Bazen bir şarkı yalnızca bir şarkı değildir. Bir ülkenin hafızasıdır. Bir dönemin duygusudur. Ve bazen de insanların meydanlarda aradığı adaletin sesi olur.
Son günlerde Türkiye’nin birçok meydanında aynı melodi yükseliyor: “Yiğidim Aslanım.” Kalabalıklar o şarkıyı duyduğunda bir an duruyor. Kimi sessizce dinliyor, kimi gözlerini kapatıyor, kimi de yavaşça eşlik ediyor. Çünkü bu şarkı yalnızca bir bestenin adı değil; yıllar içinde farklı kuşakların duygusunu taşıyan bir hafıza gibi.
Oysa bu hikâye yıllar önce bir şiirle başladı.
Şiirin yazarı, Türk edebiyatının büyük isimlerinden Bedri Rahmi Eyüboğlu’dur. Bedri Rahmi bu dizeleri, yakın dostu ve büyük şair Nazım Hikmet için kaleme aldı. Hayatının önemli bir bölümünü hapishanelerde geçiren, ardından sürgünde yaşamak zorunda kalan ve memleketinden uzakta hayata veda eden Nazım Hikmet’in ardından yazılan bu dizeler bir bakıma bir dostun ağıdıydı. Ama aynı zamanda bir dönemin vicdanını da taşıyordu.
Şiirde geçen o unutulmaz dizeler yıllardır hafızalara kazındı:
“Yiğidim aslanım burada yatıyor
Bir garip ağaç gibi
Yaprak döker gibi…”
Bu dizeler yalnızca bir kaybı anlatmaz. Bir insanın ardından duyulan derin saygıyı, onuru ve direnci de taşır.
Yıllar sonra bu şiir, besteci ve müzisyen Zülfü Livaneli’nin elinde yeni bir hayat buldu. Livaneli, Bedri Rahmi’nin dizelerini aldı ve onları insanın içine işleyen bir melodiyle buluşturdu. Böylece şiir, “Yiğidim Aslanım” adıyla bir şarkıya dönüştü. Edebiyat ile müziğin bu güçlü buluşması kısa sürede Türkiye’nin ortak hafızasında yerini aldı.
Şarkının sözleri ilerledikçe o derin duygu daha da belirginleşir:
“Yiğidim aslanım burada yatıyor
Bir başına
Bir başına…”
Bu dizelerde yalnızlık vardır ama aynı zamanda bir onur duygusu da hissedilir. Belki de bu yüzden şarkı yıllar boyunca farklı dönemlerde farklı anlamlar kazandı. Kimi zaman bir kaybın ardından söylendi, kimi zaman bir anma töreninde yankılandı, kimi zaman da insanların içindeki adalet duygusunun sesi oldu.
Bugün ise o tanıdık melodi yeniden meydanlarda duyuluyor.
Meydanın ortasında bir kalabalık… Yaşlılar, gençler, öğrenciler, emekliler. Kimi elinde bayrak taşıyor, kimi telefonuyla o anı kaydediyor. Bir köşede gençler slogan atıyor, biraz ileride yaşlı bir kadın sessizce kalabalığı izliyor. Özgür Özel tüm içtenliğiyle adalet , hukuk, özgürlük için Türkiye için binlere sesleniyor.Tam o sırada hoparlörlerden tanıdık bir melodi yükseliyor. Kalabalık bir anlığına susuyor. Ardından birileri yavaşça eşlik etmeye başlıyor:
“Yiğidim aslanım burada yatıyor…”
İnsanlar birbirlerine bakıyor. Ve o anda meydandaki insanların yüzlerinde aynı duygu beliriyor. Kimi sessizce dinliyor, kimi eşlik ediyor, kimi gözlerini kapatıyor. Çünkü demokrasi ve hukuk arayışındaki bir toplumun içinde bu şarkı yalnızca bir melodi değil, ortak bir duygunun ifadesine dönüşüyor.
Son dönemde özellikle halkın iradesiyle seçilmiş, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu etrafında şekillenen siyasi tartışmalar ve hukuki süreçlerle birlikte bu şarkı adeta yeni bir sembole dönüşmüş durumda.
19 Mart’la başlayan süreç, Türkiye siyasetinde yeni bir tartışmayı başlattı. 9 Mart Pazartesi günü başlayan duruşmalarla birlikte ise hepimiz bu süreci merak ve dikkatle takip ediyoruz. Çünkü buradan çıkacak kararlar yalnızca bir davanın sonucu olmayacak; Türkiye’nin demokrasi ve hukuk tarihine geçecek bir dönüm noktası olacak. Ya yıllar sonra utançla hatırlanacak bir sayfa olarak anılacak ya da hukukun ve adaletin ayakta kaldığını gösteren bir örnek olarak.
İnsan ister istemez şunu düşünmeden edemiyor: Meydanlarda binlerce insan bu şarkıyı dinlerken duygulanıyorsa, Silivri’de bulunan Ekrem İmamoğlu bu sesi duyduğunda neler hissediyordur? O kalabalığın kendisi için değil belki ama temsil ettiği değerler için bir araya geldiğini bilmek nasıl bir duygudur?
Belki de bu şarkının gücü tam burada yatıyor. Çünkü bazen bir şarkı yalnızca geçmişin yasını tutmaz; insanların birbirine verdiği moralin sesi olur.
“Yiğidim aslanım
Burada yatıyor…”
Bu dizeler bugün başka bir anlamla yankılanıyor. Bir kaybın ardından söylenen bir ağıt gibi değil, zor zamanlarda ayakta kalma iradesinin melodisi gibi.
Türkiye’nin tarihi bize defalarca gösterdi: toplumlar bazen zor dönemlerden geçer. Ama o dönemler aynı zamanda insanların hangi değerler için bir araya geldiğini de ortaya çıkarır.
Bugün meydanlarda yükselen bu şarkı yalnızca bir melodi değil.
Bir talebin sesi gibi duyuluyor: daha güçlü bir demokrasi, daha sağlam bir hukuk düzeni ve herkes için adalet arayışı.

































Yorum Yazın