Günümüz koşullarında Türkiye’nin durumunu değerlendirecek olanların, Birinci Dünya Savaşı sonunda ortaya çıkan siyasal tabloyu, gerçekçi bakış açısıyla değerlendirmeleri gerekiyor.
Kısaca göz atalım; Osmanlı Devletinin tarihe karışmasına da neden olan, 1.Paylaşım Savaşı “deniz ticaret yolları” ve sanayi devriminin etkisiyle önemi artan, Ortadoğu’daki petrol kaynaklarının büyük ölçüde el değiştirmesi ile sonuçlandı.
Aynı süreçte Ekim Devrimi ile Rusya’da kurulan, Sovyet Yönetimi emperyalist ülkeleri planlarını değiştirmek zorunda bıraktı, diyebiliriz. Doğal kaynakların bulunduğu coğrafyayı ele geçiren, galiplerin hesaplarını altüst eden bir başka gelişme ise Kurtuluş Savaşımızdı.
Mustafa Kemal Paşanın önderliğinde başladı. Rus ve Osmanlı imparatorluklarının tasfiyeleri ile oluşan yeni siyasal koşulların, gerçekçi değerlendirilmesiyle, yürütüldü
Kurtuluş Savaşımızın siyasal sonuçları; İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı egemenlik alanını dilediklerince paylaşmalarını engellemekle kalmadı. Karadeniz kıyılarını denetimlerine alarak, Kafkas Petrolünü ele geçirmek isteyen, Anglo-Sakson İttifakına da geçit vermedi.
Saray taraftarları; Kuvvacılara -Kuvayı Milliye- karşı tavır alarak, Osmanlı Hanedanının siyasal ömrünü uzatmak için düşmanla işbirliği yapmaktan çekinmediler. Topraklarının büyük bölümü işgal altında bulunan Anadolu’da, çok güç koşullar altında başlatılan Kurtuluş Savaşı’nın baş komutanı, aynı zamanda Millet Meclisi Başkanlığını da yürüten Mustafa Kemal Paşadır.
Kızılordu Komutanı Furunze; Ankara ziyaretinin ardından Moskova’ya dönerken, Amasya’da karşılaştığı, Sovyetlerin ilk Ankara Büyükelçisi Aralova’a; “yeni bir ülkenin kuruluşuna tanık olacaksınız. İlişkilerinizi kısa sürede sonuç alacak biçimde sürdürmeniz gereken kişi; Mustafa Kemal Paşadır. Dünya görüşü ve olaylara bakışından etkileneceksiniz. Çalışma arkadaşları ile arasında inanılmaz farklılığı sizde fark edeceksiniz,” diyordu. -S. Aralov Bir Sovyet Diplomatının Ankara Anıları-
Aralov anılarında; Furunze Atatürk’ün Kazım Karabekir ve Rauf Orbay’dan çok farklı kişiliğini vurgularken, onun sadece bir askeri lider olmadığını, siyasal ve uluslararası diplomasiye ilişkin görüşlerinden etkilendiğini anlatır.
Gerçekten 26 Ağustos günü her türlü risk göze alınarak başlatılan, “Büyük Taarruz” 30 Ağustos günü “Büyük Zafer” ile sonuçlandı.
Kurtuluş savaşı sürecini en doğru simgeleyen slogan, “Ya İstiklal Ya Ölüm” dür.
Büyük Zaferin 103.Yılı Kutlu Olsun.

Yorum Yazın