Bir Mücadele İnsanının Unutulmaz Portresi
Amerika’nın Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve eşi Cilia Flores, bir ülkenin egemenliğini hiçe sayarcasına “yatak odasına kadar girer girerek, darp ederek” tutsak alması; ardından sahneye konan ucuz itibarsızlaştırma gösterileri, beni 65 yıl geriye götürdü.
Tarihin tozlu raflarında kalmış bir sayfa değil bu. Aksine, bugün yeniden okunmak üzere açılması gerektiğine inandığım bir defter. Batılı emperyalist sömürgeciler için yöntemler değişse de niyet hiç değişmedi.
Yer altı ve yer üstü zenginlikleri için yakıp yıktılar, sınırlar çizdiler, halkları birbirine kırdırdılar. Dün Afrika’da, Orta Doğu’da; bugün Latin Amerika’da ve İran’da aynı oyunun farklı sahneleri kuruluyor. Sahne dekoru değişiyor, oyuncular değişiyor; fakat senaryo aynı.
Bir zamanlar adına “medeniyet” dediler.
Sonra “demokrasi” dediler.
Dün adına “insan hakları” dediler, “özgürlük” dediler.
Bugün aynı niyeti, “yaptırım”, “rejim değişikliği” ve “uluslararası düzen” maskesiyle dolaşıma sokuyorlar.
Arap Baharı diye sunulan süreçte Irak’tan Libya’ya, Yemen’den Suriye’ye, Mısır’dan Cezayir’e uzanan coğrafyada yaşananlar, bir uyanış değil; kontrollü bir yıkımdı. Şimdi aynı el, aynı kalıp, aynı dille Venezuela’ya, Küba’ya, Meksika’ya ve İran’a uzanıyor.
İşte tam bu noktada, takvimleri 1960’lı yıllara geri sarmak gerekiyor.
O yıllarda dünya iki kutupluydu; ama vicdan tek kutuplu değildi.
Yeni bağımsızlığını kazanmış ülkeler, “birinin arka bahçesi” olmayı reddediyordu.
Afrika’da Patrice Lumumba sesi yükseliyor, Latin Amerika’da Che Guevaralar çıkıyor, Orta Doğu’da Cemal Abdülnasır Süveyş’te bir kapıyı kapatıyordu.
Şimdi dilerseniz Afrika’ya uzanalım. Kongo’nun kızıl topraklarında, yağmur ormanlarının ağır kokusuna karışan bir ses yükseldi bir zamanlar. Bu ses, yalnız bir liderin değil; yüzyıllardır susturulmuş bir kıtanın, sömürünün karanlık defterine kazınmış acıların sesiydi.
Patrice Lumumba, Afrika’nın suskun yüzyıllarından doğan o gür, vakur sesti.
Tarihin Sahnesi: 20. Yüzyılın En Karanlık Satırları
1960 yazı…
Dünya ikiye bölünmüş: Bir yanda Sovyetler, diğer yanda Batı.
Afrika’nın yeraltı zenginlikleri — özellikle Kongo’nun uranyumu, kobaltı, altını — artık yalnız maden değil, küresel güçlerin kan damarlarıydı.
Belçika, sömürge defterini kapatır gibi görünse de, çıkarları daha yeni başlıyordu.
Lumumba, tam o çatlağın ortasında durdu. Bağımsızlığın kâğıtlara yazılmasından değil, halkın kaderinden doğması gerektiğini söyledi. Bu söz, Brüksel’de, Washington’da, hatta Katanga’nın ayrılıkçı saraylarında aynı anda alarm zillerini çaldı.
Bir Liderden Fazlası: Bir Ülkenin Vicdanı
O sadece siyasetçi değil, Afrika’nın kendi sesini bulma çabasının ilk gerçek yüzüydü. Konuşmaları birer manifesto, her cümlesi kurşun gibi sert, su gibi berraktı:“Ulusumuz özgür doğmuştur; başkasının lütfuyla değil, kendi hakkıyla.”
Bu cümle, sömürgeciliğin yüz yıl boyunca kurduğu tüm piramitleri çatlatıyordu. Ve tam da bu yüzden hedef oldu.
Darbe, Sürgün, Suikast: Küresel Bir Komplo
Önce darbe geldi — Mobutu eliyle. Ardından CIA’in dosyaları açıldı; Belçika istihbaratı Katanga’da yeni bir senaryonun ışığını yaktı. Lumumba’nın Moskova’yla kurduğu temas, Soğuk Savaş kalbinde bir “bölünme” korkusu yarattı.
Bu korku, bir adamın değil, bir kıtanın geleceğini cezalandırdı.
17 Ocak 1961…
Kongo’nun sessiz gecesinde, bir barakada Patrice Lumumba ve yol arkadaşları işkenceyle, dipçiklerle, nefes kesen bir öfkeyle susturuldu.
Ama tarihin ironisine bak ki: Onu öldürenler bugün unutuldu, o ise dikenli telleri aşarak Afrika’nın hafızasında ölümsüzleşti.
Cesedin Kayıp Yolculuğu: Tarihin En Acıtan Sayfaları
Belçikalı komiserin yıllar sonra anlattığı o korkunç detay —asitle eritilen beden, çalınan dişler, yok edilmeye çalışılan izler — bir liderin değil, bir dönemin utanç belgesiydi.
2022’de, Belçika devleti Lumumba’nın geriye kalan tek dişini ailesine iade ettiğinde
Afrika yalnız bir diş değil, yüz yıllık bir hakikati geri aldı.
Bir İsim Değil, Bir Direniş Atlası
Bugün Lumumba: Afrika’nın yırtıcı sıcağında büyüyen çocuğun umut gözlerinde, Kongo Nehri boyunca akan suyun hafızasında, Bir ulusun onurunda yaşıyor. Adı artık bir insanı değil, bir kıtanın yazgısını temsil ediyor: “Özgürlük, er ya da geç geri döner.”
Bazen kurşunları delerek, bazen sömürgecilere meydan okuyarak, bazen onurlu bir dik duruşla, bazen geriye kalan tek bir dişle, bazen de bir halkın sessiz duasında çiçek açarak.
Lumumba artık bir tarih sayfası değil; mazlum halkların onurla direnen hafızasıdır.

























Yorum Yazın