Şili’nin Sosyalist Cumhurbaşkanı Allende’nin 1970’lerin bölünmüş dünyasında seçimle geldiği makamından ABD destekli darbe ile edilmesi bugünlerin çakma sosyalisti Maduro’nun başına gelenlerle taban tabana zıt bir görünüm sunar.
Allende’yi darbe ile yerinden etmek son aşama olsa da bu sona giden yolda meşrulaştırıcı ve hızlandırıcı etkiyi Şili’li Kamyoncular yapmıştı.
Kamyoncu grevi olarak adlandırılan bu olay sonrasında Allende’nin demokratik biçimde geldiği makamdan uzaklaştırılması kolaylaşmıştı. Sonrasında Pinochet diktatörlüğü altında Şili halkı ezilmiş bu dikta rejimi uzun yıllar boyunca Şili’yi faşizmin simgesi haline getirmişti. Bugün o dönemin insan hakları yaraları hâlâ kapanmadı.
Bir süredir bulunduğum memleketim Kastamonu’da sohbet ettiğim AKP’li hemşerim ile konuşmanın bir yerinde taşıt kredisi var mı yok mu sorusuna aldığım cevap üzerine aklıma Şili gelmişti.
Kastamonu’nun en önemli ve çocukluğumuzdan beri hayatımızda olan Kamyoncu Kooperatifi ya da kısa adıyla TAŞIKO’nun kamyon parkının kredi ile nasıl güncellendiğini anlatarak cevap vermişti. Ona göre krediye erişim sorunu yoktu.
Ben tabii ki her biri vergi levhalı esnaf olan Kamyoncuları kastetmemiştim. Taşımacılığı ister tüzel ister gerçek kişi yapsın tacir sıfatına girer ve kullandığı kredi de ticari kredi hükmündedir.
Oysaki dünyada “Vehicle Loan” ya da “Car Loan” dediğinizde akla bireylerin kullandığı taşıt kredisi gelir. Kamyoncunun kullandığı kredinin taşıt finansmanı için olması onu ticari niteliğinden çıkarmaz ve Vehicle ya da Car Loan hanesine yazdırmaz.
Türkiye’de bireysel kredinin tüm türlerinin ekonomi içindeki payının anlamsız seviyelere gelmesi, Konut Kredisinin deyim yerindeyse yok olması , İhtiyaç Kredisinin faizinden %30 vergi alınması gibi hususları defalarca yazdım(*). Taşıt kredisi ise yine %30 faiz vergisinden nasibini almanın yanında sözde Makro İhtiyati özde ise kumanda ekonomisi önlemlerle çoktan arkeolojik nesneye dönüşmüştü.
Aşağıdaki grafik taşıt kredisinin toplam Banka aktifleri içindeki payını gösteriyor. BDDK verilerine göre 2002 sonunda 100 liralık aktif içinde 22 kuruş olan taşıt kredisinin payı 2025 sonunda 11 kuruşa düşmüş durumda. Bu çöküşün ülke ekonomisindeki, nüfustaki ve teknolojideki gelişmeyi ve GSMH artışını dikkate aldığımızda ifade ettiği pek çok detay söz konusudur
TÜİK ve ODMD verilerine göre 2025 sonunda Türkiye’de her 1000 kişiye düşen otomobil sayısı 203’e yükseldi. Bu rakam 2024’te 190’du ve Avrupa ortalamasının (genelde 400-600 arası) çok gerisinde kalıyor. Nüfusu 86 milyonu aşan bir ülkede trafiğe kayıtlı toplam araç 33 milyonu geçmiş olsa da, orta gelir grubunun yeni araç erişimi giderek zorlaşıyor. Bireysel taşıt kredilerinin banka aktifleri içindeki 23 yıl sonunda payının yarıya inmesi, tam da bu tablonun yansıması. Sermayesi kıt kesimler özellikle taşrada 50 yıllık Hacı Murat’lara ya da katılım finansman kuruluşlarının “faizsiz” hayal paketlerine yöneliyor.

Yakın zamanda Sayın Hakan Aran’ın enflasyonla mücadele etmeyelim basitliğine indirgenen konuşmasında da taşıt kredisinin çöküşüne atıf yapılmıştı. Non-Bank olarak adlandırılan katılım kurumları mevcut durumda Bankaların vermediği değil veremediği taşıt kredisini ikame eden yapılara dönüşmüş durumda. Tabii ki bu kurumların Bankaların fonksiyonunu ifa edebilmesi söz konusu değil.
Kamusal gücün yasal düzenlemeler, kötü ekonomi ile zirve yapmış faiz ve buna eklenen vergi yükü ile bireysel taşıt kredisinin iflahını kesmesi insanların taşıt sahibi olma hayallerinin kesilmesi anlamına gelmiyor. Katılım organizasyonları bu hayaller üzerinden insanlara araba sahibi olma umudu satabiliyor.
Bu durum, gelir eşitsizliğinin en çıplak halini ortaya koyuyor. Parası olan nakit alıyor, ticari kredi bulabilen (özellikle kamyoncu, esnaf) filosunu yeniliyor; orta ve alt-orta sınıf ise ya hayalini ertelemek ya 50 yıllık yürüyen tabutlara talim etmek ya da “katılım” havuzundan umut satın almak zorunda kalıyor..
Taşıt almanın taşıta ihtiyacı olana değil sadece parası olana hak görülmesinin arka planındaki gerekçeleri Mehmet Şimşek (ya da onun bana göre zihinsel -bu aralar üvey-kardeşi Babacan) sıkı power point slaytları ile anlatabilir. Oysa bu Abidin Dino’nun mutluluğun resmini çizmesi gibi aslında Gelir Eşitsizliğinin resmini gösterir.
Türkiye’de Bireysel Borçluluğun düşük olması ile övünen Mehmet Şimşek bu borçlarla ulaşılan taşıt/konut gibi varlıkların günümüz insan hayatında, çekirdek aile kurgusunda ne denli önemli olduğunu da bilmiyor olamaz.
Mehmet Şimşek’in bireysel borçluluğun düşük olmasından övünç duyduğu tabloda, aslında gelecekteki gelire dayalı refah imkanlarının daraltıldığı görülüyor. Karl Marx Kapitalizmin sonunu emekçilerin tüketim yapamaz hale gelmesine bağlamıştı. Kapitalizm ise vadeli satışı ve taksitli krediyi keşfederek emekçilere gelecekteki gelirlerini piyasa faizinden iskonto ettirerek onlara tüketim ve refah sağladı. Burada ise makro-ihtiyati önlemleri kumanda aracı haline getirilerek bu mekanizma bilinçli şekilde tıkanıyor.
Türkiye 2008 ABD krizinin sonrasında geliştirilen Makro İhtiyati Önlem kavramının içini önce boşaltıp sonra tamamen kumanda ekonomisi aygıtlarını dolduran Babacan-Şimşek yönetiminde emekçilerin kapitalist sistemde var olma imkanlarını kısıtladı. Araya sızan Nebati’nin pırıldayan gözlerinin hediye ettiği enflasyon ise bireysel kredi tabutunun son çivisi oldu.
TOGG’a tanınan özel imtiyazlar dışında bireysel araç kredisi deryada damla kaldı. 2002 seviyesinin bile altına inen bu oran, otomotiv yan sanayiden iç talebe, istihdamdan vergi gelirlerine kadar geniş bir zinciri etkiliyor. Ekonomi bir bütündür. “Sağ çamurluk olmasın, kaput da gerek yok, stop lambasız da gideriz” mantığıyla taşıt kredisini sıfırlayabilirsiniz. Ama sonra “kamyonla tatile gitme fikrini niye beğenmiyoruz” diye sitem etmeyin.
Halkın günlük hayat standardı, sadece kamyon parklarının yenilenmesiyle yükselmez. Geniş tabanlı refah, seçici değil kapsayıcı politikalarla gelir. Kamyonların modellerini yenilemekte sorun yaşamayan hemşerim Kamyoncuları hoş tutmanın önemi konusunda dünyadan örnekler düşünecek kadar vizyoner tabii ki değil. Politik olarak da bunu beklemiyorum. Malum Avrupa bizi kıskanıyor. Kendisini bununla suçlamam.
Zaten selektif kredilendirme diye ifade edilince en muhalif ekonomistin bile yüreğinin orta yerine dokunuyor. Aman da seçici kredilendirme candır diye Şimşek arkasında saf tutuluyor.
Ama Kastamonu yollarında araba niyetine binilen herbiri 40 yaşını aşmış Hacı Murat sahiplerinin derdiyle de birileri dertlenmeli.
Bazı sektörler ve bazı kesimler kredi bulabiliyor, diğerleri ise hayalle idare ediyor. Bu ayrım derinleştikçe ne sosyal huzur ne de sürdürülebilir büyüme mümkün olur.
Taşıt kredisi gibi kitlesel düzeyde refaha uzanma araçlarını kurutmak yerine, enflasyonu kalıcı biçimde düşürerek geniş kesimlere yeniden nefes alma imkanı şart. Bunu yapmak ise politik bir karardır.
(*) https://www.yeniarayis.com/yazi/turkiyede-bireysel-kredinin-nesli-neden-tukendi-12913



























Yorum Yazın