13 Ocak sabahı Büyükada tarihinde bugüne kadar pek eşi benzeri olmayan bir olay yaşandı. Adalar Belediyesi iskele çevresindeki restoranlar tarafından işgal edilmiş olan kıyı şeridindeki kaçak yapıların yıkımına başladı. Büyükada kıyı şeridinin, eğer şehircilik deyimiyle söylersek adanın ziyaretçileriyle, yerel halkıyla en cazip yerini oluşturan “gezinti ” (promönad) yolu adı verilen tarihi kıyı şeridini yeniden kullanıma açması, işgallerden arındırması yalnızca mimarlık ya da şehircilik açısından değil, aynı zamanda siyasal açıdan da üzerinde durulması gereken önemli bir olay.
Bana kalırsa bu tarihi dönüşüm yerel yönetimler açısından önemli ve kalıcı bir siyasal deneyime de dönüşebilir.
Diğer taraftan olayı ilginç kılan önemli bir tartışma konusu da şu: Büyükada’nın öngörünüm bölgesi olan İskele binasının çevresini işgal eden bu kaçak yapıları geçmişte Adalar Belediyesi’nin yaptırdığı biliniyor. Adalar Belediyesi bu kaçak yapılardan, işgallerden ayrıca yüklüce de bir gelir elde ediyordu, tıpkı kıyıları kiraya veren diğer kamu kurumları gibi. Burada da söylentiler muhtelif. Adalar'da bunca kaçak yapı, işgal edilmiş alan varken Belediye geçmişte kendi eliyle yaptırdığı bu yeni düzenlemeleri neden yıktı?
Eğer öyleyse Adalar Belediyesi hem yapılmalarına destek verip, hatta yenilemeye zorlayıp hem de sonra niye yıktırıyor? Öyle değil mi? Bunca zarar ziyan vermeden, zamanında görevini yaparak, burada yaşanan gelişmeleri hukuka uygun bir yönetim modeliyle düzenlemek varken?
Büyükada’nın öngörünüm bölgesindeki kıyı şeridini işgal eden bu kaçak yapılarla ilgili bölge koruma kurulundan tebligat gelmiş. Belediye bu nedenle yıkmak zorunda kalmış. Hatta merkezi yönetime bağlı olan kurulların belediyelerin üzerinde sallanan “Demokles Kılıcı”nın olduğunu söyleyenler bile var.
Bu tarihi olay bir siyasal tehdit karşısındaki konjonktürel bir vaka olarak değil, farklı bir yönetim deneyim olarak bir fırsata dönüştürülebilir. Merkezi siyasetin askıya almış olduğu bütün yerel konuların aynı zamanda farklı bir siyaset geliştirmek için bir fırsata dönüşme potansiyeli gibi.
Bu nedenle bu tarihi olayın geçmişi üzerinde durmakta yarar olabilir.
Büyükada gezinti (promönad) yolunun hikayesi
Sahile dik uzanan parselleri dikine kesen “gezinti yolu” (promönad) olarak düzenleme biçimi Roma döneminden günümüze kadar uzanan bir şehircilik uygulaması modeli. Modernleşme sürecinde, “Belle Epoque” olarak adlandırılan dönemde Akdeniz havzasında birçok deniz şehrinin kıyılarında yaygın bir şekilde uygulanıyor.
Geçmişin kompartımanlaşmış, mahallelere ayrışmış dünyasına karşı kozmopolit dünyanın bir karşılaşma alanı. Yerliler, yabancılar, farklı inanç toplulukları, toplumsal tabakalar bu müşterek mekanlarda birbirleriyle temas ediyor. Başkalarını görüyor ve kendisini gösteriyor. Bu yüzden daha çok ticaret burjuvazisine, yeni seçkinlere hizmet veren yerel yönetimler tarafından gerçekleştirilen bu tür mekan düzenlemelerinin müşterekleştirme siyasetlerinin bir unsuru olarak geliştiği de söylenebilir
Ancak 19. yüzyıldan kalan ve yalnızca fiziksel olarak mekanlara müdahale şeklinde gerçekleştirilen bu tür müşterekleştirme biçimlerinin temel bir eksikliğinin olduğu hemen fark ediliyor: Müştereklerin sahipleri ortada yok. Daha doğrusu varmış gibi gözüküyor ama 19. yüzyıldan kalma nesneleştirici, seksiyonlaşmış, tepeden inmeci yönetim modeli içinde yok. Ayrıca toplumsal bir mutabakat üzerine kurulmadıkları, çok yönlü bir kamu fikri içermedikleri ve daha çok seçkinlere hitap ettikleri için bu tür kamusal alan düzenlemelerinde bir tür yönetim boşluğu ortaya çıkıyor. Deniz kıyıları, tabiat parkları gibi küşterek alanlar işgal edilecek boşluklara dönüştürülüyor.
Müşterekleri fiziksel alanlara müdahaleler ile düzenlemek mümkün mü?
Buna karşılık müştereklerin korunmasının ne kadar çok boyutlu ve işbirlikleri gerektiren bir konu olduğunu gösteren “kıyı yönetimi” denen bir şehircilik deneyimi modeli var, geçmişte bu tür dönüşümleri yaşamış olan dünyanın başka şehirlerinde. Müşterekler için yönetim planları ve organlaşmaları geliştiriliyor ve yerel halkın da temsilcilerinin olduğu misyon odaklı kamusal yapılar yönetimi üstleniyor. Ekolojik onarım programları, kültürel peyzajın korunması ve kullanım biçimlerine yönelik planlar hazırlanıyor ve bunlar yerel organlarla ve ortak bütçelerle yönetiliyor.
Merkezi yönetimler yereldeki bu tür uygulamalar arasında köprüler kuruyor, bütçe destekleri veriyor. Belediyeler bu yeni şehircilik deneyimlerini geliştirmek için pilot bölgeleri belirliyor. Buradaki çok aktörlü yönetim organları yönetim planları metodolojisi içinde yönetim kavramlarını çerçevelendiriyor. Kıyılardaki kullanım biçimlerini, yerel halkın taleplerini, yaşanan sorunları ve yapılması gerekenleri açık bir yapı içinde belirliyor. Sonra bu misyon odaklı yapılar gene katılımcı yöntemlerle içeriklendiriyor, geliştiriyor, yönetiyor. Bu deneyimlerde çok aktörlü yapılar olan kent konseylerinin işlevsel hale getirilmeleri mümkün olabiliyor.
Bugün İstanbul gibi dev bir metropolde neredeyse “doğal özelliklerini koruyor” denebilecek kıyılar parmakla gösterilecek kadar az. İnsanmerkezci müdahaleler bir deniz şehri olan İstanbul’un her tarafını kaplıyor.
Adalar’da da kimi yerlerde yerel taşlarla yapılmış, doğayla kucaklaşmış setlemeler de görülüyor.
Ayrıca kısa vadede, gözümüzün önünde değişebiliyorlar. Kimi zaman sular yükseliyor, alçalıyor. Kimi zaman yosunlar, molozlar, döküntüler, atıklar birikiyor. Falezler, yamaçlar, koylar, kumsallar, çakıllar oluşuyor.
Kıyıların doğal biçimlenişi insanmerkezci müdahaleler tarafından süreksizliğe de uğratılabiliyor. Dolgular yapılıp, şekilleri değiştirilebiliyor. Kalıptan çıkma betonlarla biçimlendirilebiliyor. Kıyılar başka şeylere, arazilere, binalara, yollara dönüştürülebiliyor. İş makineleri, operatörler devreye girebiliyor.
Kimi zaman bir önce müdahalenin izleri görülüyor, önlerinde doldurulmuş alanlar bulunan kayıkhaneler, denize diklemesine uzanan yollar, binalar, teraslar, rıhtımlar…
Kimi zaman önceden belirlenmiş bir tasarıma, plana-projeye göre. Kimi zaman da kimsenin haberi olmadan, izin alınmadan kişilerin kafasındaki amaçlara göre yeniden biçimleniyor. Hatta bu müdahaleler ile birlikte kıyının yaşamı kontrol altına alınıyor, kapatılabiliyor. Beyoğlu’nun, şehrin ticaret merkezinin neredeyse bütün kıyılarının merkezi yönetim tarafından halka kapatılması gibi.
Bunlara “doğal olmayan” kıyı diyoruz. Bunların da hafızada belirleyici bir rolleri oluyor. Kimi zaman kalıcı oluyorlar, kimi zaman da adeta hafızamızı bir anda sarsacak şekilde değişiyorlar. Neler olduğunu, neler yaşandığını, neler yapıldığını kimi yerde hatırlatıyorlar, kimi yerde unutturuyorlar.
"Doğal" olan ve olmayan karşıtlığından vazgeçmenin ve her ikisine de aynı ihtimamı göstermenin zamanı gelmedi mi?
Böyle olunca “doğal olan” kıyı da kimi zaman “boşluk” gibi algılanabiliyor. Sahipsiz, bakımsız, işlevsiz… Oysa o değişmeyen kıyılarda da yaşanmışlıkların, tarihi olayların izleri var.
Kıyılar bu kararları verenlerin hiçbir zaman tam kavrayamayacağı karmaşıklıkta bütünler.
Genellikle “doğal olanlar” müşterek, onların korunması ise bildiğimiz koruma yöntemleri ile resmi kurumların sorumluluğunda. “Doğal olmayanlar” ise genellikle özel mülkiyetin izlerini taşıyorlar: El koymalar, kapatmalar, yasaklamalar… Bu yüzden Adalar’da kıyıların sahiplenilmesi, kullanılması bir sorun olarak yaşanıyor. Çoğu yerde kıyılar halka kapalıyken, ayrıcalıklılara, işgalcilere açık. Kıyılar aynı zamanda muazzam bir de eşitsizliğin de yaşandığı ve yeniden üretildiği yerler. Kıyılar işgal edilecek boşluklar gibi. Müdahaleler yaşam alanlarını ortadan kaldırıyor, üreme, gelişme ortamlarını yok ediyor.
Bu yüzden kıyıları tehdit eden yalnızca işgaller, kötü kamu uygulamaları, inşaatlar, dolgular, atıklar değil. Yönetim ve koruma işlevlerinin 19. yüzyıldan kalma erkmerkezci yöntemlerle yerine getirilmesi mümkün değil. Kıyıların yönetimi için hem yerel halkın, hem de bağımsız yapıların aktif katılımına ihtiyaç bulunuyor.
Bu nedenle artık “doğal” ve “doğal olmayan” çevre ayrımını ret etmenin ve bundan sonra her ikisine de aynı ihtimamı göstermek zorunda olduğumuzu fark etmenin hala zamanı gelmedi mi?




























Yorum Yazın