Borderline kişilik örgütlenmesi, adını aldığı sınırda yaşar: sevgiyle terk edilme korkusu arasında, “ben” ile “öteki”nin bulanıklaştığı bir eşikte. Bu eşik, dışarıdan bakana dramatik; içeriden bakana ise yorucudur. Çünkü Borderline, duyguların sesinin hiç kısılmadığı bir odada yaşamak gibidir. Kapıyı kapatamazsın. Gürültü hep seninle gelir.
Klinik tanımlar bize dürtüsellikten, yoğun duygulanımdan, terk edilme hassasiyetinden söz eder. Ancak tanımların soğukluğunda kaybolan bir şey vardır: acının dili. Borderline birey çoğu zaman “fazla” olmakla suçlanır; oysa mesele fazlalık değil, düzenleyememektir. Duygular vardır ama freni yoktur. Sevgi bir anda tapınmaya, hayal kırıklığı yok etmeye dönüşebilir. Aynı kişi sabah kurtarıcı, akşam düşman olabilir. Bu bir manipülasyon değil; zihnin siyah-beyaz savunmasıdır.
Marsha Linehan, yıllar süren klinik gözlemlerine dayanan çalışmasında şöyle yazar: “Borderline bireylerin problemi duygulara sahip olmaları değil, bu duygularla nasıl yaşayacaklarını kimsenin onlara öğretmemiş olmasıdır.” Linehan’ın diyalektik davranış terapisi üzerine yaptığı araştırmalar, sorunun “karakter bozukluğu” değil, duygu düzenleme sistemiyle ilgili olduğunu net biçimde ortaya koyar. Yani bu insanlar kötü değil; yaralıdır.
Edebi taraftan bakarsak Borderline, iç içe geçmiş iki çocuk gibidir: biri sevilmek ister, diğeri terk edilmeden önce terk etmeye hazırdır. Bu yüzden ilişkilerde sürekli bir alarm çalar. Mesajın geç gelmesi bir ihtimal değil, kesin bir vedadır. Küçük bir eleştiri, tüm benliğin reddi gibi hissedilir. Ve kişi, bu hissin ağırlığından kaçmak için bazen kendine, bazen başkasına zarar verir.
Toplumun en büyük yanlışı, Borderline’ı “zor insan” etiketiyle susturmaktır. Oysa bilim bize şunu söylüyor: tutarlı sınırlar, şefkatli ama net ilişkiler ve doğru terapiyle iyileşme mümkündür. Borderline, kader değildir. Bir geçmişin izidir.
Belki de bu yüzden Borderline’ı anlamak, insan ruhunun en kırılgan yerini anlamaktır. Çünkü sınırda yaşayanlar bize şunu hatırlatır: Hepimiz, yeterince sevilmediğimiz bir anın içinde savrulabiliriz. Ve bazen en büyük iyileşme, birinin kalıp gitmemesidir.

































Yorum Yazın