Hafta sonu İyi Parti’nin dördüncü olağan kurultayını takip ediyordum. Aslına bakarsanız CHP dışındaki partilerin kongre süreçlerini izlemek bana pek tat vermiyor. Farklı fikirlerin çatışmadığı, tek adaylı ve dolayısıyla renksiz kongreler düzenleniyor çoğunlukla.
Ama İyi Parti, görece biraz daha ayrı bir yerde duruyor. Henüz birkaç senelik bir siyasî parti olmasına rağmen dört olağan kurultay toplamış, hatta iç çalkantılarıyla olağan kurultayından fazla olağanüstü kurultay toplamış ve kısa ömründe iki genel başkan seçmiş bir partidir.
Türk siyasetine göre dikkat çekici bir parti olduğunu söyleyebilirim.
İyi Parti’nin ilgi uyandıran bir özelliği daha vardır. Parlamenter dönemin daha yarısına bile gelmeden sandalyelerinin önemli bir kısmını iktidara kaptırmıştır. Mecliste 43 sandalyesi varken 29’a düşmüştür. Bunların bir bölümü CHP’ye katılırken, çoğunluğu soluğu iktidar saflarında almıştır.
Bana kalırsa İyi Parti’nin meclisteki kan kaybının en başat sebebi, kadrolarının iktidarı hedeflemesi ve bu sayede devletin arpalığından nemalanmak istemesidir. MHP, kadrolarının bu iştahını iktidar ortağı olarak tolere etti. Aşağı yukarı benzer bir yapıya sahip olan İyi Parti ise kadrolarının iktidar açlığını gideremediği ölçüde eriyor.
Zaten ayrılan vekillerin genellikle iş dünyasından geldiği biliniyor. Basına yansıdığı kadarıyla iktidar sıralarına geçtikten sonra büyük teşvikler aldıkları hemen herkesin malumudur.
İyi Parti, ideolojik kadrolarını öncelemek yerine ekonomik bakımdan güçlü adaylarla öne çıkmayı tercih etmenin ve buna karşın hedeflenen iktidarı ele geçirememenin sancılarını çekiyor.
İktidarın başlattığı “Terörsüz Türkiye” sürecinin İyi Parti’yi bir ölçüde yukarıya taşımasını bekliyordum. MHP, 1990’larda teröre karşı duruşuyla ciddi biçimde ivmelenmişti. Buna mukabil İyi Parti, benzer bir yükseliş trendini tutturamadı.
Muhtemelen kökenini aldığı ülkücü camiayla merkez sağ arasındaki gelgitlerin faturasını ödüyor. İyi Parti, sürekli merkez sağda boşluk olduğu ve dolayısıyla Türk siyasetinin bu denli boşlukları kaldıramayacağı ön kabulüyle hareket ediyor. Ancak Türkiye’nin yakın tarihi benzer tezleri ileri sürerek siyasette tutunmaya çalışan partiler mezarlığıdır.
İyi Parti her ne kadar merkez sağda bir alan kaplamaya çalışsa da bagajındaki “devlet, ocak, dergâh” siyasetini kenara atamıyor. Kadroları itibariyle de zaman zaman merkez sağ aktörlerle esas kurucu çekirdek olan milliyetçi kesimlerin mücadelesini görüyoruz.
Daha enteresanı İyi Parti, CHP’ye göbekten bağlı. İyi Parti’nin hep yüzde on bandında olduğu konuşuluyordu. Bazı dönemlerde yüzde yirmilere doğru sıçrayabileceği üzerinde duruluyordu. Son seçimlerde kantara çıktığında, CHP’nin olmadığı yerde pek ağırlık basmadığı görüldü.
Burada eşyanın tabiatına aykırı bir durum vardır. İyi Parti, ister iddia ettiği gibi merkez sağdaki boşluktan temel alsın, isterse içinden çıktığı ülkücü geleneği yansıtsın; her iki siyasî çizgi de CHP karşıtlığıyla vücut bulmaktadır.
Türk merkez sağının beslendiği siyasal ve entelektüel damarlar, gıdasını sağın uç renklerinden alır. Özellikle Siyasal İslamcı tezler, merkez sağın genel siyaseti açısından belirleyicidir.
Keza MHP’nin kurucu felsefesi dahi önemli ölçüde, CHP’nin milliyetçilikten sapmalar gösterdiği savıdır.
Hal böyleyken İyi Parti, kendi öz kütlesini siyasete yansıtmak gibi zorlu bir sürece girmenin zahmetine katlanmadan, kestirmeden CHP’nin kanatları altına girince kendisini anlatmakta güçlük çekti.
Potansiyel seçmenleriyle CHP’nin tabanı büyük oranda kesişti. İki parti arasında oy geçişkenlikleri gözlemlendi. İyi Parti, ağırlıkla CHP’li seçmene seslendi.
İyi Parti, CHP’ye yakın televizyonlarda boy gösterdi. Muhalif medyada kendine yer bulabildi. Kentli, seküler ama bir ölçüde milliyetçi ve muhafazakâr kaygıları olan CHP’li seçmenlerden oy devşirdi.
CHP, söz konusu seçmenleri elbette parsellemiş değildi. Ancak İyi Parti, doğal seçmen kitlesini meydana getirmesi gereken merkez sağ/milliyetçi/muhafazakâr tabanda kendisine yer açabilmiş gibi durmuyor.
Bu çelişki gün yüzüne çıktıkça mücavirinde başka partiler kuruluyor. Örneğin İyi Parti’den ayrılan Ümit Özdağ şehirli, seküler, ultra milliyetçi, Atatürkçü/Kemalist hassasiyetleri olan gençleri kucaklayan yeni bir partiyle yoluna devam etme kararı aldı. Diğer taraftan Yavuz Ağıralioğlu, taşranın milliyetçi ve muhafazakâr kaygılarını gözeten bir oluşumla sahne aldı.
İyi Parti’de durulmayan sular ve ayrılıklar daha çok toz kaldıracaktır. Kanımca partinin öncelikle siyasal ve ideolojik olarak konumlandığı yeri netleştirmesi gerekiyor. Kadrolarını devletin arpalığından nemalanmak amacıyla iktidarı hedefleyenlerle değil de sokağın tozunu yutarak siyasete girenlerle hazırlaması gerekiyor.
Partinin yapısal bakımdan daha belirgin bir çizgiye oturması, CHP’yle ilişkileri de tayin edecektir. İyi Parti’nin yola ilk çıktığı andan itibaren CHP’nin omuzlarına basması ve şimdilerde “özü başına” hareket etmesi, potansiyel seçmenlerine kolay anlatabileceği bir durum değildir.
Kantara çıktığında fazla çekmemesinin en önemli nedeni budur. Somuta indirgemek gerekirse; mesela son yerel seçimlerde İyi Parti, daha önce desteklediği CHP’li başkanların karşısına rakip adaylar çıkardı. Ancak toplumun önüne alternatif koyulamadı. İyi Parti, CHP’den ne ölçüde ayrışıyor veya yerine ne öneriliyor gibi sorulara cevap geliştirilemedi.
Esasında İyi Parti’nin, CHP’yle girdiği ilişkinin bir benzerini Gelecek ve DEVA da yaşamıştı. İktidarın potansiyel tabanından oy alması beklenirken karşı mahallede konumlandığı için şimdilerde esamileri bile okunmuyor.
Demem o ki İyi Parti’nin keskin bir “u” dönüşü yapması biraz maliyetli olacaktır. Kendisini anlatması, eleştirileri göğüslemesi ve bilhassa çizgilerini berraklaştırması gerekiyor. Kurultay sonrası süreç belki yeni fırsatlar sunabilir.




























Yorum Yazın