Türkiye ekonomisinde bireyler arasında eşitsizlik kadar önemli bir diğer eşitsizlik toplumda farklı gruplar ve bölgeler arasındaki eşitsizliktir. Genellikle zenginler ve fakirler arasındaki eşitsizlikten söz ederiz ama mesela Kürtler ve Türkler arasındaki eşitsizlikten söz etmeyiz. Ya da muhafazakârlar ve seküler kesimler arasındaki eşitsizlikten. Ya da Doğu illeri ve Batı illerindeki eşitsizlikten. Literatürde birinci tür eşitsizliğe “dikey eşitsizlik” denirken gruplar ya da bölgeler arasındaki eşitsizliğe de “yatay eşitsizlik” adı verilmekte.
Son yıllarda bu konu özellikle ulus-devletler içindeki kutuplaşma, çatışma ve iç savaş gibi konularda çalışan akademisyenlerin dikkatini çekmekte. Bu konuda yüzlerce ufuk açıcı çalışma yapıldı. Bu çalışmaların önemli bir kısmı da İskandinav akademisyen ve kurumlarından geldi. Afrikalı, Asyalı ve Güney Amerikalı ulus-devletler bağlamında yapılan bu çalışmalar sonunda demokrasi, barış, ekonomik büyüme konularında uzlaştırıcı öneriler üretildi.
Biz ise hala şunun farkında değiliz. Bizim ekonomimizin istikrarsızlığının, yeterince refah üretmemesinin arkasında “dikey eşitsizlikten” çok belki de “yatay eşitsizlik” olgusu yer almaktadır. Çünkü bizim ulus-devletimizin içinde de etnik ve kültürel olarak farklı kesimler var ve siyaset bu kesimlerin aralarındaki güç ilişkilerinden etkilenmektedir. Örneğin en önemli ayırım Türkler ve Kürtler arasında olan ayrımdır.
Tabii bu ayrımın bilimsel bir çalışmaya konu olabilmesi için, mesela Türklerin ve Kürtlerin toplam kaynaklar içindeki paylarını bilmek gerekir. Oysa böyle bir pay dağılımını istatistiki olarak bulmak mümkün değildir. Bu nedenle de araştırmacılar çeşitli “vekil” değişkenler bularak bu durumu araştırmak durumunda kalıyorlar.
Bu vekil değişkenlerde biri de “bölge” kavramıdır. Kavramı ortaya atanlardan biri olan D. Skrentny’ye göre “bölge” kavramı, “Sadece coğrafya değil, kimlik ve iktidar ilişkilerini yansıtan, eşitsizliklerin nasıl kalıcılaştığını ve politikanın bunları nasıl dönüştürebileceğini anlamayı sağlayan” bir kavramdır. Kısacası “bölge” kavramı, tarihsel, sosyal ve siyasal bir süreçte oluşan, tıpkı “kimlik” ve “ırk” gibi kavramlarla doğrudan ilişkisi olan bir kavramdır” diyor.
Bu kavramlaştırmadan gidersek bizdeki “Kürdistan” olarak nitelenen bölgenin Kürt kimliğini ve dolayısıyla da Kürtlerin devlet hizmetlerinden ve ekonomiden ne pay aldığını belirlemek için kullanabilecek bir kavram olduğunu kabul edebiliriz. Buradan da bu bölge içindeki doğu illerimizde yaşayanların Kürt kimliğini yansıttığı kabulüyle istatistikler bulup değerlendirmeler yapabiliriz.
Ben halihazırda bu konuda çalışma yapan biriyim. Bulgularımı bir kitapta tartışmaya açacağım. Ama şimdilik buradan şunu söyleyebilirim ki Kürt illeri-yani Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları iller- ile diğer iller arasında çarpıcı bir fark var. Diğer bir ifadeyle bütün bölgelerin birbirleriyle sahip oldukları eşitsizlik düzeyi Kürt bölgeleriyle kıyaslandığında inanılması güç bir biçimde farklı.
Abartma olsa da durumu kavramak bakımından şöyle bir benzetme yapabiliriz. Türkiye toplumu beline yakın bir yerden “kırık” vaziyette. Ortalama olarak bakarsak Kürt illeri hariç kişi başına gelir 10 bin dolarsa, bu sayı Kürt illerinde yarısı (5bin dolar) kadar. Bu da toplumun sağlıksız bir durumda olduğunu gösteren en önemli kanıttır.
Bunları yazıyorum çünkü Kürt meselesini konuştuğumuz bu günlerde Türkiye’nin gerçek anlamda refah üreten bir ekonomiye, belirli bir özgürlük düzeyinin yaşanabildiği bir sosyal ve siyasi hayata sahip olabilmesi Kürt meselesini halletmesiyle mümkündür. Bir başka ifadeyle Türkiye’nin önündeki bahis, ekonominin de sosyal ve siyasi hayatın da “normalleşmesi” ancak ve ancak Kürt meselesinin çözümüne bağlıdır.
Konuya bir de bu gözle bakmanın yararlı olacağını düşünüyorum.






























Yorum Yazın