Türkiye’yi dönüştürme amacı güden AKP’nin futbolu da dönüştürmek istemesi şaşırtıcı değil; aksine, anlaşılması gereken bir durumdur. Kurulu düzeni tüm imkânlarıyla kullanarak iktidara gelen ve ardından geldiği yolu hafriyatla doldurmaya çalışan bu siyasi anlayış futbolu da yeniden tanzim etmek isteyecektir.
"Hayat futbola fena halde benzer. Futbol şahsi beceri gerektirir; ama aslında toplu oynanan yani insanların bir tamilde oynadıkları bir oyundur.
Hayat da öyle değil mi? İstediğin kadar yetenekli ol, iyi bir takımın yoksa kaybedersin. Evet kaybedersin"
Dar Alanda Kısa Paslaşmalar
28 Ağustos 2025, Türk futbolunda tarihsel bir kırılma günü oldu. Manchester United’da art arda görev yapmış Mourinho ve Solskjaer, Fenerbahçe ve Beşiktaş’tan neredeyse eş zamanlı olarak kovuldu. Manchester United’ın da krizde olması, bu günün anlamını daha da derinleştirdi. Türkiye’de futbolun üç büyüğünden ikisi, başarısız sonuçların faturasını dünya futbolunda marka olmuş iki teknik adama kesti.
Diğer büyük Galatasaray ise Şampiyonlar Ligi’nde iddialı fikstürüyle kaostaki rakiplerine adeta selam çakıyor.VAR kameralarıyla futbolun giderek daha demokratik bir hale geldiği bu çağda, eskiden olduğu gibi faturayı hakemlere ya da “derin güçlere” kesmek mümkün olmuyor.
Türk insanının, özellikle Avrupalıdan en önemli farklarından biri hobilerinin sınırlı oluşudur. Türkiye’de esnafın dükkânı neredeyse hiç kapanmaz; pazar günleri bile açıktır. Kadınların ev gezmeleri, erkeklerin ise futbol tutkusu, hobi ihtiyacını büyük ölçüde karşılar.
Elbette, yeni sosyolojik değişimler ve dijital dünyanın etkileri yadsınamaz. Ancak futbol, açık ara en büyük eğlence kaynağı olma rolünü sürdürmektedir.
AKP döneminde, Türkiye’deki müesses nizamı hedef alan eleştirilerden futbol da nasibini almıştır. Futbol, kimi zaman 3 Temmuz süreci gibi komplolarla itibarsızlaştırılıp halktan soğutulmaya çalışılmış, kimi zaman ise iktidar destekli belediye kulüpleriyle mevcut yapı hedef alınmıştır. 3 Temmuz süreci, 15 Temmuz’dan bağımsız ele alınamayacak bir karanlık olarak öne çıkar. Ancak, kırılgan futbol kulüplerinin bağımlılık ilişkileri ve baskın siyasi güç, bu karanlığın sorgulanmasını şimdilik belirsiz bir geleceğe ertelemiştir.
Öte yandan, Türkiye’de futbol denince akla gelen “Üç Büyükler”in tahtını sarsmak için İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) kaynaklarının kullanıldığını unutmamak gerek. İBB bünyesinde kurulan ve AKP ile organik bağlarını gizlemeyen bir futbol kulübü, Türkiye’nin futbol iklimine en tepeden giriş yapmıştır. Bugün pek hatırlanmasa da, Galatasaray’ın “yenilmez” hocası, İBB’nin futbol takımıyla şampiyonluk yaşamıştı.
Türkiye’de futbol tarihçiliğine aşina olanlar, İBB’nin futbol kulübünü, Atatürk döneminin “Ateş-Güneş” takımlarıyla kıyaslar. İBB’nin kulübü, para kazanan ve kazandıran bir nakit üretim makinesi olarak belediyeden koparıldı ve AKP’yle yoğun bağları olan ellere emanet edildi
Beşiktaş ve Fenerbahçe’nin bu yeni nizam içinde savrulmaları, kendi yanlış tercihlerinin bir sonucu olsa da, kelebeğin kanat çırpışının bile okyanusları etkilediği bir dünyada, olan biteni siyasetten bağımsız okumak saflık olur.
Ekonomik gücün belirleyiciliği, İBB-Başakşehir örneğinde olduğu gibi kendini daha fazla öne çıkarıyor. Türkiye gibi bir ülkede futbolun iktisadi değerinin düşük olması beklenemez. Futbolun para kazanması, kazandırması ve yüksek bütçelerle oynanması şaşırtıcı değil.
AKP’nin futbolda hâkimiyet kurmaya çalışması ve bunu profesyonel bir futbol kulübünün arkasında durarak yapması, zamanın ruhuna uygun bir hamleydi. 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine dair sandık çıkış anketine bakıldığında, AKP’nin oy tabanının ana ekseninde futbola en uzak kesim olan ev kadınlarının yer aldığı görülür. Bu kesimle AKP arasındaki bağ, 2018 seçimlerinde zirveye ulaşmıştı.
Bu bağlamda, AKP’nin İstanbul’un kaynaklarını kullanarak bir futbol takımı yaratması, anlamlı bir siyasi duruştu.Gezi Parkı protestoları sırasında Üç Büyükler’in muhalefetten yana tavır alması ve “İstanbul United” logosu altında Taksim’i, Gezi Parkı’nı savunması, bu duruşun bedellerinden biri oldu.
İstanbul takımlarına karşı belediye sponsorluğunda rekabet üretimini Ekrem İmamoğlu da eleştirmişti. İmamoğlu, bu tavrını hiç gizlemedi. Üç Büyükler’in İstanbul’u aşan taraftar profili, esasen Türkiye’yi tek tip bir anlayışa taşımaya çalışan AKP zihniyetinin futboldaki izdüşümüne karşı durmaya çalışıyor.
Türkiye’yi dönüştürme amacı güden AKP’nin futbolu da dönüştürmek istemesi şaşırtıcı değil; aksine, anlaşılması gereken bir durumdur. Kurulu düzeni tüm imkânlarıyla kullanarak iktidara gelen ve ardından geldiği yolu hafriyatla doldurmaya çalışan bu siyasi anlayış futbolu da yeniden tanzim etmek isteyecektir.
Beşiktaş ve Fenerbahçe’nin bu yeni nizam içinde savrulmaları, kendi yanlış tercihlerinin bir sonucu olsa da, kelebeğin kanat çırpışının bile okyanusları etkilediği bir dünyada, olan biteni siyasetten bağımsız okumak saflık olur.

Yorum Yazın