Bence anlamsız bir laf ama madem konu böyle biliniyor, ben de kullanayım, “Terörsüz Türkiye” kavramı ortaya atıldığından bu yana bazı kavramlar yine kamuoyunda, yazılı ve görsel basında çok sık kullanılıyor.
Bu çok sık kullanılmaya yeniden başlanan kavramların bir bölümünü de ben bu yazımın başlığına taşıdım, neden böyle yaptığımı başarabildiğim kadarıyla anlatmaya çalışacağım, çalışacağım diyorum çünkü kavramlar nedense bazılarımız için çok “hassas” (!) kavramlar, dolayısıyla da benim için de kolay bir yazı olmayacak.
Ancak, işin ilginç tarafı bu çok hassasiyet gösterildiği söylenen kavramlar bizzat bu hassasiyeti gösterenler tarafından nasılsa, nedense yanlış kullanılıyor.
Ben de bu yazıyı biraz kendi üzerimden, anladıklarım, inandıklarım, bildiklerim üzerinden yazacağım.
Bu satırların yazarı doğduğu, büyüdüğü ülkenin toprak bütünlüğü, dikkatinizi istirham ederim, üniter yapı demiyorum, toprak bütünlüğü diyorum, konusunda belirli hassasiyetleri olan biri, ben kendi adıma hep Türkiye’nin toprak bütünlüğünden yana oldum, galiba olmaya da devam edeceğim ama biliyorum ki toprak bütünlüğü de üniter idari yapı demek değil.
Üniter yapı, federal yapılar, ara çözümler idari tercihlerdir, tartışılmaz değildirler.
Ancak, hukuka, AİHM kararlarına da saygılı bir insanım, AİHM’in 1989 tarihli bir Piermont Kararı var, “Piermont Fransa’ya karşı-5774/89” kararı, bu karar bir ülke vatandaşlarının şiddet kullanmadan ve şiddet kullanmayı reddederek ülkelerinin bir bölümünün ülkeden ayrılmasını talep etmelerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olamayacağını söylüyor.
Karar Fransa’nın bir denizaşırı toprağı (DOM-TOM) olan Yeni Kaledonya’dan bir Almanya vatandaşı olan Piermont soyadlı bir kadın aktivistin Fransa tarafından Yeni Kaledonya’dan sınır dışı edilmesi ile ilgili, aktivist kadın Yeni Kaledonya’da ayrılıkçı göstericilere destek veriyordu.
Bu karar taraf ülke olmadığımız için Türkiye’yi doğrudan ilgilendirmiyor ama unutmayalım bu karar 1989’dan beri Avrupa hukukunun bir parçası, biz de bu hukukun bir yerindeyiz.
Ben KHK ile görevden uzaklaştırılana kadar bir kamu maliyesi öğretim üyesi idim, meslek gereği federalizm, fiskal-mali federalizm nedir biliyorum biraz, bu çerçevede de fiskal federalizmin illaki de ülke toprak bütünlüğü ile çelişmediğini öğrendim.
Federalizm, özellikle de fiskal-mali federalizm yine illaki üniter devlet kavramı ile de çelişen bir kavram değil, üniter devlet sistemi de ayet-i kerime değildir.
Her idare hukuku kavramını kürt meselesi ve ayrılıkçılık üzerinden okuma şaşılığı da insanları büyük yanlışlara yönlendirebiliyor, bu konunun kürt meselesi ile doğrudan bir ilişkisi yoktur, mesele daha etkin kamu yönetimi meselesidir.
Fransa herkesin çok iyi bildiği gibi asla bir federasyon değil, üniter devlet yapısını dünyaya tanıtmış bir ülke Fransa ama 1958 tarihli 5. Cumhuriyet Anayasasının 72/2. Maddesi yerel idarelere yerel vergilerin matrah ve oranlarını kanun (organik) çerçevesinde saptama imkanını veriyor, maliyeciler bilir ki bir verginin matrah ve oranını saptayabiliyorsanız aslında kısmen vergi de salıyorsunuz (vergi koymak) demektir; kimse bu durumu bizdeki emlak vergisi tahsilatının yerel idarelere bırakılması ile mukayese etmesin lütfen çünkü bizde emlak vergisinin matrah ve oranını merkez saptar, yerel idarelere de kasadarlığını yapmaları görevi verilmiştir, bu durum biraz daha dikkatli düşünülürse demokrasinin özüne de aykırı demektir çünkü siyasi rekabette vergi rekabeti dışarıda bırakılmaktadır, zaten bizin Anayasanın 7. Maddesi bu duruma kesin bir dille engel getirmektedir (Anayasa 7 ve 73).
Fransa Anayasasında 72/2 madde orada duruyor ama kimse Fransa için “siz federasyona gidiyorsunuz” falan da demiyor.
Üstelik, evet üstelik, Fransa Anayasasının 1. Maddesi’ne, yine evet Anayasanın 1. Maddesi’ne 2003 tarihli ve 2003-276 sayılı anayasa kanunu ile “Cumhuriyet’in teşkilatı adem-i merkeziyet esaslarına göre düzenlenir” şeklinde bir ilave yapılmıştır.
2003 tarihinden itibaren de Fransa idare sisteminde gerçekleştirilen çok sayıda düzenleme ile Fransa’da adem-i merkeziyetçi yapılanma güçlendirildi ve böylece ülkenin idari yapısı çok daha etkin hale geldi, idari kapasitesi arttı.
Daha etkin kamu yönetimi nedir diye sorarsanız da Türkiye’de 2025 enflasyonu yüzde otuzun üzerinde iken Fransa’da bu oranın yüzde 0.8 yani binde sekiz olduğunu ve bu sonuca bizdeki işsizlik oranının altında bir oran ile (%7.7) gidildiğini de söyleyebiliriz; ekonomik performansın idari yapıdaki etkinlikle bire bir ilişkili olduğunu da hatırlayalım.
Evet, hülasa-ı kelam, her çok güçlü adem-i merkeziyetçi idari yapı federasyon demek değildir, federasyon benzeri yapılar da ülkenin toprak bütünlüğüne aykırılık anlamına gelmez, üniter idari yapıların daha fazla idari etkinlik ve refah getireceği de mutlak bir doğru olarak algılanmamalıdır, vatandaşların şiddet dışı yöntemler kullanmaksızın ülke topraklarının bir bölümünün ayrılmasını talep etmeleri bizim de parçası olduğumuz Avrupa Konseyi hukuk çerçevesine de aykırı değildir.
Tamam, çok korkuyorsanız Anayasaya federasyon ifadesini sokmayalım ama neden Fransa’da olduğu gibi Anayasanın ilk maddelerinden birinde adem-i merkeziyetçiliği bir idari ilke olarak tanımlamayalım, Türkiye’nin her konusunun Ankara’dan çözümlenemeyeceğini görelim.
Lütfen tartışmaları çok daha serinkanlı yapalım, eski ezberlerden, şartlanmalardan mümkün olduğu ölçüde uzaklaşalım, şiddet dışı her tartışmanın ülkeye özgürlük, refah ve güvenlik getireceğini de bilelim.
Şiddet dışında “ben bu konuyu tartıştırmam” kabadayılığından da kurtulalım.
Bir de lütfen adem-i merkeziyetçiliği âdem-i merkeziyetçilik olarak yazmayalım, daha da önemlisi okumayalım, adem yokluk demektir, âdem ise adam demektir, adem-i merkeziyetçilik merkeziyetçiliğin yokluğu anlamına doğru yazım ve okumadır, âdem- merkeziyetçilik ise merkeziyetçiliğin adamı anlamına gelebilir, saçmadır ama ekran spikerlerinin dahi büyük bölümünün a’yı uzatarak şapkalı okumalarını hayretle izliyorum.
Aklıma rahmetli Yılmaz Güney’in Arkadaş filmi geldi yazıyı bitirirken, adı Âzem’dir, Azem diyenlere “şapkalı Âzem” derdi.






























Yorum Yazın