28 Şubat sabahı tüm dünya İsrail ve ABD’nin İran’a yaptığı hava saldırılarıyla uyandı.
Beklenmiyordu böyle saldırı çünkü ABD ile İran arasında sürmekte olan görüşmelerden iyi haberler geliyordu. Cenevre’de sürmekte olan görüşmelerde İran’ın nükleer programını sınırlama ve yeniden düzenlenmesi bakımında yeniden gündeme gelmişti.
En son 2015 Temmuz ayında imzalanan anlaşmayla İran, nükleer programında istenilen sınırlamaları Kapsamlı Ortak Eylem Planı-KOEP) kabul etmiş ve bu anlaşma 14.Temmuz. 2015 tarihinde imzalanmış ve bu anlaşma sonucu BMGK İran’a uygulanan bir dizi yaptırım kararını kaldırmıştı.
Tabi İran için bu anlaşmaya razı olmak kolay olmadı.
İsrail’in 13 Haziran 2015 günü başlattığı “Yükselen Aslan Operasyonu” ile “On İki Gün Savaşı” sonunda İran molla rejimi bu anlaşma için masaya oturmak zorunda bırakıldı.
Bugünde buna benzer bir siyasi süreç sonunda öncekinden çok farklı bir savaşın acı günlerini yaşıyoruz.
Yazının yayınladığı gün savaşın 8. Günü olmuş olacak ve şu ana kadar herhangi bir müzakere teklifi ve önerisi ortada gözükmüyor. Ve karşılıklı saldırılar sürüyor atılan füzeler sonucu çocuklar insanlar öldürülmeye devam ediyor.
Temennim taraflar arası yeniden müzakereler başlar ve karşılıklı bir anlaşmaya varılır.
Benim bu yazıda üzerinde duracağım asıl konu savaş başladıktan sonra savaşla ilgili yapılan yorumlar ve bu yorumların içinde dikkatimi çeken bazı noktalar oldu.
Birinci ve ağırlıkta ki değerlendirme “ABD ve İsrail’in uluslararası hukuku yok sayarak İran’ın egemenlik haklarına saldırmıştır.” oldu.
Bu değerlendirmeyle anlatılmak istenilen “İran’ın egemenliği korunmalı, saldırılar son bulmalıdır.”
İkinci değerlendirme ise “İran dünya için bir nükleer tehdittir ve ayrıca bölge barışına zarar veren tüm terörist faaliyetlerin arkasında İran var ve bu nedenle bu saldırı meşru bir saldırıdır.”
Bir üçüncü değerlendirme “her iki zorbalık arasında tarafsız kalmak” olmuştur.
Benim görüşüm bu üçüncü görüşten yana…
Ne Trump ve ne Netanyahu yani bu iki zorba uluslararası hukuk ne insan hakları hiçbir yanıyla kabul edilecek mahluklar değil ve ikisi de Gazze katliamı Venezuela baskını gibi daha pek çok olaydan sorumlu olanların, şimdi bu ikisinden uluslararası hukuka saygı beklemek, bu olacak bir iş değildir diye düşünmekteyim.
Diğer tarafta ise 47 yıldır İran halkını inim inim inleten bir faşist molla rejimi var, sadece 2025 yılında bin beş yüz idamın olduğu ülkede 47 yıl boyunca yapılan idam sayısı on binlerce insan olarak hesap ediliyor.
Petrol zengini ülke olmasına rağmen halkının yoksulluk içinde yaşadığı İran’da 90 milyon olan nüfusun 30 milyonu mutlak yoksulluk içinde yaşamaya mahkum edilmiş durumda bulunuyor.
Ülke servetinin çoğu yolsuzluklar üzerinden mollalara ve devrim muhafızı komutanlarının cebine aktarılıyor.
Al birini vur ötekine olan bir durum var ortada ancak efendim “neymiş bırakın bu molla rejimini İran halkı yıkarmış/mış”…
Siz biliyor musunuz İran’da son protestolarda altı bin İranlı çoğu genç insanın hayatını kaybettiğini?
Sokaklarda Besiç milis gücünün vatandaşına karşı estirdiği şiddet, terör ve işkence sonucu baş örtüsünden bir tutam sacı gözüktü diye öldürülen Mahsa Amini’de var.
Kürtlerle Beluçların ağırlıkta idam edildiği ülke adeta bir insan mezbahanesine döndürülmüş durumda…
Yine diğer yanda bölge ülkeleri arasında Şii mezhebinin kutsal ülkesi kabul edilen İran’da son saldırılar işin bu yanıyla da değerlendirilmesine neden olarak bölgede İran destekli terör örgütleri de hareketlendirmiş durumda…
Filistin’de Hamas, Lübnan’da Hizbullah, Yemen’de Husiler, Afganistan’da Taliban ve Irak Şiileri hareketli durumdalar aynı zamanda İran’ın vurduğu körfez ülkeleri de buna mukabil İran’a cevap verme hazırlığı içinde görülüyor.
Evet…
Bu savaş nerede ne zaman biter belli değil ama kimsede savaş üzerinden rejim değişikliğinin olabileceğine yaşanan örneklere bakıldığında olası görmüyor. Libya, Irak, Afganistan ve son olarak Suriye bunun son örnekleri…
Öylede olsa bile İran’da artık hiçbir şeyin eskisi olacağını düşünmüyorum..
Sorumuza dönecek olursak dünya tarihinde yakın zamanda bu benzer olaylar ve savaşlar olmuş ve devletler dayanışma göstermiştir.
Örneğin Nazi Almanya’sına SSCB ve ABD birlikte müdahale ederek bir insanlık kasabı olan ırkçı faşist Hitler’in iktidarına son vermiştir.
O zaman kimsenin aklına Almanya’nın egemenlik hakkı korunmalı diye bir soru gelmemişti.
Oysa o günlerde de devletlerin egemenlik hakları vardı ve bu biliniyordu.
Neyse yine de savaş ile çözüm aramak barış ile aramak karşısında tercih edilmemeli…





























Yorum Yazın