Kanadalı ünlü iletişim sosyologu Marshall McLuhan (1911-1980) ekrana çıkan ünlü insanları Yeni Tanrılar (ikonlar) olarak tanımlar. Ona göre kitle iletişim araçlarının ve özellikle televizyonun yaygınlaşmasıyla birlikte insanların artık Antik Dönemlerde olduğu gibi mitolojik tanrılara değil; ekranda görünen ünlülere, yıldızlara ve medya figürlerine hayranlık duyduklarını ifade eder. Bu yüzden onlar modern çağın “Yeni Tanrıları” olarak adlandırılabilir.
Halkın siyasi tercihlerini yönlendiren ülke liderleri dolaylı bir biçimde bu kategoriye dahil edilir. Onun zamanındaki siyasi liderler önemli olaylarda halkı bilgilendirme görevini yerine getirmeyi ön plana çıkardıklarından starların gerisinde kalmışlardı. Oysa günümüzün postmodern çağında, dünya siyasetini belirleyen karizmalar söylev , söylem ve mesajlarıyla siyasetten ekonomiye ,günlük yaşamımıza kadar “özgür irademizin”akışını yönlendirmekteler.
McLuhan dünyanın “global bir köye” dönüştüğünü vurgular. Haklıdır… Köyün bir ucunda ortaya çıkan dedikodu anında öteki tarafında duyulur ve çalkantılara yol açar. Günümüzde ise Trump’ın herhangi bir söylemi güçlü iletişim ağları aracılığıyla aynı anda dünyanın öteki ucunda duyulur ve buna bağlı olarak tüm borsalar alt üst olur; dolar, altın, kıymetli madenler tavan yapar ya da yere çakılır. “Yeni Tanrının” gücü “kullarını” hemen harekete geçirir, onlar da Kapalıçarşı’ya koşarak yatırım kaynaklarına yön verirler. Sadece Trump mı? Putin, Xi Jinping, Netanyahu ve benzerleri…
Gazze’de adam soykırım yapmış, İsrail kamuoyunun %50’sinde fazlası her gün televizyona çıkan “yeni tanrısına” tapmaya başlamış. Oysa daha 80-85 yıl önce onların büyükbabaları, büyükanneleri yüzyılın, belki de tarihin en büyük soykırımına maruz kalmışlardı. Kitle psikolojisinin tarih bilinci oynaktır. Ekrandaki “Yeni Tanrı Netanyahu” gaddar ve acımasız uygulamalar içindeyse “kullar da onun gibi” haşinleşir ve intikamcı ruh galeyana gelir… Oysa aynı ekrana demokrat, özgürlükçü ve hümanist ,güçlü ,karizmatik başka bir lider, yani “farklı bir tanrı figürü “ çıkıp sorunların barış yoluyla çözümlenmesi gerektiği mesajını vermiş olsaydı halkın Gazze’yi işgal desteği düşük oranlara inerdi.
McLuhan diyor ki kitle psikolojisini biçimlendiren güç medyanın kendisi, onun yarattığı imajdır. Medyasadece mesaj aktaran araç değil mesajın kendisidir (The Medium is The Message). Mesajın içeriğinden öte o içeriğin toplum üzerindeki etkisi önem taşır. Mesajın mahiyeti, doğru ya da yalan olup olmadığı, içeriğin ne anlama geldiği, nelere yol açacağı hedef kitlenin umurunda değildir. Önemli olan mesajı veren şahısın “kendi tanrısı”,kendi idolü olup olmamasıdır. Gazze’de cereyan eden olayları onaylamayan, eleştiren, hatta lanetleyen muhalif Yahudi önder ve aydınların varlığından haberdarız. Bu kesimin akla ve sağduyuya dayalı barış mesajı kamuoyunun savaş çığlıklarının azaltmaz, çünkü onlar ekran dışına düşmüşlerdir.
İsrail örneğinin benzeri ABD için de söz konusudur. Her gün tüm medya organlarında sabah akşam ekrana çıkıp tehditler savuran Trump “Yeni Zeus‘tür… Tutucu Evanjelist Protestanların desteklediği “Baş Tanrının” ekrandaki mesajları dünyayı allak bullak etmektedir. Milletlerarası Hukuku çiğneyip Venezüela devlet başkanını Maduro’yu kaçırır, Küba’ya salvo atar, İran’ı bombalar, Grönland’ı işgal edeceğini söyler; kamuoyu destek oranı % 40’ın altına düşmez.
Tüm dünyada ve Zeus’ün ülkesinde protesto gösterileri ve yoğun eleştirilere rastlasak da Olimpos Dağı yerinde durur. Grek tanrıların habercisi, becerikli ve kurnaz tanrı Hermes, kitle iletişim aracı olarak görevini yerine getirmiştir. O hilebazdır, türlü çeşitli taktiklerle sürüden ayrılanların beynini yeniden yıkar. Kutsal değerler elden gidiyor propagandasıyla duygulara hitap eder ve de Netanyahu da, Trump da yeninden güç kazanıp iktidara gelirler.
Xi Jinping’in otoriter ve totaliter Çin yönetiminde medya devlet tekeli (monopol) altında olup tek merkezli iletişim düzeni kurulmuştur. Merkezden gelen buyruklara aynen uymak, itaat etmek gerekir. Kimse sorgulayamaz; muhalif duruş ağır cezalara yol açar. Kamuoyu yoklaması yaparak memnuniyetsizlik oranını saptamak insanların akıllarının ucundan dahi geçmez. Bu ülkenin “Yeni Tanrıları“ Olimpos tanrılarından farklı olarak ölümlüdü. Ölürler ama sistem devam eder. Benzer duruma, hatta daha vahimine Kim Jong-un tanrı olarak kabul edildiği Kuzey Kore coğrafyasında tanık olmaktayız. Dededen, babadan devraldığı hanedanlığın gücüyle bu ülkenin tanrısı için hak, özgürlük, adalet türünden sözcüklerin hiç bir değeri yoktur. Halk zaten o kavramların ne anlama geldiğinin farkında değildir. Media her gün Kim Jong-un ve ailesini yücelten yayınlar yapıp onun tanrısal niteliklerini anlatır." Kullarının “ görevi tanrısal düzenin tasdiki ve medyanın buyruklarına harfiyen uymaktır. Çin ve Kuzey Kore’de medya kutsal kitaplar gibi sarsılmaz, eleştirilmez, yorumlanmaz bir tanrı buyruğudur.
Putin Rusyasında mediada monopol değil oligopol (az sayıda güçlü kurum)gündemdedir. Devlete bağlı güçlü bir medya kuruluşunun dışında 5-6 civarında “bağımsız”ana akım iletişim şirketi mevcuttur. Bunların hepsi büyük ölçüde devletin kontrolündedir ya da devletle yakın ilişkileri olan kişilerin elindedir. Eğlence ağırlıklılar dışında kuruluşların tamamı yeni tanrıları baştacı etmekte ve en başta Putin’e yer vermektedir. Aykırı sesler hemen sindirilmekte, yabancı basın ajanslarından sakıncalı görülenler yasaklanmakta ve örtülü sansür uygulanmaktadır.
Otoriter ve totaliter rejimlerde McLuhan’ın “Yeni Tanrıları” Cahiliye Dönemi Arap Dünyası’nın Mekke’deki putların (fetişler) benzeri konumundadırlar. Hz. Muhammed’in yaptığı gibi putlar kırılmadan insan onur ve haysiyeti hakettiği doğal ve evrensel hukuk düzenine kavuşamaz. Putların tanrı olmadığı ortamın hazırlanması kaygıların aşıldığı, ötekileştirmenin yaşanmadığı, doğal hak ve özgürlüklerin sağlam temellere oturtulduğu laik, demokratik, adil, eşitlikçi ve ifade özgürlüğünün mutlak hak olduğunun kabul edildiği bir toplum bilincinin oluşmasıyla olanaklıdır. Öyle görünüyor ki örneğini verdiğimiz Çin ve Kuzey Kore ve önemli oranda Rusya gibi ülkeler böyle bir anlayışın uzağındadır.
Bu ülke ve devletler gibi otoriter ve totaliterliğini ideolojik olarak resmen ilan etmedikçe ABD ve İsrail’de her şeye rağmen seçimler yapılmakta, güçlü muhalefet etkili olmakta, halk ve gençlik gösterilerle protestolarını ortaya koyabilmektedir. Dünyanın her yerinde aksamalarla karşılaşılsa da demokratik düzenlere dört elle sarılmamız gerekir.




























Yorum Yazın