Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin bu hafta İsrail’e yaptığı ziyaret, takvimde sıradan bir diplomasi turu gibi durmuyor. Gazze’de on binlerce sivilin öldüğü, Batı Şeria’da ilhak siyasetinin açıktan yürüdüğü bir dönemde, Yeni Delhi’nin Tel Aviv’e verdiği güçlü siyasi görüntü çok başka bir yere yazılıyor.
Modi, kamuoyuna dönük mesajlarında Gazze için “barış planı”ndan ve “insani kaygılardan” söz ediyor ama fotoğraf kareleri başka bir gerçeği fısıldıyor. Hindistan, fiilen İsrail’in güvenlik mimarisine eklemlenen, savunma sanayisini ona bağlayan ve diplomatik olarak da Netanyahu yönetimini normalleştiren bir çizgiye geçmiş durumda.
Bu tercihin arkasında stratejinin ötesinde ideoloji de bulunuyor. Hindutva eksenli iktidarın, İsrail’i “radikal İslam”a karşı sertlikte model alan bir devlet olarak görmesi yeni bir yaklaşım sayılmaz. Filistin dosyasına bakarken insan haklarından çok, “terörle mücadele” filtresi üzerinden konuşulması da şaşırtıcı durmuyor. Ama bu kez sahne çok daha sert: Gazze’deki yıkım, Batı Şeria’daki sistematik hak ihlalleri ve uluslararası raporların diline rağmen Hindistan’ın İsrail’le sarmaş dolaş görüntüsü, Nehru döneminin “Filistin halkıyla tarihsel dayanışma” mirasını fiilen çöpe atıyor.
Filistin Mirasından “Gaza Barış Planı”na
Hindistan, uzun yıllar boyunca küresel Güney içinde Filistin davasının en güçlü savunucularından biriydi. Bağlantısızlar Hareketi’nde, BM kürsülerinde ve ikili ilişkilerde, İsrail’in işgal politikalarına eleştirel bir çizgi muhafaza edildi. Bugün geldiğimiz noktada ise resmi söylem “denge” kelimesinin arkasına saklanıyor. Modi hem Gazze’de ateşkes çağrısı yaptığını hem de İsrail’le savunma ve teknoloji ortaklığını derinleştirdiğini anlatıyor. Kâğıt üstünde kulağa dengeli gelen bu formülün pratikte neye tekabül ettiğini görmek oldukça kolay: Filistin’e söz, İsrail’e silah.
Yeni Delhi’nin geliştirdiği “Gaza peace plan” söylemi, aslında sahadaki realiteyi yumuşatma aracına dönüşmüş durumda. İsrail’in Gazze’de izlediği askeri stratejiye dair net bir kırmızı çizgi koymadan “barış”tan söz etmek, Tel Aviv açısından maliyetsiz bir meşruiyet üretimi anlamına geliyor.
Hindistan’ın en üst düzeyde verdiği bu görüntü, Batı’daki ikiyüzlü tutumu da rahatlatıyor. “Bakın, dünyanın en büyük demokrasisi de İsrail’le yakın” cümlesini kurabilecekleri yeni bir dayanak sunuyor. Bu durum, Filistin halkı açısından bir diplomatik kaybın ötesine geçerek sembolik bir yalnızlaşma hissi doğuruyor.
Savunma Sanayi, İdeoloji ve İki Yüzlülük
Hindistan’ın İsrail’le savunma işbirliği bilinen bir olgu olsa da, Modi döneminde hızlanan bir süreçten söz ediyoruz. İnsansız hava araçlarından füze sistemlerine, siber güvenlikten istihbarat işbirliğine kadar geniş bir yelpazede Tel Aviv’e bağımlılık artıyor. Bu bağımlılık teknik sınırları aşarak güvenlik kültürü düzeyinde de İsrail’in “sertlikten geri adım atmayan” yaklaşımı, Hindutva iktidarının hoşuna giden bir model haline geliyor. Keşmir’den protesto yönetimine, “iç düşman” inşasından sınır ötesi operasyon diline kadar pek çok alanda bu modelin izlerini görmek mümkün.
Bir de işin Batı boyutu var. Washington, Trump yönetimiyle birlikte Modi’yi “Hint Okyanusu’nda vazgeçilmez ortak” olarak pazarlıyor. Rus petrolü, Çin’le denge ve ticaret anlaşması üzerinden Yeni Delhi’yi kendine daha sıkı bağlamaya çalışıyor. Hindistan, “stratejik otonomi” söylemini koruduğunu iddia etse de pratikte ABD–İsrail eksenine daha fazla yanaşıyor. Bu tablo, Hindistan’ı Gazze ve Batı Şeria dosyasında eleştirel bir pozisyon alma kapasitesinden de mahrum bırakıyor. En temel soru şu: Hem İsrail’in başlıca silah müşterilerinden biri olup hem de “barış planı”na inandırıcı ortak olunabilir mi?
“Dünyanın En Büyük Demokrasisi” Nereye Düşüyor?
Hindistan yönetimi, İsrail’le yakınlaşmayı içeride “güçlü liderler dayanışması” olarak pazarlıyor. Modi–Netanyahu fotoğrafları, milliyetçi taban için “dünyada artık biz de masada oturuyoruz” mesajı taşıyor. Oysa aynı fotoğraf, başka coğrafyalarda bambaşka bir cümle kuruyor: Dünyanın en büyük demokrasisi, uluslararası hukuku sistematik biçimde ihlal eden bir iktidara meşruiyet devşiriyor. Filistinliler açısından bu görüntü, hayal kırıklığının ötesinde “yanımızda olması gerekenler bile saf değiştirdi” duygusunun somut halini yansıtıyor.
Bu kaymanın Hindistan’ın kendi iç demokrasisiyle de bağlantısı yok mu sanıyorsunuz? Gazze’de hukuk ve insan hakları konusunda esneyen bir iktidarın, içeride eleştirel medyaya, öğrenci hareketlerine, azınlıklara karşı daha sertleşmesi tesadüf sayılamaz. Dışarıda İsrail’in “güvenlikçi” diline öykünen bir yönetim, içeride de aynı güvenlik fetişizmini yeniden üretiyor. Bu yüzden Modi–Netanyahu yakınlaşması bir dış politika tercihinin çok ötesinde; Hindistan demokrasisinin geleceğine düşülen bir not, bir uyarı fişeği aslında.
Filistin İçin Kaybedilen, Hindistan İçin Ne Anlama Geliyor?
Bugün Yeni Delhi, Filistin söz konusu olduğunda “denge”, “barış planı”, “her iki tarafın da acıları” gibi çok tanıdık ve bir o kadar da boşaltılmış kavramların arkasına saklanıyor. Oysa sahada dengenin aksine açık bir güç asimetrisinin olduğunu hepimiz görüyoruz. Gazze’deki yıkım, Batı Şeria’daki ilhak ve yerleşim politikaları, her gün yayımlanan raporlarda kayıt altına alınıyor. Hindistan’ın bu tabloda İsrail’e açık siyasi destek veren fotoğraflara imza atması, Filistinlilerin ötesinde kendi geçmişine de büyük bir haksızlık. Nehru’dan bu yana kurulan ahlaki miras, tek bir imza töreninden ziyade yüzlerce küçük jest ve siyasi refleks içinde eriyor.
Kısacası mesele, Hindistan’ın İsrail’le ticaret yapması ya da savunma alanında işbirliğine gitmesinin çok ötesine uzanıyor. Mesele, bunu yaparken hangi cümleleri kurduğu, nerede durduğu ve kimin yanında göründüğü. Bugün sahnede gördüğümüz tablo, “dünyanın en büyük demokrasisi”nin Gazze’deki çocukların yanında hizalanmaktan vazgeçerek duvarların ve silahların yanına geçmesi. Yarın bir gün Yeni Delhi başka bir dosyada “adalet” ve “hukuk” çağrısı yaptığında, dönüp bu fotoğraf karelerine bakılacak. O zaman asıl soru şu olacak: Hindistan bütünüyle güçten yana konuşan bir ülke olmayı mı seçti, yoksa bir yerlerde vicdan için de bir satır bırakabildi mi?





























Yorum Yazın