İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a yönelik doğrudan ve dolaylı askeri hamleleri, Ortadoğu’da uzun süredir biriken fay hatlarının kırılma noktasına ulaştığını göstermektedir. Bu gelişmeler, artık “kontrollü gerilim” döneminin kapandığını; güç kullanımının daha açık, daha sert ve daha kalıcı biçimlerde devreye sokulduğu yeni bir safhaya geçildiğini ortaya koymaktadır. Uluslararası sistem, hukuk ve diplomasi üretmekten ziyade fiili durumlar yaratan aktörlerin belirleyici olduğu bir yapıya evrilmektedir.
Bu bağlamda Türkiye’nin konumu sıradan değildir. Türkiye; enerji hatlarının, ticaret yollarının, askeri geçiş koridorlarının ve siyasal etki alanlarının kesiştiği bir merkezdir. Böylesi bir coğrafyada gelişmelerden etkilenmemek gibi bir seçenek yoktur. Türkiye yalnızca çevrelenmekle kalmamakta; askeri, ekonomik, diplomatik ve toplumsal başlıklar üzerinden çok katmanlı bir baskı sürecinin içine doğru itilmektedir. Önümüzdeki dönemde, Suriye’de yaşanan istikrarsızlık üretme stratejisinin farklı biçimlerde Türkiye’nin çevresinde yeniden üretilmesi ihtimali göz ardı edilmemelidir.
Ancak dış tehditlerin büyüdüğü böylesi dönemlerde, devletlerin en güçlü savunma hattı yalnızca askeri kapasite değildir. Asıl belirleyici olan unsur, içeride kurulabilen toplumsal güven ve siyasal birlikteliktir. Ne var ki bugün Türkiye’de bu birlikteliği zedeleyen önemli bir çelişki dikkat çekmektedir.
Siyasal iktidar, sık sık “içeriyi tahkim etmek”, “milli birlik ve beraberliği güçlendirmek” gibi söylemler geliştirmektedir. Ancak aynı dönemde muhalefet partilerine, özellikle de Cumhuriyet’in kurucu partisi olan CHP’ye yönelik artan siyasi ve hukuki baskılar, bu söylemlerin pratikte karşılık bulmadığı yönünde ciddi bir algı yaratmaktadır. Ulusal birlik çağrısı yapılırken siyasal alanın daraltılması, farklı düşüncelerin baskı altında tutulması ve siyaset kurumunun yargı süreçleri üzerinden şekillendirilmesi, toplumsal güven duygusunu zedelemektedir.
Gerçek bir toplumsal birlik, yalnızca söylemle kurulamaz. Birlik ancak özgür siyasal rekabetin, hukukun üstünlüğünün ve ifade özgürlüğünün güvence altında olduğu bir ortamda mümkündür. Bu nedenle iktidarın “içeriyi tahkim etme” çağrısının inandırıcı olabilmesi için, siyasal alan üzerindeki baskıların sona erdirilmesi ve toplumun farklı kesimlerine güven veren bir demokratik iklimin yeniden tesis edilmesi gerekmektedir.
Bu noktada atılacak en güçlü adımlardan biri, uzun süredir tartışma konusu olan siyasi ve hukuki süreçlerin yeniden gözden geçirilmesidir. Başta tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu olmak üzere, farklı siyasal görüşlerden siyasetçiler, akademisyenler ve gazeteciler üzerinde oluşan baskı atmosferinin sona erdirilmesi; hukuk devletine olan güveni güçlendirecek önemli bir adım olacaktır. Türkiye’nin içeride güçlü olması, farklı seslerin bastırılmasıyla değil; hukukun herkese eşit uygulanmasıyla mümkündür.
Önümüzdeki süreçte Türkiye’yi bekleyen riskler çok boyutludur. Bölgesel savaşın genişleme ihtimali sınır güvenliğini doğrudan etkileyebilir. Enerji ve ticaret hatlarında yaşanabilecek kırılmalar ekonomik şoklar yaratabilir. Yeni göç dalgaları toplumsal dengeleri zorlayabilir. Bunun yanında siber saldırılar ve yoğun algı operasyonlarıyla iç istikrarı hedef alan müdahaleler de giderek daha belirgin hale gelebilir.
Böylesi bir dönemde devlet aklının en önemli görevi, toplumu ayrıştıran değil birleştiren bir siyasal dil üretmektir. Güçlü bir Türkiye, yalnızca dış politikada kararlı adımlar atan değil; içeride de hukuk devleti ilkesini titizlikle koruyan bir Türkiye olacaktır.
Unutulmamalıdır ki kriz dönemleri, toplumların gerçek dayanıklılıklarını ortaya çıkaran zamanlardır. Farklı görüşlerin tehdit olarak değil zenginlik olarak görüldüğü bir siyasal iklim, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu dış baskılara karşı en güçlü kalkan olacaktır.
Fırtına kapıdadır. Bu fırtınayı ya demokratik dayanışmayı büyüten bir ulusal uyanışa dönüştüreceğiz ya da içeride zayıflamış bir siyasal yapı ile bu büyük türbülansın içinde savrulma riskiyle karşı karşıya kalacağız.
Türkiye için zaman, gerçek anlamda birlik zamanıdır.































Yorum Yazın