Nazım’ın 124. Doğum Gününe Armağan
Nazım Hikmet, hiçbir kalıba sığmayan bir insanlık şairidir. O, büyük insanlığın gerçek bir bireyiydi. O, özgürlüğün, umudun, aşkın, eşitliğin, adaletin, barışın ve aydınlanmanın şairidir. Nâzım’ın düşüncesinde, insan her şeydir. Nazım, hiçbir putun, doğmanın, karanlığın, yobazlığın, kurgunun ve ideolojinin insanın yerine geçmesine izin vermez. Nazım, insanı merkeze alan radikal ve sahici bir özgürlük filozofu ve şairidir. Nazım, filozof şair nitelemesini sahiden hak etmektedir. Nazım’ın şiiri, sloganlaştırılarak içi boşaltılamaz. Nazım’ın şiiri, sloganları, yalanları ve yanılsamalarıı meşrulaştırmanın aracı haline getirilemez. Nazım’ın şiiri, insan onurunu ve özgürlüğünü ezen her türlü otoriteye karşı yöneltilmiş ahlaki bir başkaldırıdır. Nazım, bir isyankardır. Nazım’ın isyanı, gerçekçilikten kopuk romantik bir duyarlılıktan değil, insanın özgür doğasına duyulan derin bir saygıdan ve bağlılıktan beslenmektedir. Nazım’ın tek ölçüsü, insanın özgür doğasıdır.
Nâzım, hegemonik bir şair değildir. Nazım, iktidar yerine insanı merkeze almıştır. Devlet, ideoloji, din, ırk, kültür, tarih ya da kutsal söylemler, insanın özgürlüğünü bastırdığı anda Nâzım’ın dünyasında meşruiyetini, geçerliliğini ve gerekliliğini kaybetmektedir. Nazım, bütün otoritelere, doğmatizmlere ve yobazlıklara mesafelidir. Siyasal otorizmleri ve totaliteryanizmleri reddeden Nazım, her türlü dini ve ideolojik doğmatizmi ve despotizmi de reddetmektedir. Nazım, insanı hiçbir büyük dava, din ve ideoloji feda etmemektedir. Nazım, insanı, büyük insanlığın özgür bir mensubu yapmayı amaçlamaktadır. Nazım’ın insani ve ahlaki bilincinde, insan sadece büyük insanlığın özgür bir bireyi olmalıdır.
Bu dünyadaki en sahici amaç, büyük insanlığın özgür bir bireyi olarak yaşamaktır. Büyük insanlığın özgür bir üyesi olmanın dışında sahte otoritelere ve doğmalara köle olmak, insanın kendini inkârı anlamına gelmektedir. Nâzım için insan, hiçbir amaç için araçsallaştırılamaz. İnsan, araç değil, amaçtır. İnsanı araçsallaştıran her şey, insanın insanlıktan çıkarılmasını amaçlamaktadır.
Nâzım Hikmet’te özgürlük, ütopik bir ideal değildir. Özgürlük; ekmekle, aşkla, emekle, bedenle ve umutla iç içedir. Nâzım, şiirini baskıcı rejimlere ve zihinsel köleliğe karşı yazmıştır. İnsanın düşünme ve seçme yetisini felç eden bütün dini ve din dışı doğmalar, Nâzım’ın şiirinde mahkûm edilmektedir. Nâzım, itaati ve iktidarı kutsallaştıran bütün saplantılara ve sapkınlıklara isyan etmektedir.
Hapishane ve sürgün, Nâzım Hikmet’in hayatında birer trajedi değil; özgürlüğü ertelemeyi reddeden bir insanın kaçınılmaz bedelleridir. Hapishane şiirlerinde bile teslimiyet değil, insanın içsel özgürlüğünü koruma kararlılığı vardır. Bu nedenle Nâzım, acıyı yücelten bir mağdur edebiyatı üretmez; acının içinden umut, aşk ve özgürlük ahlakı çıkarmaktadır.
Nazım’ın şiirinde insanın ahlaklı ve özgür olmak için hiçbir doğmatizme ihtiyacı olmadığını görmekteyiz. İnsanın ahlaklı olmak için ihtiyaç duyduğu tek şey, sahici anlamda büyük insanlığın özgür ve onurlu üyesi olmaktır. Bütün doğmatizmler, insanın onurunu ve özgürlüğünü inkâr ettikleri için insanı ahlaksızlaştırmayı amaçlamaktadırlar. Doğmatizm, ahlakın temeli değildir. Doğmatizm, ahlaksızlık, yalan ve çürüme üretmektedir.
Nâzım, umudunu hiçbir zaman yitirmemiştir. Nazım, kaderci değildir. Nazım, hep değişimi esas almaktadır. Hayatı ve dünyayı değiştirme ümidinden ve umudundan Nazım, hiçbir zaman vazgeçmemiştir. Nazım, silik bir şekilde beklemeyi veya avunmayı reddetmektedir. Umut, insanın şu ana ve geleceğe karşı sorumluluğudur. İnsan, umudunu sahte dünyalara erteleyerek bu dünyadaki sorumluluğundan vazgeçmemektedir.
İnsan bu dünyada, insanlığa ve doğaya karşı sorumludur. Umutsuzluk, bir derinlik değildir. Umutsuzluk, insanı eylemsizliğe mahkûm eden zihinsel, duygusal ve ahlaki zaaf ve zayıflıktır. Nazım için karamsarlık, entelektüel bir erdem değildir. Acıyı, nefreti, ayrımcılığı, akılsızlığı ve ahlaksızlığı inkâr etmeyen Nazım, umudu ve aşkı savunan dayanıklı ve direngen bir asidir.
Nâzım’ın hümanizmi çok gerçekçidir. Nazım’ın insan sevgisi, gerçek insanların gerçek acılarıyla yüzleşen somut bir vicdandır. İşçi, mahkûm, sürgün, kadın ve çocuk, Nâzım’ın şiirinde ideolojik figürler değil; onuru olan bireylerdir. Bu nedenle Nâzım’ın dili yukarıdan konuşan bir aydın dili değil; insanla yan yana duran eşitlikçi bir dildir.
Nâzım, nostaljik bir ikon ya da ideolojik bir put değildir. Nazım, romantik bir aşk şairi değildir. Nâzım, geçmişte kalmış bir şair değildir. O, otoriterliğin, dogmatizmin ve insanı ezen her türlü yapının yeniden üretildiği çağımızda hâlâ konuşan, hâlâ rahatsız eden ve hâlâ umut eden canlı bir vicdandır.Nâzım’ı büyük yapan şey, şiirinin gücü kadar, insanı merkeze alan özgürlük ahlakından asla vazgeçmemesidir. Nazım’ı yaşatan da tam olarak budur.




























Yorum Yazın