Cumartesi günü, Macaristan’daki seçimden bir gün önce, ülkenin kuzeydoğusundaki yaklaşık 16 bin nüfuslu, bakımsız bir kasaba olan Püspökladány’a gittim. Muhalefet lideri Péter Magyar’ın sondan bir önceki mitingi için oradaydım. Bölge geleneksel olarak Başbakan Viktor Orbán’ın Fidesz partisinin kalesi olmasına rağmen, Magyar’ın konuştuğu meydan dolmuş taşıyordu, çoğu genç ve genç ailelerden oluşuyordu.
Magyar kalabalığa tekrar tekrar “Korkmayın!” diye seslendi. Kalabalık da “Korkmuyoruz!” diye slogan attı. Kalabalıktaki bir kadına, iki çocuk annesi ve ilkokul öğretmeni Mariann Szabó’ya sordum: Magyar’ın bu sözleri ne anlama geliyor? İnsanlar neden korkuyordu? Szabó, kamuda çalışan insanların Fidesz’e karşı çıktıkları görülürse işlerini kaybedebileceklerinden ve geçimlerini sürdüremeyeceklerinden korktuklarını söyledi.
Bu korku, birçok insanın siyasi görüşlerini gizli tutmasına neden oluyordu. Magyar’ın kampanyasından önce Szabó, kasabasında Orbán’ı sevmeyen başkalarının da olduğunu biliyordu ama ne kadar olduğunu bilmiyordu. Birden her şeyin değişmek üzere olduğu hissine kapıldılar. Szabó, “Bunu Berlin Duvarı’nın yıkılmasından hemen önce, Macaristan’daki komünist diktatörlüğün son bulduğu1989’la karşılaştırabilirsiniz” diye ekledi.
Pazar günü geldi: Orbán yenildi. Macaristan’ın demokratik tarihinde en yüksek seçmen katılımıyla gerçekleşen seçimde, Magyar’ın Tisza partisi üçte iki çoğunluğu (anayasayı değiştirmeye yetecek kadar) kazandı.
Orbán’ın kendi gücünü korumak için yeniden yazdığı anayasayı değiştirebilecekler. Budapeşte’de Macarlar, şehrin muhteşem neo-Gotik Parlamentosu’nun karşısında Tuna Nehri kıyısında toplandı; tezahürat yapıyor, bayrak sallıyor ve şampanya patlatıyorlardı.
Orbán’ın yenilgi konuşması dev ekranda oynatıldığında 50 yaşındaki Zoli Kertész, “Bu müzik gibi!” diye haykırdı. Orbán’ın bazı hayranları, onun kaybetmesinin aslında hiç otokrat olmadığını kanıtladığını söylüyor. Oysa bu sonuç, Fidesz’e karşı muhalefetin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.
Orbán’ın iktidarını korumak için kurduğu tüm yapıları (aşırı çarpık seçim bölgeleri, ele geçirilmiş medya, devlet destekli propaganda, yerel himaye ağları ve yaygın tehditler ile sindirme) aşmayı başardı. Macar Sosyalist Partisi’nin eski eş başkanı ve milletvekili Ágnes Kunhalmi, 2022’de aday toplarken bir okul müdürünün aday olmayı reddettiğini anlattı; çünkü kızı öğretmen olduğu için işten atılacağından korkuyordu. Bir diğeri ise oğlunun Fidesz bağlantılı bir şirketle yaptığı iş ilişkisinin kesileceğinden endişe ediyordu.
Magyar, mitinglerde sürekli Orbán’ın bir “mafya devleti” yönettiğini söylüyordu. Bu söylem karşılık bulmasaydı, bu kadar büyük bir farkla kazanması mümkün olmazdı.
Son günlerde Orbán’ın kaybettiği netleşince, bazı Amerikan ve İngiliz muhafazakârlar onun asıl başarısının Macar solunu yok etmek olduğunu savundu. Budapeşte’deki Amerikalı muhafazakârların önde gelen isimlerinden Rod Dreher, “Péter Magyar’ın Orbán’ı yenme şansının nedeni, en azından kamuya açık olarak Orbán’ın savunduğu her şeyi kabul etmesi” diye yazmıştı.
Bunda biraz doğruluk payı var. Macaristan’daki seçim, tıpkı 2023’teki Polonya seçimi gibi, merkez sağ ile otoriter sağ arasında bir tercihti.
Magyar, Orbán’ın yasadışı göçle mücadele konusunda direnişine katkı vermek için oy kullandı. Geçen yıl 100 binden fazla kişi Orbán’ın eşcinsel gurur yürüyüşünü yasaklama girişimine karşı Budapeşte’de yürüdüğünde, Magyar katılmadı.
Kunhalmi, Pazar günü seçilen parlamentonun 1989’dan beri ilk kez sol kanattan hiç temsilci içermeyeceğini söyledi; çünkü birçok ilerici aday, anti-Orbán oylarını bölmemek için adaylıktan çekildi.
Kunhalmi kendi adaylığını da iki hafta önce geri çekti; bu yüzden Seçim Günü onun için buruk bir gündü. Ancak Orbán ile Magyar (ya da en azından Magyar’ın vaat ettiği şey) arasındaki derin farkları küçümsemek büyük hata olur.
Magyar, mevcut düzenden temiz bir kopuş vaadiyle kampanya yürüttü. Amerikan Demokratlarının da öğrenebileceği bir mesaj olarak da not edebilirsiniz. Ayrıca kamu kaynaklarını kullanarak kendilerini zenginleştirenleri yargılayacağını söyledi.
Seçim öncesinde Macarlar, lider değişikliğinden ziyade rejim değişikliğinden bahsediyordu: Rus yanlısı, kleptokratik, yöneten partinin neredeyse her kuruma sızdığı bir sistemden; özgür, liberal ve Avrupa’ya yönelik bir düzene geçiş.
Eğer Magyar sadece Orbán’ın biraz daha az yolsuzluk yapan versiyonu olsaydı, Donald Trump ve Vladimir Putin onu engellemek için bu kadar endişelenmezdi. Magyar’ın zaferinin jeopolitik sonuçları derin görünüyor.
Orbán döneminde Macaristan, Ukrayna’ya yardımı ve hem Rusya hem İsrail’e yaptırımları veto etmişti. Magyar’ın hareketi Rusya’ya karşı düşmancaydı. Mitinglerinde insanlar 1956 Macar Devrimi’nden kalma “Rusya, evine dön!” sloganını atıyordu.
Alman Marshall Fonu analisti Zsuzsanna Végh, “Avrupa Birliği ve NATO’ya güçlü bir bağlılık anlatısı var” saptamasını yaptı. Ayrıca Magyar’ın Benjamin Netanyahu ile kişisel bir ilişkisi olmadığı için, “Tisza hükümeti İsrail’e karşı bazı yaptırımları kabul edebilir” diye ekledi.
Magyar gurur yürüyüşüne katılmamış olsa da, Orbán’ın yaptığı gibi LGBTİ+ kişileri şeytanlaştırması pek olası değil.
Pazar gecesi Tuna kıyısında kutlama yapanlar arasında 30 yaşındaki biseksüel Eszter Kalocsai ve 24 yaşındaki eşcinsel Milan Gabriel Berki de vardı. İkisi de sevinçten kendinden geçmişti.
Kalocsai, son 10 yıldır kadınlara olan ilgisini gizlediğini söyledi. “Harika!” diye bağırdı. “Artık dışarı çıkıp herkesi sevdiğimi söyleyebilirim! Aman Tanrım!” Berki ise “Duygu çok yoğun” diye ekledi. Magyar insanlara korkmamalarını söylemişti ve onlar da korkmadıklarını gösterdiler.
* Michelle Goldberg
Çeviren: Çağatay Arslan
Orijinal Bağlantı: https://www.nytimes.com/2026/04/13/opinion/orbans-defeat-hungary-trump-world.html






























Yorum Yazın