Halil Cibran, uyuyan kraliçeyi serinleten dört kölenin ruh halini ve onlara gerçeği hatırlatmakla yetinen kediden ibaret bir mesel anlatır.
Normalde ağzı var dili yok olan köleler kraliçe uyurken hiç susmadan konuşurlarmış.
Biri kraliçenin ne kadar çirkin olduğunu, diğeri yüzündeki çizgilerin derinliğini, üçüncüsü muhtemel ki rüyasında, katlettiklerinin gözünün önünden geçtiğini söylemiş. Dördüncüsü, bütün bu konuşmaların yelpazenin verdiği yorgunluğu azaltmadığını belirtmekle yetinmiş. Kedi ise böyle devam ettikleri sürece yelpazelemenin sonsuza kadar devam edeceğine vurgu yapmış.
Derken kraliçenin başındaki tac düşmüş. Kölelerden biri, “bu durum, kötüye alamet” diye kaygısını dile getirmiş. Kedinin yanıtı, “biri için kötüye alamet, bir başkası için iyiye alamettir” diye farklı bir bakış açısına dikkat çekmiş.
Kölelerden ikincisi, “Uyanır ve tacının düştüğünü görürse bizi kesin öldürür” deyince kedi, bu kez, “o, siz doğduğunuz günden beri sizi zaten öldürüyor; sadece siz her gün öldüğünüzün farkında değilsiniz.”
Üçüncü köle, “evet bizi öldürür ve Tanrılara kurban ettiğini söyleyip, üstüne övgü de alır” diye serzenişte bulununca kedi, bu kez acı gerçeğin altını bir kez daha çizer:
“Sadece zayıf olanlar, Tanrılara kurban edilir.”
BİZİ YAKACAK OLAN ATEŞİ KİM KÖRÜKLÜYOR?
Bütün bu konuşmalar olurken, kölelerin dördüncüsü sessizce alır yerdeki tacı ve kraliçenin başına koyar. İşte o zaman kedi der ki “sadece bir köle kaldırıp kraliçenin başına koyar yere düşen tacı”.
Sonra köleler, hiçbir şey olmamış gibi yelpazelemeye devam ederler.
Kölelerin, içlerindeki bütün huzursuzluğa rağmen köleliklerini devam ettiren ruh hallerini göre kedinin son sözü şu olur:
“Yelpazeleyin, yelpazeleyin aptallar. Sizi yakacak ateşi körüklemeye devam edin.”
Mesel bu kadar.
Kıssadan hissesiyse şudur; ruhunuzda ve vicdanınızda kabullenmediğiniz şeyi, vicdanınızı sızlatan bir pratik ile kabul ederseniz, o kabullenmediğiniz şey, sizin gerçeğiniz olur. Siz ona “kader” dersiniz.
Bu meseli bize hatırlatan ise İmamoğlu’nun yargılanma sürecinin başlamış olmasıdır.
Gözaltına alınıp tutuklanmasının üzerinden yaklaşık bir yıl geçti. Hatırlarsanız, akşamında diploması iptal edilmişti; sabahındaysa gözaltına almışlardı.
İktidar medyası, tıpkı dört kölenin düştüğü duruma düşmüş; bu nedenle olsa gerek ki davanın adını, “İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü” olarak tanımladıklarını görüyoruz.
Vatandaş da onlar gibi mi düşünüyor?
Hayır, tam tersi!
Vatandaş, daha ilk günden beri İmamoğlu’na yönelik bu operasyonu, “rakibin devre dışı bırakılması için kurgulanmış” olduğu kanaatini taşıyor.
BİRİ İÇİN KÖTÜ OLAN ALAMET, BAŞKALARI İÇİN İYİYE İŞARETTİR
Yapılan araştırmalar da bunu gösteriyor.
Başlangıçta vatandaşların yüzde 40’ında, “acaba mı?” şeklinde bir tereddüt vardı. Ancak İmamoğlu’ndan sonra benzer operasyonlar CHP’li başkanlara yönelik yapıldıkça vatandaşın kanaati de giderek güçlendi ki “bu operasyonlar, CHP’nin muhtemel iktidarını engellemek için” yapılıyor. Halen İmamoğlu’na yönelik operasyonu destekleyenlerin oranı, yüzde 30’lara kadar gerilemiş görünüyor.
Nedir bunun anlamı?
İktidar blokuna, yani AKP ve MHP’ye destek verenler dışında kalan herkes İmamoğlu’na ve diğer başkanlara yapılan operasyonların siyasi olduğu ve rakiplerin saf dışı bırakılması için yapıldığı konusunda hemfikir durumda.
Bir noktanın daha altını çizmek gerekiyor; iktidar bloku, uygulamak istediği “şeytanlaştırma” projesi ile seçmeni CHP’den uzaklaştırmak istiyor ama yapamıyor.
İki önemli temel nedeni var bunun. Birincisi, iktidarın yönetme becerisi zayıflamış; hem yönetemiyor hem de vatandaş da artık iktidarın yönetemediği kanaatini taşıyor. İkinci önemli nedeniyse CHP’nin tarihsel, toplumsal ve güncel duruşu da buna izin vermiyor. Çünkü CHP, kökü derinlerde olan bir parti; 70 yılı aşkındır iktidar yüzü görmemiş olmasına ve iktidarın her türlü ötekileştirme politikasına karşın güçlü bir toplumsal tabana dayanıyor. Öte yandan İmamoğlu’na yönelik operasyonların ardından uyuyan devin uyanması gibi ayağa kalktı CHP. Dolayısıyla CHP gibi bir partinin, kolay olmasa da, bütün bu baskı ve sindirme girişimlerini geri püskürtme gücü ve iradesi olduğunu da gösterdi.
Bugüne dek oy verdikleri halde CHP’den uzak duran kitleler, söz konusu operasyonlardan sonra CHP’nin kapısını aşındırmaya, CHP’yi toplumsal muhalefetin başına geçmeye zorladılar. Genel Başkan Özgür Özel de, aşağıdan gelen dip dalganın farkında olarak insanüstü bir enerjiyle sahada kendisini gösteriyor.
İmamoğlu, işte bu koşullarda altında yargıç karşısına çıkıyor.
Doğal olarak, bu dava, sıradan bir yolsuzluk davası olmanın ötesine geçmiş; mevcut iktidarın kendi iktidarını sürdürebilmek için rakiplerini devre dışı bırakma hamlesi olarak algılanıyor. Böyle bir algının hüküm sürdüğü koşullarda İmamoğlu’nun da, savunmasında, Cumhuriyet’in kurucu iradesi ile geleceğin Türkiye’si arasındaki diyalektik ilişkiyi dillendirmesi bekleniyor.
Kim bilir belki de, Cibran’ın anlattığı meselde dile gelen kedinin dediği gibi, “biri için kötüye alamet olan, başkaları için iyiye alemettir” der.
O halde sözü Ahmed Arif’e bırakalım:
“Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile diş ile
Umut ile sevda ile düş ile”

































Yorum Yazın