“İyi bir şeye benziyordu: ama dur sana anlatayım.”
Bu, O. Henry’nin klasik kısa öyküsü “Kızıl Şefin Fidyesinin” açılış cümlesidir.1907’de yazılan bu hikâye, şeytani, kurnaz ve korkunç bir yaramazı ele geçirip kontrol etmeye çalışmanın tehlikelerini anlatan en iyi meseldir. Öyle ki, kaçıranlar sonunda kaçırılan olur.
Hikâye, Alabama’nın sakin bir kasabasında zengin bir toprak sahibinin 10 yaşındaki oğlunu kaçırarak kolay para kazanacağını sanan iki küçük çaplı suçluyu anlatır. Çok yanlış hesap yapmışlardır. Kızıl saçlı, çilli çocuğu kaçırmaya gittiklerinde çocuk bir kediye taş atıyor ve kaçıranlardan birine tuğla fırlatıyor.
Kendisine “Bozkırların Terörü Kızıl Şef” adını veren çocuk, kaçıranlarını perişan eder. Adamları taciz etmekten büyük keyif alır ve eve dönmek istemez. Sonunda 2.000 dolar fidye talebinden vazgeçmek zorunda kalırlar, şeytani çocuğu ellerinden almak için babasına 250 dolar öderler ve dağlara kaçarlar.
Başkan Trump, Bibi Netanyahu’nun İran’a vurmak için sunduğu aşırı iyimser (Pangloss’vari) gerekçeye uydu. İyi bir şeye benziyordu: ama dur sana anlatayım.
İran’ın şeytani liderliği ve müttefikleriyle neredeyse iki aydır boğuşmanın ardından Trump, dağlara kaçmak ister gibi görünüyor. Sürekli mollaları yendiğini ve askeri güçlerini “yok ettiğini” söylüyor, ama İran teslim olmayı reddediyor.
Trump son zamanlarda, karşısında daha kolay anlaşılır bir rejim olduğunu söylüyor; oysa aslında aynı rejim ama daha da kötüsü artık sertleşmiş, fanatik generaller tarafından yönetiliyor.
İran zenginleştirilmiş uranyumunu teslim etmedi ve müzakereler pamuk ipliğine bağlı.
Trump’ın sürekli açık olduğunu iddia ettiği Hürmüz Boğazı kapalı. Trump, İran’ın ablukasını abluka altına alıyor. George W. Bush’un dış politika danışmanlarından Richard Haass, “Home & Away” bülteninde şöyle yazdı:
“Iran, Trump’ın hazır olduğundan çok daha dayanıklı ve yaratıcı olduğunu kanıtladı. Yönetimin neredeyse tüm varsayımları yanlış çıktı.”
Haass’a göre, İran’ın konvansiyonel askeri gücünün zayıflaması dışında “neredeyse her diğer ölçüt, ABD’nin, bölgenin ve dünyanın daha kötü durumda olduğunu gösteriyor.”
İranlılar Trump’ı eziyor hatta trolllerin kralını bile trolleyerek. Başkanla “L.O.S.E.R.” diye acımasızca dalga geçiyor, Bibi kuklası olmakla ve Epstein dosyalarındaki dikkati dağıtmakla suçluyorlar. Trump’a hitaben viral olan bir İran rapinde çatışma şöyle tanımlanıyor:
“Göremediğin bir tuzak.
Boş gururunun mezarlığına hoş geldin.”
Daily Show muhabiri Ronny Chieng, İran’ın meme savaşını kazandığını kabul ederek Trump hakkında şöyle dedi:
‘Bir cyberbully’yi (siber zorba) seçmenin ne anlamı var ki, eğer siber zorbalıkta bile berbatsa?”
İran Boğaz’da gücünü gösterince Trump, eski duruma dönmek için şimdi onunla pazarlık etmek zorunda kaldı. Gezegenin neredeyse ortaçağ gibi duran tuhaf bir köşesinde sıkışıp kaldı; geri, zalim bir teokrasinin yanı başında.
Oysa dünyanın petrolünün %20’den fazlasını taşıyan gemiler bu dar geçitten Arap Denizi’ne ulaşmak zorunda. Venezuela’daki macerasından sonra aşırı özgüven kazanan Trump, artık aklını kaçırmak üzere.
Wall Street Journal’da Josh Dawsey ve Annie Linskey’nin haberine göre, iki Amerikan pilotu vurulunca Trump o kadar sinirlendi ki “yardımcılarına saatlerce bağırdı.”
Geçen ay, rehineler ve 8 helikopterin kaybedildiği başarısız kurtarma operasyonu yüzünden Jimmy Carter gibi spirale girme tehlikesinden bahsetti.
Gazetecilik kariyerimin ilk büyük haberlerinden biri, 1981’de rehinelerin West Point’e dönüşünü izlemek için bir yıl boyunca rehinelerin ailelerini takip etmekti. Böylece İranlıların jujitsu taktiklerini ilk elden gördüm: 52 Amerikalıyı büyükelçilikte rehin tutarak Carter’ın başkanlığına, itibarına ve yeniden seçilme şansına baskı yaptılar.
Trump, Paskalya’da küfürlü bir paylaşım yaparak ve İran medeniyetini yok etmekle tehdit ederek İranlıları korkutmaya çalıştı. Ama İran, Afganistan ya da Irak değil. İran mollaları ve generalleri Boğaz’ın deneyimli savaşçıları.
Trump, Orta Doğu’daki tek iyi politikasını yani hızlı zafer hayali peşinde koşmamak ve bir kez daha “kan ve kum”a sürüklenmemek stratejisini terk etti.
İlk döneminde bunu küçümseyerek söylemişti.2016’da adayken Irak işgalini “büyük, şişman bir hata” olarak nitelendirmiş, Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırdığını ve çok fazla para ve can kaybına mal olduğunu söylemişti.
Ama nefret uyandıran Bibi tarafından ayartılarak kan ve kum tuzağına düştü. W. Bush’un savaşa uydurma gerekçe bulma nezaketi varken, Trump Bibi’nin burnunun dibinden sürüklenerek bu işe girdi; Kongre’yi, müttefikleri ve birçok öfkeli MAGA taraftarını hiçe saydı.
Maggie Haberman ve Jonathan Swan’ın yakında çıkacak kitabı “Rejim Değişikliği: Donald Trump’ın Emperyal Başkanlığı”nda ortaya koyduklarına göre, Başkan Trump General Dan Caine’in İran savaşı uyarısını kulak arkası etti. General, bu savaşın silah stoklarını ciddi şekilde tüketeceğini ve Hürmüz Boğazı trafiğini tehlikeye atacağını söylemişti.
The Times’ın Perşembe günkü haberine göre ABD, Çin’le olası bir savaş için üretilen uzun menzilli gizli seyir füzelerinin yarısını (yaklaşık 1.100’ünü) harcadı.
Sinek kadar kısa dikkat süresine sahip başkan Truth Social’da şöyle yazdı: “Benim zamanım çok, ama İran’ın yok Saat işliyor!” Oysa zaman çizelgesini ve kendini kaybeden asıl kişi kendisi.
Emlak geliştiricisi olduğu dönemde “dürüst abartı” kullandığını söyleyen Trump, şimdi çılgın Truth Social paylaşımlarında, gazetecilerle yaptığı görüşmelerde ve röportajlarda abartılı olumlu beklenti kullanıyor.
Ekibi, yüksek benzin fiyatları ve ekonomiye odaklanamama yüzünden ara seçim felaketine razı olmuş durumda. Ve hâlâ o devasa balo salonuna dönüp duruyor. Washington Post analizine göre “Trump bu yıl günlerin yaklaşık üçte birinde balo salonundan bahsetmiş.” İran’la Gordiyon düğümü oluşturduktan sonra zihninde hoş bir kaçış noktası olmuş.
* Maureen Dowd (Pulitzer ödüllü köşe yazarı)
Çeviren: Çağatay Arslan
Orijinal Bağlantı: https://www.nytimes.com/2026/04/25/opinion/trump-iran-war-israel.html

































Yorum Yazın