İran, 15 gündür devam eden yeni bir protesto dalgasıyla karşı karşıya. Özellikle Birleşmiş Milletler ambargolarının ‘Snapback’ mekanizmasıyla yeniden uygulanmaya başlanması ve 12 günlük İran-İsrail savaşının ortaya çıkardığı ağır tabloyla birlikte; İran Riyali %50 değer kaybetti, dövizin dramatik olarak yükselmesi engellenemedi, enflasyon %60 oranına ulaştı ve ekonomisi istikrarsız olan ülkeden sermaye kaçışı da hızlandı. Ülkeyi saran yolsuzluk, yoksulluk, nepotizm, işsizlik ve ağır bir ekonomik krizin varlığı söz konusu.
Ülkede temel ihtiyaç maddeleri ve gıdaların fiyatı dramatik biçimde arttı, halkın alım gücü çöktü, üzerine eklenen ağır yönetim zafiyetinin sonuçlarıyla birlikte “Bazar” olarak tanımlanan Tahran piyasası esnafı 27 Aralık 2025 tarihinde protestoları başlattı. Başlangıçta ekonomik temelli olan bu protestoları hafifletmek için İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan “Benim tüm düşüncem halkın refahı ve hayat şartlarıdır, bu durumu düzeltmek için gerekli adımları atacağız, protestocuların talepleri haklıdır, sorumluluğu üstleniyorum” minvalinde açıklamalar yaptı ve yoksullara yönelik sübvansiyonları devreye sokarak durumu yatıştırmaya çalıştı, Merkez Bankası Başkanı görevden alındı. Ancak aylık 7 dolar tutarında olan bu ödeme vaadi elbette kitleyi sakinleştirebilmekten çok uzak kaldı.
Başlangıçta sınırlı bir alanda ve sadece başkent Tahran’da devam eden protesto gösterileri adım adım yayılmaya başladı ve diğer şehirlerin piyasaları da kepenk kapatarak ve sokaklara çıkarak protestolara destek vermeye başladı. Bu protestoların “Bazar” denilen piyasa ve “Bazari” denilen esnaf tarafından başlatılıp sürdürülmüş olması önemli bir kırılmaya ve kopuşa işaret ediyor. Esnaf ve piyasa İran tarihinde her zaman en önemli belirleyici unsurların başında gelmiştir ve tüm büyük değişimlerde kilit aktör olmuştur. 1979 İslam Devrimi’nin gerçekleşmesi sürecinde de bu hayati rolünü ortaya koymuştur. Muhafazakâr bir yapıya sahip olmasıyla bilinen piyasa erbabı son 47 yıllık süreçte İran rejimine yakın durdu ve dirsek temasını korudu. Şu an gelinen noktaya bakıldığında İran rejimi en önemli müttefiki ve destekçisi olan orta ve üstü esnaf sınıfının desteğini kaybetmiş görünüyor.
İran Rehberi Ayetullah Hameneyi, esnafın başlattığı bu protestoyu değerlendirdiği ilk günlerde “Biz piyasayı tanırız, biliriz, onlar bizim yanımızdadır ve desteklerler” minvalinde yine yatıştırmaya yönelik bir açıklama yaptı ancak gelinen nokta kendisinin yanıldığının açıkça ortaya koyuyor. İran, artık 1979’daki şartlarda değil, şimdiki esnaf ve piyasa da o dönemkilerle aynı mahiyette ve yapıda değil. Devrimden sonraki 47 yıllık süreçte piyasanın yapısı ve mahiyeti değişti ve zamanla rejimle olan dirsek teması, ilişkileri ve desteği de erozyona uğrayarak aşındı.
Ekonomik hoşnutsuzluğun bir ifadesi olarak başlayan protesto hareketi kısa sürede rejim karşıtı siyasi bir ayaklanmaya dönüştü ve aşama aşama İran’ın neredeyse tüm noktalarına yayıldı. Bu süreçte sokaklardaki kitlenin attığı bazı sloganlar da protestonun artık rejimin topyekûn varlığına yönelik evrildiğini ortaya koyuyor
Ekonomik Taleplerden Rejim Karşıtlığına Evriliş ve Meşruiyet Krizi
İran’ın artık reformlarla düzeltilmesinin mümkün olmadığına inanan önemli bir kesimin “ne reformist ne muhafazakâr; artık bitti macera” sloganlarının da ortaya koyduğu üzere; ülke içindeki önemli bir muhalif damar yıllar içinde yükseldi, ülkedeki yapılan çeşitli seçimlere katılmayarak ve defalarca kez sokaklarda eylemler yaparak rejimden kopuşunu ortaya koydu. En son 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin Ahlaki Emniyet Polisi’nin sokaklardaki kolu olan İrşad Devriyesi tarafından kıyafetleri İslam’a uygun olmadığı gerekçesiyle öldürülmesinden sonra yaşanan geniş protestolar da bunun önemli bir aşamasıydı. Bu protestoların neticesinde İranlı kadınlar artık zorunlu başörtüsünü takmama noktasında rejime karşı fiili de olsa özgürlük alanı kazanmayı başardı.
İran’da neredeyse birkaç yılda bir çeşitli sebeplerden dolayı geniş sokak protestoları yaşanıyor. Bu eylemlerdeki tekrar sıklığı önemli bir gerçeği ortaya koyuyor; rejim bu protestoları tamamen durduramıyor, dönemsel olarak bastırmayı başarıyor ama tamamen engelleyemiyor, külün altında kalan muhalif halk isyanının közü de her rüzgâr esintisinde yeniden harlanarak alevleniyor.
Esnafın başlattığı son protestoların coğrafi olarak yayılmaya başlamasıyla birlikte; ülkedeki diğer toplumsal kesimlerden, çeşitli sosyoekonomik ve sosyokültürel sınıflardan, çeşitli siyasi-mezhebi-etnik yapılardan ve üniversitelerden de katılımlar başladı. Böylelikle ekonomik hoşnutsuzluğun bir ifadesi olarak başlayan protesto hareketi kısa sürede rejim karşıtı siyasi bir ayaklanmaya dönüştü ve aşama aşama İran’ın neredeyse tüm noktalarına yayıldı. Bu süreçte sokaklardaki kitlenin attığı bazı sloganlar da protestonun artık rejimin topyekûn varlığına yönelik evrildiğini ortaya koyuyor:
“Top, tank, çatapat; Molla defolmalı!”, “Diktatöre ölüm!”, “Hameneyi’ne ölüm!”, “Hameneyi katildir, hükümeti batıldır!”, “Besici, Devrim Muhafızı; bizim IŞİD’imiz sizsiniz!”, “Ne Gazze ne Lübnan; canım İran’a feda!”, “İranlı ölür ama zilleti kabul etmez!”, “Ölürüz, İran’ı geri alırız!”, “Korkmayın, biz hepimiz birlikteyiz!”, “Molla kefene sokulmadan bu ülke vatan olmaz!”
İran rejiminin sokaklara müdahalenin dozu ve can kayıpları noktasında Trump’ın tehdidini ne denli ciddiye aldığı önemli. Sokak eylemlerine karşı aşırı sert bir topyekûn bastırma harekâtına girişmesi olası bir ABD-İsrail’in askeri müdahalesine davetiye çıkarabilir. Netanyahu’nun Trump’ı İran’a karşı ikinci dalga bir saldırıya dair ikna etmeye çalıştığı bir sır değil.
Rejimin “Dış Güçler” Tezi ve Sokaklara Müdahale Dozundaki Paradoksu
İran’da protestoların yaygınlaşmasıyla birlikte özellikle ABD ve İsrail tarafından destek mesajı geldi. ABD Başkanı Donald Trump, “Hameneyi, bir noktadan sonra İran’dan gitmek için bir yer arıyor. İslam Cumhuriyeti çöküşün eşiğinde olabilir, rejimin protestolara yaklaşımı son derece sert. İslam Cumhuriyeti, protestocuları öldürmesi halinde ABD’den çok sert bir darbe alacak, onları uyardım. Bazı öldürülen kişiler ayaklar altında ezilerek hayatını kaybetti. Protestocular İslam Cumhuriyeti’ni devirmeye yönelik inanılmaz bir istek içindeler. Bu kadar çok insan protesto ediyor. Şu anda olanlara benzer bir şeyi kimse daha önce görmedi. Bunlar tamamen silahsız, ülkelerini seven ve bir değişim isteyen insanlar, ülke 150 yıl geriye gitmiş durumda. Ama ben çok net bir uyarı yaptım: Eğer onlara ateş etmeye başlarlarsa, bu insanlara herhangi bir kötülük yaparlarsa çok sert karşılık vereceğimizi söyledim.” dedi.
İran’da pek çok kez protestolar yaşandı ve ABD yönetimleri ve başkanları çeşitli dozlarda kınama açıklamaları yaptı ancak ilk kez bir Amerika Başkanı çok açık bir şekilde eylemlere destek verdi ve protestocuların yanında olacağını ve askeri bir müdahale yapacağını söyledi. Bu durum elbette İran rejiminin “Bu işin arkasında dış güçler var” tezine kapı araladı ve İran halkının meşru protestolarına gölge düşürdü. Bunun üzerine İran Rehberi Ayetullah Hameneyi, “Trump yıkılacak, kendi ülkesindeki işlerine baksın, Trump’ı memnun etmek için kendi ülkesini yakıp yıkan bir avuç vandala karşı geri adım atmayacağız” dedi.
İran Yargı Erki Başkanı Mohseni Ejei de “Bu kez farklı, bu kez hiçbir isyancıya merhamet göstermeyeceğiz çünkü ABD ve Siyonist rejim bu olaylara resmen desteğini açıkladı” dedi. İran’ın en karanlık ve eli kanlı komutanlarından olan ve şu an ülkenin tüm polis gücünü yöneten General Radan, “Sokağa çıkanların tümünü ve dış güçlerden dolar alanları belirledik, nerede olurlarsa olsunlar onları bulup yakalayacağız, kendileri gelip teslim olsunlar” dedi.
Dolayısıyla İran rejimi şu an yaşanan protestoların ekonomik boyutunu kabul etmekle birlikte yayılmasını ABD ve İsrail’le bağlantılı görüyor çünkü bölgesel olarak tüm gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde tarihinin ekonomik, siyasi ve askeri olarak en kırılgan dönemini yaşıyor ve dış müdahaleye her şekliyle açık durumda.
7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’e saldırısından sonra bölgede yıllar içinde oluşan savaş konsepti ve dengeler tamamen değişti ve taraflar arasında hiçbir kırmızı çizgi gözetilmemeye başlandı. İsrail’in Gazze ve Beyrut’a yönelik saldırıları, İran ve İsrail’in ilk kez birbirlerinin içine direkt bir saldırı gerçekleştirmesi, İsmail Haniye’nin Tahran’ın göbeğinde İsrail tarafından öldürülmesi, İsrail’in Hamas ve Hizbullah’ın en kilit komuta kademesine yönelik nokta atışı suikastları, Yahya Sinvar’ın ve Hasan Nasrallah’ın öldürülmesi, Suriye’de Beşar Esad rejiminin devrilmesi, Yemen’de Husilere yönelik saldırılar gibi pek çok neden İran’ın 47 yılda vekil örgütleriyle bölgede oluşturduğu “Mukavemet-Direniş Ekseni”nin çöküşüne sebep oldu.
İran’ın caydırıcılığının ve bölgesel vekil kollarının zayıflamasının sonucu ise ABD-İsrail’in İran’a başlattığı 12 günlük savaş oldu. İran’ın en üst düzeydeki askeri komuta kademesi ve kurmay zekâsı bir günde nokta atışlarıyla yok edildi, askeri tesisleri ve her nevi teçhizat ve mühimmatları vuruldu, nükleer tesisleri vuruldu. Yani ABD ve İsrail’in ayağı İran’ın içine ve hava sahasına açılmış oldu. Savaş sırasında İsrail Başbakanı Benyamin Netenyahu İran halkına ayaklanma çağrısı yapmıştı ve rejimin içeriden devrileceğini ummuştu ancak bu senaryo gerçekleşmedi.
Böylesi bir durumda olan İran rejiminin sokaklara müdahalenin dozu ve can kayıpları noktasında Trump’ın tehdidini ne denli ciddiye aldığı önemli. Sokak eylemlerine karşı aşırı sert bir topyekûn bastırma harekâtına girişmesi olası bir ABD-İsrail’in askeri müdahalesine davetiye çıkarabilir. Netanyahu’nun Trump’ı İran’a karşı ikinci dalga bir saldırıya dair ikna etmeye çalıştığı bir sır değil. ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu kaçırıp ABD’ye getirmesi de Venezuela’nın en önemli müttefiklerinden olan İran liderliğini endişeye sevk edebilir; protestoların yarattığı kaostan istifade İran liderliğine yönelik benzer bir durumun yaşanabilmesi ve İran’a yönelik ABD tarafından özel bir operasyon yapılması ihtimali de başka bir baskı aracı.
İran yönetiminin nazarında şu an yaşanan protestolar İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü topyekûn bir yok etme ve savaş stratejisinin yeni aşaması niteliğinde. Rejim bir paradoks yaşıyor; eğer sokaklara sert bir müdahaleyle bastırmaya gidip de can kayıpları artarsa bu durum ABD ve İsrail’e İran’a saldırı yapmaları için “protestocuların güvenliğini sağlama adına meşruiyet zemini” hazırlayabilir. Öte taraftan; eğer sokaklara müdahale etmezse protestoların yükselerek devam etmesi ve rejimin bir “beka” cenderesine girmesinin ihtimali çok ciddi.
İsrail ve ABD’yle İran arasında yaşanan son 12 günlük savaş şu gerçeği bir kez daha gösterdi; İran’a yönelik sadece askeri bir saldırı, güvenlikçi politikalar ve dış müdahaleyle halkın rejime karşı topyekûn ayaklanmasını ve rejim değişikliğini sağlanamıyor. İran, tarihi boyunca pek çok iktidar değişimi ve devrimi yaşamış bir topluma sahip. Yani radikal değişim dinamiklerine aşina bir toplumsal hafıza ve tecrübe var. Büyük değişimlerin yaşanabilmesi için öncelikle tüm toplumsal kesimlerin, tüm sosyoekonomik/sosyokültürel tabakanın, tüm etnik ve mezhebi grupların, tüm siyasi yelpazedeki grup ve yapıların rejime karşı ortak bir hedefle ve birlikte ayağa kalkması gerekir.
İran’da uzun yıllardır sürekli irili ufaklı pek çok protesto yaşanıyor; ancak her seferinde toplumun belirli kesimleri belirli istek ve amaçlarla yükselse de tüm toplumsal yapıdan ve siyasi odaklardan rejime karşı topyekûn bir birliktelik yükselmiyor. Zayıflamış ve karşıtları çok olsa da rejimin hala belirli nedenlere belirli kesimlerde belirli bir gücü ve karşılığı var. Toplumun farklı kesimleri ayaklansa da bu durum günlük hayatı ve yönetimi felç edecek nitelikte değil. Örneğin taşımacılık sistemi, enerji sektörü, bürokratik hizmetler, günlük temel yaşam hizmetleri, fabrikalar, okullar, eğitim sistemi, devlet yönetimi mekanizması, bankacılık sistemi, güvenlik sistemi, sağlık sistemi vs. felç olacak şekilde yönetilemez hale gelmiyor.
İran muhalefeti olarak adlandırılabilecek yapılar birbirinden farklı hedefler ve isteklere sahipler ve hem içeride hem diasporada bölünmüş bir haldeler. Yani tüm ülkeye iktidar alternatifi olabilecek nitelikte bir birlik ve yönetim programı ortaya koymaları mümkün olamıyor. Muhalefet boşluğunun en önemli yansıması da tüm toplumsal kesimleri ve siyasi yelpazedeki grupları aynı çatı altında ve hedefte birleştirerek arkasında sürükleyecek bir liderin veya liderlik konseyinin ortaya çıkamaması oluyor. İran’da tüm kesimlerin üzerinde anlaşabileceği bir lider yok. Devrik Pehlevi hanedanının lehine eskisinden çok daha fazla atılan sloganlar da bu durumu değiştirmiyor. Liderlik boşluğu sokaktaki protestoların sevk ve idaresini de zorlaştırıyor çünkü birbirinden farklı noktalardaki farklı kesimlerin eylemlerini sevk ve idare ederek birleştirebilecek bir liderlik mekanizması yok. Bu durum da rejimin eylemleri bastırmasını kolaylaştırıyor.
İran rejimi 47 yıllık bir toplumsal, kültürel, siyasi, ekonomik, mezhebi mühendislik yaptı ve bir korku imparatorluğu kurdu. Dolayısıyla özellikle devletin güvenlik/askeri/istihbarat aygıtında rejime karşı kopuşlar yaşamak ve askerin/polisin halkın protestolarına destek olması bu noktada pek kolay değil. Güvenlik aygıtında kopuş olmadan ve rejime sadakatleri devam ettiği sürece radikal değişimler yaşanması kolay olmuyor.
İran’da iki ayrı ordu var: Biri; temeli Ahamenişler tarafından Pers İmparatorluğu’nda atılan ve binlerce yıllık bir gelenekten gelen “Arteş” ve diğeri de İslam devrimi sonrası kurulan “Devrim Muhafızları” ordusu. 47 yıllık süreçte Devrim Muhafızları tüm sistemi ele geçirip Arteş’i ideolojik ve askeri olarak kendi etki alanına almış olsa da bazı muhalifler her seferinde Arteş’i daha farklı gördüğünü söyleyip “Binlerce yıllık geleneği olan Arteş, muhalif İran halkının yanında durmalı” derler. Devam eden protestolarda da Arteş’e bu çağrıyı yapanlar oluyor. Arteş, bugün bir bildiri yayınlayarak “Başkomutan Ayetullah Hameneyi’ye tam bağlıyız ve O’un komutasındayız” dedi ve son protestoları “İsrail destekli, şehirlerde düzeni ve barışı bozmayı ve ülkenin kamu güvenliğini sekteye uğratmayı amaçlayan bir komplo” olarak nitelendirdi ve diğer güvenlik güçlerinin yanında olduğunu vurguladı.
Ancak İran’da uzun yıllardır sürekli eylemde ve devinimde olan muhalif toplumsal kesimlerde rejimden ciddi bir kopuş var. Bundan dolayı da rejim hiçbir zaman eylemleri tamamen bastıramıyor çünkü rejim halkın meşru taleplerine cevap veremiyor ve sadece şiddetle önlemeye çalışıyor. İran’ın iç dengelerinin ve toplumsal değişiminin nelere gebe olduğunu ön görebilmek çok zor. Hiç beklenmeyen büyük kırılmalar ve kopuşların radikal değişimlere sebep olması her zaman imkân dahilindedir. Ancak şurası kesin; rejim devam eden eylemleri bastırmayı başarsa bile bu haliyle yoluna devam etmesi mümkün değil ve toplumun taleplerine yönelik radikal değişimleri hayata geçirmek zorunda. Son tahlilde; hem muhalif İran halkı hem de rejim kendileri için ayrı ayrı beka mücadelesi veriyorlar, bakalım bu cendereden hangi taraf galip olarak çıkacak…






























Yorum Yazın