Marx'ın diyalektik maddeciliği, Hegel'in ortaya koymuş olduğu dizgeselleştirilmiş diyalektiğin bir bilimsel yöntem olarak tarihe toplumsal olgulara uygulanması görünümündedir. Marx bu diyalektik gelişim sürecini tarihin içeriğinde görmekte, diyalektik yasaları aynı zamanda tarihin içeriğinden çıkmaktadır. Marksist diyalektik anlayışın özünü oluşturan diyalektik çelişki, tarih ve toplum söz konusu olunca temelini her tarihsel dönemde egemen olan ve egemenlikten yoksun bırakılmış ya da sömürülmekte olan sınıflar arasında gösterir ve bu çelişki, kendini en belirgin biçimde ortaya koyan bu iki karşıt toplumsal sınıfın erek ve çıkarları açısından uzlaşmaz nitelikteki varlığında bulur. Marx'a göre tarihsel dönüşümün başlangıcını oluşturan sınıf olgusu, tarihsel bir dönem olarak toplumda var olan üretim gücü ve üretim ilişkilerinin belli bir aşamasına karşılık gelir. Üretim gücü ya da bir toplumda var olan üretici güçler bir başka deyişle kullanılan emek biçimi ve üretim sürecinde uygulanmakta olan teknik ve yöntemlerin tümü, işbölümü ve sınıfları ayrıştırdığı gibi, üretim ilişkilerinin de belirli bir biçim altında oluşmasına yol açar. İlkel toplumlarda bireysel ve toplumsal yaşamın sürdürülmesi için kullanılan "üretim" araçları ya da aletler ve buna dayalı üretim ilişkileri sınıflı bir toplumun oluşmasına başlangıçta izin vermez. Burada sorulması gereken soru, ilk sınıflı toplumun ve tarihin itici gücünün ne şekilde oluştuğu sorusudur.
İnsanlar sadece kendi yaşamlarını sürdürmek için doğaya uyum sağlamak ve egemen olmak için araçlar üretmekle kalmazlar, Marx'a göre, böylece aynı zamanda kendi bireysel ve toplumsal yaşamlarını da sürdürecek araçları da üretirler. Maddesel yaşamını sürdürmek için insanların kullanmış oldukları araçlar, diğer yandan insanlar arasında egemenlik ve buna bağlı üretim ilişkilerinin de ortaya çıkmasına yol açar. Bu nedenle Marx, tarihin ilk ilkel ortaklaşmacı sınıfsız toplumu dışında ve sınıfsız toplumun ortadan kalkmasıyla birlikte, tarihin başlatıcısı ve dönüşümünün temelini, egemenlik ilişkilerinden kaynaklanan sınıf mücadelelerinde görür.
İnsanlar tarihi yapabilmek için yaşayabilecek durumda olmalıdırlar. Varsayımdan işe başlamak zorundayız ama yaşayabilmek için her şeyden önce içmek, yemek, barınmak giyinmek ve daha bazı şeyler gerektir. İlk tarihsel olay bu gereksinimlerin sağlanmasını elverişli kılan araçların üretimi, maddi yaşamın kendisinin üretimidir ve bu, binlerce yıl önce olduğu gibi, bugün de insanları hayatta tutmak için günbegün, saatbessaat yerine getirilmesi gereken tarihsel bir olay, bütün tarihin temel bir koşuludur. İlk gereksinimin kendisi bir kere sağlandığında, onu sağlama işi ve bu sağlama işinden kazanılmış olan alet yeni gereksinmelere iter ve yeni gereksinmelerin bu üretimi, ilk tarihsel olaydır.
Marksist felsefede tarihi başlatan ve onu sürdürmekte olan ilk olay, insan tarafından gerçekleşen doğrudan doğruya maddesel yaşamın üretimidir. Marx'a göre, aynı zamanda insanlar kendi yaşamlarını sürdürebilmek için birtakım araçlar üretirlerken, kendilerini diğer varlıklardan farklı kılmış ve dolaylı olarak kendi gerçek maddesel yaşamlarını da üretmiş olurlar. Bu nedenle tarih, insanın belli bir zorunluluk altında, fakat kendi istencini aşan koşullar altında gerçekleştirdiği maddesel bir zorunluluk taşıyan eylemlerinin bir sonucudur.
Marx'ın tarih anlayışında, her toplumsal ve tarihsel dönem, o döneme damgasını vuran, o dönem içinde egemen olan ekonomik üretim, üretilen malların değişim ve paylaşım biçimi ve aynı zamanda bu ekonomik üretim biçimine dayanan ve ona uygun bir biçimde oluşmuş toplumsal örgütlenme biçimiyle açıklanır. Her dönem, kendi içinde var olan üretim biçimine dayalı ve üretim ilişkilerinin bir sonucu olmak üzere, mülkiyet biçimleri ve mülkiyet ilişkileri açısından karşıt sınıflar oluşturur. Toprağın ortak mülkiyetine dayanan ilkel kabile toplumunun dağılmasıyla tarihsel olarak ortaya aynı zamanda siyasal egemenlik ilişkisini de pekiştiren, mülkiyete dayalı ekonomik ya da üretim ilişkisi açısından sömüren ile sömürülen olmak üzere iki farklı karşıt sınıf çıkmıştır. Toprağa bağlı (feodal) mülkiyet ilişkisi ve üretim biçiminin bulunduğu toplumda, üretim araçlarının sanayileşme sonucu niteliksel değişimi ile birlikte, üretim araçları üzerindeki mülkiyet ve üretim biçimine bağlı olarak ortaya çıkan karşıt sınıflar arasındaki savaşım, yerini anamalcı toplum ya da toplumlarda farklı sınıflara bırakarak daha dayanılmaz bir noktaya ulaşmıştır.
Marx'a göre karşıt sınıflar arasında gerçekleşen bu uzlaşmaz mücadele, kendini tarihte, tarihin oluşum ve oluşturucu süreci olarak gösterir. Bu karşıt iki sınıf arasında gerçekleşen mücadele önce, ortak mülkiyetin ortadan kalktığı ilk sınıflı toplum olan eski köleci toplumda, efendi ile köle; toprağa bağlı toplumda, feodal bey ile toprağa bağlı serf; feodalizmin sonunun yaklaşmasıyla buna meslek örgütüne bağlı emek ustası ile topraktan kopuk halk da eklenmiştir. Son olarak bu mücadele, toprağa bağlı sınıfın ortadan kalkmasıyla kentsoylu toplumda, kentsoylu ile emeğini pazarlayan işçi sınıfı arasında gerçekleşmektedir. Tarihsel süreç içerisinde karşıt sınıflardan ezilen sınıf bir sonraki aşamada, kedisine karşıt sınıfla olan mücadelesinde, bu karşıt egemen sınıfa üstün gelerek tarihin diyalektik seyrine uygun kendi egemen sınıfını ve yeni egemen toplumu yaratmıştır. Fakat her egemen toplum ya da sınıf, kendi içinde kendine karşıt bir sınıfı yaratarak tarih sahnesinden çekilmek zorunda kalacaktır. Dolayısıyla, Marx'a göre, kentsoylu ya da üretim araçlarının mülkiyetini elinde bulunduran kentsoylu aynı zamanda anamalcı toplum da kendi karşıtını içinde barındırmaktadır. Kentsoylu sınıf her şeyden önce, kendi mezar kazıcılarını üretmektedir. Dünya tarihini, sınıf mücadelelerinin tarihi olarak yorumlayan Marx, ortaya koymuş olduğu maddeci belirlenimci düşünceden hareketle sonuçta bir kılgısal felsefe, bir eylem felsefesi ortaya koymuş olur.
Tarihsel maddecilik, tarihin bilimsel maddeci kavranışını gerçekleştiren bir kuram olmanın ötesinde, bu kuramın ortaya koyduğu gerçekliğe dayanarak, tarihi kendi diyalektik yasalarına bağlı kalarak dönüştürmeye olanak sağlayan bir felsefedir.
Marksist felsefenin bu yönü, onu kendinden önceki felsefelerden ayırır. Çünkü Marx, kendinden önceki filozofları, var olan gerçekliği ya da dünyayı sadece yorumlamakla yetindikleri için eleştirir ve kendi felsefesi için asıl önemli olanın var olan gerçekliği değiştirmek olduğunu bildirir. Marx için doğru bir kuram, yaşama uygulanabilir sonuçlar doğurduğu oranda ancak bir değer taşıyabilir. Böylece Marx'a göre, evrensel tarih, sınıf mücadelelerinin, daha doğrusu ekonomik toplumsal, maddesel temeller üzerinde yükselen ezilen sınıfların gerçekleştirdiği devrimci mücadelelerin tarihidir.
Sınıf mücadeleleri tarihi oluşturmakla birlikte, her tarihsel çağa damgasını vuran karşıt sınıfları oluşturan sınıfsal yapı, ekonomik üretimde kullanılan üretim araçları tarafından belirlenir. Belirli bir biçimde yapılanmış olan üretim güçleri ile üretim ilişkileri karşılıklı olarak birbirlerini koşullar ve destekler. Bir toplumun egemenlik ilişkisinin yapısını, açıkça o toplumda var olan maddesel üretim güçleri ve üretim ilişkilerinin durumu belirler. El aleti gücüyle çalışan bir topluluk, makine kullanan topluluktan tümüyle ayrı bir sınıflar arası ilişki ya da sınıf karşıtlığı yaratır. Bir toplumun oluşturduğu üretim yöntemi ya da üretici gücünün gelişimi, aynı zamanda sömüren ve sömürülen sınıflar arasındaki zorunlu bir biçimde oluşan uzlaşmaz karşıtlığı doğurmuştur. Anamalcı üretim biçimi, zaman içinde sermayenin birikmesi ve belli ellerde toplanmasına olanak kazandırırken, hiçbir sınır tanımayan kazanç amaçlı üretim, egemen sınıfın zararına ve yok olmasına yol açabilecek biçimde, karşıt toplumsal sınıfların gittikçe tümüyle ayrışmasına neden olmaktadır. Marx'a göre, "Burjuvazi çağının ayırt edici özelliği, sınıf çatışmalarını basitleştirmiş olmasıdır". Çünkü Marx açısından, kentsoylu toplumda başlangıçta anamalcı girişimci sınıfın dışında birbirinden farklı toplumsal katmanlar bulunsa da, sonuçta zaman içinde anamalcı ve işçi olmak üzere iki karşıt sınıftan birine katılmış olacaklardır. Bu keskin ve uzlaşmaz karşıtlık, işçi sınıfının mücadelesi ve başarısıyla son bulacaktır.
Bu tarihsel gelişim, Hegelci diyalektik tarih anlayışından farklı, sadece evrimsel değil, evrimsel olmaktan daha çok devrimsel bir nitelik taşımaktadır. Marksist devrim, aynı zamanda evrim sürecini de içermektedir. Çünkü diyalektik açıdan, nitel değişim olan devrim, nicel ya da evrimsel dönüşümler aracılığıyla hazırlanır. Toplumların niteliksel olarak dönüşümü, daha önceki toplumsal yapıdan kesin ve sonul nicel bir farklılaşmayı dile getirir. Toplumsal devrim, evrim sürecinin gerçekleştiremediği toplumsal kurumların köklü bir değişimiyle, evrim sürecinin tersine tarihsel süreçte ancak bir sıçramayla, niceliksel olanın nitel bir değişimi ve dönüşümüyle olur. Toplumsal tarih, Marx'a göre, diyalektik yasalar çerçevesinde oluşmaktadır. Sınıflar arasında diyalektik bir özellik ya da ayrım olarak karşıtların birliği ve savaşı ve sınıf mücadelelerinin bir sonucu olan toplumsal devrimler, niceliğin niteliğe geçişi ve "olumsuzlamanın olumsuzlanması" gibi diyalektik yasalarla açıklanır. Kısaca Marksist felsefe açısından, tarihsel süreç, diyalektik yasalar tarafından belirlenir ve dolayısıyla diyalektiğe uygun bir gelişim gösterir.
Kaynakça:
Marx, Karl-Engels, Friedrich (28.08.2019), Das Kapital (Karbon Kitaplar).
Marx, Karl (Nisan 2003), Kutsal Aile ya da Eleştirel Eleştirinin Eleştirisi (Sol Yayınları).
































Yorum Yazın