15 Şubat 1999’da Türkiye’ye getiren PKK lideri Öcalan, o günden itibaren devletin denetiminde İmralı’da tutuklu bulunuyor.
Bütün bu süreçte, devlet Öcalan’la sürekli temas halinde oldu.
Burada devlet olarak bahsettiğimiz devletin kamu görevlileri.
Devletin Öcalan ile görüşmesi sadece çözüm süreçleri ile sınırlı olmadı.
Cezaevinde başlayan açlık grevlerinin sona ermesinde de, farklı tarihlerde denenen olası çözüm süreçlerinde de başvurulan isim o oldu.
Bu açıdan Kürt sorununun konuşulmadığı, Öcalan’a tecrit uygulandığı dönemlerde de devlet sürekli olarak Öcalan ile temasta oldu.
Ve bu temas sadece ülke içinde Kürt sorunu bağlamında değil Irak ve Suriye’deki gelişmeler süresince de sürdü.
Kuşkusuz bu görüşmelerin en yoğun olduğu dönemler adları farklı olsa da çözüm arayışı zamanları oldu.
SİYASETTEN DEVLETE ÇÖZÜM SÜRECİ
İlki, 29 Temmuz 2009’da başlayan ve Demokratik Açılım adıyla başladı ve Habur’da teslim olan PKK’lıların karşılanması, onların Habur’dan Diyarbakır’a olan ve çoşkulu kalabalıkların eşlik ettiği yolculukta ortaya çıkan görüntülere kamuoyundan gelen tepki sonrası kısa sürede sona eren ilk deneme dönemi idi.
İkincisi 2011 sonrasında cezaevilerinde başlayan açlık grevlerinin sona erdirilmesi için devreye sokulan Öcalan’ın grevleri sona erdirdiği Eylül 2012 sonrası başladı ve 3 Eylül 2013’de Ahmet Türk, Ayla Ata Akat İmralı’ya ziyareti ile başlayan “Barış ve Çözüm Süreci”dir.
Ben bu sürecin Gezi protestoları sonrası de fecto olarak bittiğini savundum. Ancak taraflar sürecin devam ettiğini savundular. 28 Şubat 2015’te Dolmabahçe Mutabakatı olarak anılan 10 maddelik anlaşmaya rağmen neredeyse üç hafta sonra 21 Mart 2015’te Erdoğan’ın yaptığı açıklama ile Dolmabahçe Mutabakatı’nı tanımadığını açıkladı ve de facto bitmiş olan süreci de jure hale getirdi.
Bu iki süreçte devlet Öcalan ile çok yoğun bir süreç sürdürdü.
Bu iki süreçte siyaseten AK Parti/Erdoğan ve Öcalan ana özne idi. Ve bu sürece en sert muhalefeti yapan ise MHP lideri Devlet Bahçeli idi.
Bahçeli her iki süreci de “ihanet süreci” olarak tanımlamıştı.
2015 ORTASINDA SONRA: AK PARTİ/ERDOĞAN'IN DEVLETE EKLEMLENMESİ
Yukarıda ifade ettim; ikinci süreç fiili olarak 21 Mart 2015 sonrasında bitti. Aynı yıl 7 Haziran 2015’de yapılan genel seçimde AK Parti tek başına iktidar olma gücünü kaybederken, MHP, HDP’nin ardından 4. parti oldu.
İlginç olan ise MHP lideri seçim gecesi HDP’nin Meclisteki konumunu kast ederek ‘Meclis’in solu benim için yok hükmündedir’ mealinde açıklama yaptı. AK Parti Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun CHP ile kurmak istediği koalisyon çabaları sonuçsuz kaldı. Normal şartlarda Cumhurbaşkanı’nın hükümeti kurmak üzere seçimde ikinci olan parti liderine (CHP) hükümet kurma görevi vermesi gerekirken, bunu yapmadı ve 1 Kasım 2015’de erken seçim kararı alındı.
Bu kararın alınmasında kuşkusuz Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP lideri Bahçeli’nin siyasi iradelerinin etkili olduğunu söylemek yanlış olmaz. Sıkça ifade ettiğim üzere bu siyasi ortaklığın, 7 Haziran 2015 seçimi öncesinden Nisan-Mayıs döneminde kurulduğunu ve Bahçeli’nin aracılığıyla Erdoğan ile devletin sadece siyaseten değil ideolojik olarak da birbirlerine yaklaştıklarını ifade ettim.
1 Kasım 2015 seçim sonuçları, 15 Temmuz 2016 kanlı darbe girişimi ve Bahçeli’nin, Erdoğan’ın rafa kaldırdığı başkanlık sistemini raftan indirmesi ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adıyla, siyasal sistemin 2018’de fiili olarak değişmesi.
Bütün bunları tekil olayalar olarak ele almak doğru olamaz. Bütün bu süreç sadece iki liderin değil devletin hakemliğinde bir uzlaşmasının sonucudur. Ve bugün karşımızda Cumhur İttifakı 2017 sonrasında değil 2015 ortasında kurulduğunu söylemek mümkündür.
"TERÖRSÜZ TÜRKİYE": SİYASETİN DEĞİL DEVLETİN ÇÖZÜM PROJESİ
Gelelim halen içinde olduğumuz son çözüm sürecine.
Yukarıda kısa tarihsellik içinde AK Parti/Erdoğan’ın adım adım nasıl devlete eklemlendiğini, siyasi, meşruiyetini toplumdan devlete taşıdığını kısaca analiz etmeye çalıştım.
Bu tarihsellik şu açıdan önemli; 1 Ekim 2024’de Bahçeli’nin DEM Parti -Bu parti Bahçeli’nin kısa bir süre öncesine kadar eleştirdiği HDP’nin devamıdır- Eş Başkanları ile tokalaşması ve 22 Ekim’de yine Bahçeli’nin PKK silah bıraksın gerekirse Öcalan gelsin DEM Grubu’nda konuşsun çıkışı ile başlayan yeni süreç, geçmişten farklı olarak siyasetin değil bu kez ana aktörünün devlet olduğu devlet projesi olarak karşımızdadır.
Bunu Mehmet Uçum sıkça andığım Bursa’daki panelde açık açık ifade etmiştir.
Son süreci devlet başlatmış ve ana aktör olarak da varlığını her aşamada hissettirmektedir.
Nitekim Öcalan ise DEM Parti heyetinin son görüşmesinde, önemli devlet yetkililerinin görüşeme katılması bunun işaretidir.
Özetle, devlet Öcalan ile 1999’dan bu yana ilişkisini hiçbir zaman kesmemiş ve başlatılan tüm çözüm süreçlerinde örtülü ve son olarak da açık özne olmuştur. Bu yüzden son süreçte gücü ve etkisi her zamankinden daha fazladır.
O yüzden siyasilerin bu sürece müdahalesi sınırlıdır. Bu yüzden özellikle DEM Parti’nin Erdoğan ve AK Parti’ye yaptığı siyasi çağrıların anlamı yoktur. Çünkü onlar siyasi özne olmayı hiçbir süreçte seçmediler. Son süreçte de tüm siyasi enerjisini Öcalan’ın konumuna odakladılar. Oysa o konuda yani Öcalan konumu konusunda karar verici siyaset değil devlettir. Ki, Öcalan da bunun farkındadır.
Sonuçta, devletin dış güvenlik kaygısı ile başlattığı son sürecin başarılı olması, dışarda PKK’dan beklenen adımların atılması kadar, süreçle karılmak istenen barışın kalıcılaşmasının yolu da içerde ancak demokratik adımların atılması ile mümkündür.

























Yorum Yazın