Kaygılı insanlar hakkında en büyük yanılgımız, onları hep panik butonuna en yakın duranlar sanmamızdır. Oysa işin ironisi şurada: En çok “ya bir şey olursa?” diye düşünenler, gerçekten bir şey olduğunda en az dağılanlardır. Çünkü onlar o anı zaten yüzlerce kez yaşamıştır. Hem de kafalarının içinde, prova üstüne prova yaparak.
Kaygı dediğimiz şey çoğu zaman bir felaket senaryosu üretim merkezidir. Ama aynı zamanda bir simülasyon laboratuvarıdır da. Kaygılı insan, sıradan bir pazartesi akşamı bulaşık yıkarken bile olası krizleri zihninde test eder: İşten çıkarılırsam ne yaparım? Anneme bir şey olursa hangi hastaneye giderim? Uçak türbülansa girerse nasıl sakin kalırım? Bu düşünceler dışarıdan yorucu görünür, evet. Ama içeride başka bir şey olur: Zihin, kaosun maketini kurar ve defalarca yıkar.
Psikolojide buna “tehdit provası” diyebileceğimiz bir mekanizma eşlik eder. Bilişsel davranışçı terapinin kurucularından Aaron T. Beck’in dediği gibi: “İnsanları rahatsız eden şey olayların kendisi değil, o olaylara yükledikleri anlamdır.” Kaygılı bireyler, olaylara yükledikleri anlamı önceden didik didik ederler. Felaketi zihinsel olarak yaşar, en kötü ihtimali sindirir, hatta onunla bir tür barış yaparlar. Böylece gerçek kriz geldiğinde, anlam çoktan işlenmiş, sindirilmiş ve yerine oturtulmuştur.
O yüzden yangın çıktığında en hızlı tahliye planını bulan kişi çoğu zaman “overthinker” olandır. Deprem anında en sakin görünen, aylardır “çök-kapan-tutun” videosu izleyen kişidir. İlişkide terk edildiğinde en net cümleyi kuran, o konuşmayı zihninde yüz kere yapmış olandır. Kaygı onları zayıf değil, hazırlıklı yapar.
Elbette bu bir romantizasyon değil. Kaygı yorucudur. Uykusuz geceleri, bitmeyen iç monologları vardır. Ama o iç monologlar aynı zamanda zihinsel kas antrenmanıdır. Kriz anında donmamak, o kasların eseridir. Çünkü kaygılı insan için kriz yeni değildir; sadece daha önce prova edilmiş bir sahnenin canlı yayınıdır.
Belki de bu yüzden kaygılı insanlar panik anlarında tuhaf bir soğukkanlılık sergiler. İçlerinden “ben bunu zaten düşünmüştüm” derler. Dünya yeni dağılmıştır ama onların zihninde o dünya çoktan birkaç kez yıkılıp yeniden kurulmuştur. Ve insan, en çok yıkıp yeniden inşa ettiği yerde ustalaşır.





























Yorum Yazın