemediği; kararlarında isabetsiz olduğunu ifade etmek için halkı “Bidon Kafalı” olmakla itham ediyordu. Bu söylem uzun süre iş gördü.
Aysun Kayacı bu anlamda sembolikti. Onun eğitimle oy verme ilişkisi arasında kurduğu bağlantının ekmeği yıllarca yendi.
Diğer tarafta AKP’li profesörlerin cahilin ferasetine övgülerini dinledik.
Bütün bu söyleme bakınca BDDK’nın Kredi Kartı 400.000 TL üzeri olan kesime yönelik aldığı kararın gerekçeleri arasında harcamayı kısma, tüketimi azaltma, enflasyonun düşüşüne katkı sunma argümanı olması insanın aklına bu argümanlarda tarafların yeri mi değişti sorusunu getiriyor.
Uzun yıllar halkın ferasetine kararlarının doğru olduğuna, neylerse güzel eylediğine inanan bir anlayış iş Kredi Kartı limitlerinin kullanımına gelince, “bunlar sağlıklı karar vermez limitlerini tüketir hem paraları gider, hem harcamalar artar hem ekonomi batar” demeye başladı.
Kredi Kartının bir kredi aracı olmaktan çok bir ödeme aracı olduğu en geç ertesi ay borcu ödediğiniz, ödemezseniz ödemediğiniz miktarda limiti kullanamadığınız gerçeği BDDK gibi sektör düzenleyici bir kurumun göz ardı ettiği en temel nokta. Kredi Kartını kredi olarak görmek en başından yanlış duruş anlamına geliyor.
Diğer tarafta Kredi Kartları ile ilgili düzenleme zaten kart limiti ile gelir arasında bağlantıyı bundan 13 yıl önce tesis etti. BDDK’nın görevi en fazla Bankalar bu kurala uydu mu uymadı mı kontrol etmek iken; “ben kendi koyduğum kurala uyulup uyulmadığını kontrol edemiyorum onun yerine otomatik bir şekilde limitleri buduyorum” diyerek devam eden oyuna müdahalesi ise başlı başına sorgulamayı hak ediyor.
Tabi arka planda BDDK’ya sufle veren ve bunu yüksek sesle yapan TCMB’yi unutmamak lazım. TCMB bundan önce de yine Kredi Kartı meselesinde biri az bir çok infial yaratan iki projenin tasarımını yapmıştı. Bunlardan biri 150 bin TL üzeri limitli kartlara daha yüksek faiz uygulamak olmuştu.
Bir diğeri ise 100.000 TL üzeri kartlardan yıllık vergi almaktı.
https://www.yeniarayis.com/yazi/kredi-karti-engizisyonu-8115
TCMB kendi asli vazifesi olan ve yasayla yükümlendiği fiyat istikrarını sağlamak için uygulaması gereken para politikası araçlarını yerine getiremeyince hobi olarak Kredi Kartlarını araştırmaya başladı. Yemiyor içmiyor binlerce bankacının emeği ile halkla buluşan ve Türkiye’nin yüz akı bir ekosistemi içeren kart piyasasına masallardaki Zeus misali müdahale ediyor.
Bütün bunların ambalaj paketinde ise zamanında Ali Babacan’ın bolca bastırıp stoğa aldığı Makro İhtiyati Önlem etiket yer alıyor. Bu kavramın Lozan’ın Gizli Maddelerinden bile daha etkili olduğunu düşünüyorum.
Lozan’ın 100 yılı geçti gizli maddeleri göremedik ama asıl amacı finansal sistemin yani Banka ve Banka dışı finans kurumlarının batarak ülke ekonomisine zarar vermemesi ve ikincil ana amacı da Konut fiyat istikrarı olan Makro İhtiyati Önlem bizde enflasyondan işsizliğe, kamu maliyesinden cari açığa her işe yarayan faizi düşüren enflasyonu azaltan sihirli değneğe dönmüş durumda. Dertlilere deva hastalara şifa veren üç öğün yenen bir muz tadında.
AHBV Üniversitesinde devam eden tez çalışmam için yararlandığım kaynaklardan birinin adı “Biz Makro İhtiyatçı Değiliz” adını taşıyor. Bu makalede finansal sistemi asıl bozanın finansal kurumlar değil Kamunun bizatihi müdahalesi olduğu ifade ediliyor.(*) TCMB uzmanları Jstor’dan biraz makale indirse iyi olur.
Yıllarca "halkın feraseti"ne sığınan anlayış, kredi kartı limitleri söz konusu olunca birden belirli bir kesimin ferasetini sorgulamaya başladı. Kredi kartını kredi gibi gören, mevcut kuralları denetlemek yerine otomatik budama yapan BDDK ve arkasındaki TCMB, piyasayı "koruma" adına bozuyor. Makro ihtiyati önlemler ise Lozan'ın gizli maddelerinden daha gizemli bir sihirli değnek haline geldi: Enflasyondan cari açığa her derde deva, ama asıl sorun kamunun kendi müdahaleleri. Glăvan ve Anghel'in dediği gibi, finansal sistemi asıl bozan kurumlar değil, onların üstüne çöken devlet eli. Belki de en gerçekçi çözüm, daha az "ihtiyati" müdahale ve daha fazla piyasa özgürlüğü – ama bu, feraset meselesi değil mi?
(*)https://www.independent.org/tir/2012-13-winter/we-are-not-macroprudentialists/
The Independent Review
Vol. 17, No. 3 (Winter 2013), pp. 349-368 (20 pages)
Published By: Independent Institute

































Yorum Yazın