ABD’nin öncülüğünde emperyalist ülkeler, 11 Eylül İkiz Kuleler saldırısı sonrasında hak ve özgürlükler meselesini yeni bir güvenlik konsepti üzerinden ele almaya başladılar. Terörle mücadele gerekçesi, temel hakların önüne geçmeye başladı ve neredeyse bütün iktidarların yol haritası ile pusulası hâline geldi.
Irak’ın işgali ve savaş, Orta Doğu’da bir dönüm noktası oldu. Ortadoğu haritasının ve iktidarlarının değişimine dair küresel rüzgârlar esmeye başladı. Savaş sonrasında Irak Kürt Federal Bölge Yönetimi’nin oluşması, 21. yüzyılın Kürtler için “altın yüzyıl” olarak tanımlanmasına ebelik etti.
21. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşananlar, bölge halklarının buna hazır olmadığını gösterdi. Devletler, Kürtlerin haklarını tanımaya zorlanmak bir yana, beka korkularını aşmış ve teşvik eden bir pozisyona geçmedi; aksine bundan hâlâ imtina etmeye devam etti.
İran’ın kuzeybatısında 22 Ocak 1946’da kurulan ve Aralık 1946’da yıkılan Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nden sonra ortaya çıkan ilk Kürt yönetimi, Irak Kürt Federal Bölgesi oldu.
Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da, “Arap Baharı” olarak adlandırılan; otoriter rejimlere, yolsuzluğa, işsizliğe ve siyasal baskıya karşı halk hareketleri hızla yayıldı. Suriye’de başlayan hareket kısa sürede iç savaşa dönüştü.
Suriye iç savaşı ve Kürtlerin aktörleşmesi
On üç yıl süren iç savaş, başta Suriye Kürtleri olmak üzere tüm Kürtlere yeni bir pencere açtı. Kürt silahlı güçleri küresel siyaset arenasında, ülkenin geleceğine dair söz söyleyebilen ve gelişmeleri etkileyebilen en etkin ve direngen aktörlerden biri hâline geldi.
Uluslararası alanda bunu sağlayan şey Kürtlerin hak ve özgürlükleri değil; 11 Eylül sonrası kurulmak istenen yeni dünya düzeninin temel ekseni olan güvenlikçi yaklaşımlar, kaygılar ve planlardı.
ABD bu durumu IŞİD’le mücadelede “vazgeçilmez müttefikimiz/ortağımız” diye tanımlarken, Türkiye Suriye’de Kürtlerin elde ettiği güçlü pozisyonu ve varoluş biçimini devletin bekası için tehdit olarak gördü.
Hamas’ın 7 Ekim 2023 saldırısı sonrası İsrail’in Gazze’de başlattığı ve Ortadoğu’da yeni bir güvenlik dizaynını hedefleyen savaş, ABD ve Batılı ülkelerin açık desteğiyle bölgedeki dengeleri hızla değiştirdi. Esad’ın 8 Aralık 2024’te ülkeyi terk etmesi ve Ahmed el-Şara yönetiminin uluslararası alanda muhatap alınmaya başlamasıyla Suriye’de de dengeler değişti.
Suriye’nin yeniden inşasında Kürtlerin oluşturduğu özerk yönetim ve askerî güç bir yıldan fazla süre masanın ana gündemlerinden biri olmaya devam etti. Kürt siyasi ve askerî güçlerini var eden dinamiklerin kökten değişmesi beklenmedik değildi.
Mahabad Cumhuriyeti’nin yıkılışından Türkiye’nin Suriye müdahalelerine; Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin 25 Eylül 2017 bağımsızlık referandumu sonrası yaşadığı gerilemeden Kerkük’ün referandum yapılmadan fiilen Bağdat’a bağlanmasına kadar yaşananlar, 11 Eylül sonrası güvenlikçi paradigmanın bölgesel yansımalarını özetleyen örnekler oldu. Federal Kürt Yönetiminin önünde yeni bir cumhurbaşkanı belirleme sorunu var. Bunun da Bağdat Erbil arasında yeni krize dönüşme olasılığı çok yüksek.
Paradigma değişiminin sınırları ve yönü nasıl olacak belirsiz
Bugün Şam ile Kürt hareketi arasında imzalanan 30 Ocak anlaşma süreci, yeni küresel paradigmanın Kürtlerin yüz yıllık kimlik ve varoluş mücadelesini Ortadoğu’nun emperyal amaçlı yeniden dizaynına eklemleme çabasını büyük ölçüde açığa çıkarmıştır.
Bu statükocu paradigma, Kürtlerin yüzyıl öncesinin inkâr temelli varoluş biçimini aşındırdığını kabul etse bile, kendi kaderlerini tek başlarına belirlemelerine izin vermemeyi; dört ülkenin başkentlerinin çıkarlarına endeksli yeni bir varoluş çerçevesini dayatmaktadır.
Merkezinde ise yine enerji kaynaklarının kontrolü, ulus devletlerin güvenliği ve merkeziyetçi yönetim anlayışı yer almaktadır.
Buna karşılık Kobani kuşatması ve SDG’yi özerk bölgeden çıkarma girişimleri sonrasında Kürt toplumunda ortaya çıkan geniş sivil sahiplenme ve dayanışma, bu paradigmanın sınırlarını da göstermektedir. Kürtlerin top yekûn eski varoluş biçimlerine rıza göstermeme konusunda önemli bir mesafe aldıklarını görüldü.
30 Ocak anlaşması hem Kürt siyasal güçleri hem de bölgesel-küresel statükocu aktörler için yeni bir paradigma ihtiyacını açık biçimde ortaya koymuştur.
Ankara’da “Kürtleri ezdik” diye sevinenlerin Suriye’de Kürtlerin sınırlı da olsa siyasal ve askerî bir alan inşa ettiğini görmesi; ana akım Kürt siyasal hareketinin ise değişen dünyada tek çözüm anahtarına indirgenmiş ezberleri sorgulaması kaçınılmazdır.
Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 Barış ve Demokrasi Çağrısı’nı Kürt hareketinin paradigma değişimine duyduğu ihtiyaç olarak okumak gerekir. Tamamlanmış ve bütünlük bir paradigma değimin işaretleri ortaya serildi. Yeni paradigma, yeni çözüm sürecindeki gelişmeler şekillendirecektir.
Açıklamada geçen “Aşırı milliyetçi savruluşunun zorunlu sonucu olan; ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır” cümlesi ortaya çıkardığı sorunun yanıt hala yok. Devletle ve toplumla gönüllü bütünleşme nasıl olacak ve Kürtlerin kendi kimlikleriyle varoluşlarına statüko ne derece rıza gösterecek belirsiz.
Son bir yılda Türkiye ve Suriye’de yaşananlar bunu açıkça göstermektedir.
Aksine takdirde netleşmiş ve bütünselliğe sahip değişim ve dönüşüm paradigması gibi davranmak ciddi bir inandırıcılık ve siyasal savrulma sorunu kaçınılmaz olacaktır.
Ezcümle: Herkes için çok yönlü bir muhasebe, yeniden yapılanma ve siyasal dönüşüm zamanıdır. Bu bölgesel bütün aktörler için geçerlidir.






























Yorum Yazın