Sinemanın insanlığın şekillenmesinde üstlendiği rolü tartışmak aptallık olur. Sinema anlatılan hikaye gerçek de olsa fantezi de olsa insanlık hafızasını dönüştürmüştür.
Andy Warhol bir gün herkes 15 dakikalığına da olsa ünlü olacak demişti. Warhol bunu söylediği zaman sinemanın ünlü yaptığı aktör ve aktrisler dünyanın ortak imgesinde en geniş alanı kapsamaktaydı.
Ün hala geçerliğini koruyor ama ünlü aktris yada aktör olmanın eskisi kadar büyük ve sarsıcı bir etkisi olduğunu söylemek zor.
Warhol’un kehaneti onun bile hayalini aştı . Bugün herkesin15 dakika değil 15 saniye için ünlü olma şansı bulunuyor.
İnternet ve onun sineması sosyal medya insanların geleneksel sinemaya olan ihtiyacını ortadan kaldırmadıysa da önemli oranda dönüştürdü.
Sinema hala varlığını sürdürüyor ama eski tekelci starlar dönemi neredeyse sona erdi.
Eski starlar geleneğinin belki de son temsilcisi George Clooney’in başrolde yer aldığı Jay Kelly’nin karşısına geçen herhangi bir seyirci için bir film mi yoksa bir belgesel mi izliyorum sorusunun akla gelmemesi pek de olası değil.
Clooney’nin en az kendisi kadar meşhur bir varsayımsal starı oynadığı filmde başta Adam Sandler olmak üzere diğer oyuncuların da “Ansambl” tadındaki teatral var oluşları bu yarı belgesel duygusunu daha da pekiştiriyor.
Clooney’in yıllar önce daha kariyeri bile başlamamışken kazıkladığı oyuncu arkadaşı Timothy ise bütün bu hikayenin kilit karakteri olarak karşımıza çıkıyor. Yıllar sonra filmdeki yıldızın yani George/Jay’in hayatını değiştiren yönetmenin cenaze töreninde karşılaşırlar. Aralarındaki gerilim hissedilir ama kimse renk vermez. İçki içmek için sözleşilir ve olanlar olur. Timothy George/Jay’e hesap sorar ve yumruğu yapıştırır. O da karşı yumruğu burun kemiklerini feda ederek yer.
George Clooney’nin ortanca adının Timothy olduğunu öğrenen birisi için bu pseudo-belgeselin aslında Clooney’nin ruhsal yarılması olduğunu öngörmemek pek de mümkün olmayacaktır.
Clooney Cary Grant’dan Kirk Douglas’a Rock Houston’dan De Niro’ya Pacino’dan Brando’ya büyük bir geleneğin son halkası olarak kendini/starı kamera görünümünde otopsi masasına yatırmaktadır.
Hikayenin ailesel boyutları ve iki kızıyla yaşadığı meseleler merkezde gibi görünse de aslında herhangi bir işin herhangi bir aşamasında herhangi bir babanın başına gelebilecek kadar sıradan şeylerdir bunlar.
Clooney’nin starlık serüveninde gerçekten kendi varlığına ihanet var mıdır? Genç bir aktör olarak merdivenleri çıkıp belki 2. Katta durmak ruhuna iyi gelecekken ruhundaki Timothy’ye tekmeyi vurup asansöre yönelmiş midir?
Yada her yıldız gibi gönlü gözünün gördüğü ve onu kolaylıkla kabul edecek daha çıtır bir güzele kayıp ailesine veda etmiş midir?
Yada babasının onu hiçbir zaman takdir edip önemsemediği duygusuyla mücadele etmiş midir?
Bütün bu soruların cevaplarını aramak için wikipedia’ya bakabilir yada daha iddialı biçimde Clooney biografilerinde arayışa girebilirsiniz. Ancak bu filmi yine de çözümlemiş olmayacaksınız.
Ben bu filmde Clooney’nin kendi hayatını ortaya koyarak çok daha büyük bir işe girdiğini düşünüyorum. Yine merkezinde Clooney’in olduğu muhteşem müzikleri ile akılda kalan ve hikayesini Homer’İn Odiseus Destanından alan “Neredesin Birader”i anımsayanlar bu filmdeki hikayenin de bir tür seyahat destanı olduğunu hissedeceklerdir.
Clooney; insanlığın çok önemsediği bir star bile olsanız “hayatınız bir yolculuktur” diye özet geçiyor bize. Yanınızda dostlarınız vardır. Kimileri sizle kalır kimileri kalmaz. Bazen cesurca işler yapar bazense berbat bir oportüniste dönersiniz.
Bir starın bir dilenciden daha fazla imkanı olması onun hayat yolculuğunun daha konforlu olduğu anlamına gelir ama acının olmayacağı anlamına gelmez.
Clooney bu filmle Holywood’dan dünyaya akan o büyülü yalanların zirvesine çıkmanın bile tek başına dünyayı anlamak veya kaderi değiştirmek için yeterli olmadığını göstererek çok büyük bir iş yapıyor.
Jay Kelly, belki de sinemanın son büyük armağanı: Film bize hatırlatıyor ki, ne kadar parlak ışıklar altında yaşarsak yaşayalım, hayatın asıl destanı dışarıda, ilişkilerde, pişmanlıklarda ve yeniden başlama cesaretinde gizli. Clooney burada sadece bir yıldız olarak değil, hepimiz gibi bir yolcu olarak veda ediyor — ve belki de asıl soru şu: Biz kendi yolculuğumuzda hangi Timothy'leri geride bıraktık, hangi yumrukları yedik ve hâlâ, "bir daha" deme şansımız var mı? Film biterken Clooney'nin gözyaşları, ekranın ötesine uzanıyor; çünkü sinema hâlâ var, bizi en derin yaralarımızla yüzleştirmek için.






























Yorum Yazın