Almanya, koalisyonun büyük partisi muhafazakâr Hrıstiyan Demokrat Birliği’nin (CDU) geçtiğimiz hafta düzenlenen kongresinin ardından yeni ve oldukça hararetli bir tartışma alanına sürüklendi. Kongrenin, kamuoyuna Alman merkez sağının lokomotifi durumunda bulunan CDU’nun sağ politikanın uçlarına doğru savrulmaya devam ettiğini göstermesi açısından tarihi bir önemde olduğunu vurgulamak gerekiyor.
Bununla birlikte, Almanya’da siyaset uzun zamandır göç, kimlik ve entegrasyon eksenine sıkışmış durumdaydı ancak son dönemde yaşanan gelişmeler, bu eksene ilişkin tartışmanın tonunun iyiden iyiye sertleştiğini gösteriyor. CDU’nun son kongresinde kabul edilen iki önergeyi (kamusal alanda peçe ve burkanın yasaklanması ile vatandaşlık için ülkede 8 yıl yaşama şartının yeniden getirilmesi) salt teknik düzenlemeler olarak kabul etmek elbette hatalı olacaktır. Bu düzenlemeler, esas olarak Almanya’nın siyasi merkezinin yönünü işaret eden sembolik adımlar olarak değerlendirilmeli. Yalnız kongrede alınan kararların henüz yasaya dönüşmediğini belirtmek gerekiyor ancak bilindiği üzere siyaset bazen yasaların kendisinden çok verilen mesajlarla şekilleniyor. Bu kapsamda, CDU’nun verdiği mesaj oldukça net: Almanya’da merkez sağ, göç ve vatandaşlık politikalarında daha sert bir hatta yöneliyor.
Bu dönüşümü, Almanya’da yükselen aşırı sağdan bağımsız düşünmek mümkün değil elbette. Neonazi partisi Almanya için Alternatif’in (AfD) son yıllarda yakaladığı ivme, özellikle Doğu Almanya’daki yüksek oy oranları ve göç karşıtı söylemin, toplumun belli kesimlerinde karşılık bulması, merkez partiler üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. CDU yönetimi, AfD ile iş birliğini kategorik olarak reddediyor olsa da siyaset sadece koalisyonlarla değil gündem belirleme gücüyle de yapılıyor. Almanya’da gündemi, salt yabancı düşmanlığı ve soy/sop ırkçılığı yapan neonazi partisi AfD belirlediğine göre, aşırı sağ söyleme sıcak bakan ve bu söylemi sık sık kullanan muhafazakârların daha da sağa kaymasına şaşırmamak gerekiyor. Bu çerçevede, bugün AfD ile masaya oturmamak; onun söylemlerini ve politikalarını siyasetin merkezine taşımamak anlamına gelmiyor. İşte CDU tam olarak bunu yapıyor. AfD ile iş birliğini reddediyor gibi görünürken, bu partinin söylem ve politikalarını siyasetin merkezine taşıyarak, kamuoyu nezdinde görünürlük ve itibar kazanmasına neden oluyor. Yani muhafazakârların, “göç„ ve “kültürel uyum” konularında sertleşen retoriği, aşırı sağın yıllardır dillendirdiği başlıkların meşrulaşmasına aracılık ediyor.
Vatandaşlık hak mı ödül mü?
Vatandaşlık meselesine gelince, ikamet süresinin 8 yıla çıkarılması, “entegrasyonu teşvik” amacıyla savunuluyor ancak burada asıl mesele süre değil elbette, CDU’nun yaklaşımı… Vatandaşlık bir toplumsal aidiyet sözleşmesi midir, yoksa uzun bir sınavdan sonra kazanılan ödül mü? Anlaşılan o ki muhafazakârlar bunu bir ödül olarak görüyor. Bu şartlar altında vatandaşlık almaya hak kazananların, ülkeye aidiyetlerinin sorgulanması da haliyle anlamsız oluyor. Gerçi her durumda biyolojik Almanlar, kendilerine göre yabancı gördüklerinin ülkeye aidiyet hissetmemesi için ellerinden geleni yapıyorlar ve “günlük ırkçılık diye„ diye adlandırılan sorunların kaynağı da tam olarak burası. İnsanların isimlerinden, ten ya da saç renklerinden ötürü ırkçılığa maruz kalmaları Almanya‘da giderek gündelik rutine dönüşüyor.
Diğer yandan, CDU’nun bu politik aksiyonları öncesinde Almanya, aslında yıllardır “göç ülkesi” olup olmadığı tartışmasını geride bırakmaya çalışıyordu. Yeşiller, sosyal demokratlar (SPD) ve liberallerden (FDP) oluşan bir önceki koalisyonun hayata geçirdiği “yeni vatandaşlık reformları„ “Almanya’nın fiilen göç toplumu„ olduğunu kabul eden bir çerçeve sunmuştu. Şimdiyse söz konusu tartışmada yeniden bu noktanın gerisine düşüldü. “Göç ülkesi„ tartışması AfD’nin baskısıyla hızlıca yine güvenlik, kontrol ve sınırlama eksenine kayıyor.
Sembolik siyaset
Peçe ve burka yasağına ilişkin elbette konuşulacak çok fazla şey var. Bu olası yasak, sayısal olarak çok küçük bir kesimi ilgilendirse de kültürel olarak büyük bir anlam taşıyor. Bu tür yasaklar, genellikle “kadın hakları” ve “özgürlükçü değerler” üzerinden savunuluyor ancak bu politik aksiyonlar kamusal algıda çoğu zaman “İslâm ile hesaplaşma” başlığı altında okunuyor. Sorulması gereken soru şu olmalı: Yasaklar gerçekten toplumsal uyumu artırır mı yoksa bir topluluğu daha da görünür biçimde ötekileştirir mi? Benzer yasakları uygulayan ülkelere bakmak gerekiyor bu noktada. Örneğin; Avusturya, Danimarka, Hollanda, İsviçre, Fransa ve Belçika gibi ülkelerde de peçe ve burka yasağı uygulanıyor. Birleşmiş Milletler İnsan Haklar Komitesi ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşların raporları, bu tür yasakların kadınları özgürleştirmekten ziyade evlerine hapsedebileceği uyarısında bulunuyor. Peçesini çıkarmak istemeyen kadınlar, hastane, postane veya park gibi kamusal alanlara gitmekten kaçınarak, sosyal hayattan neredeyse tamamen izole oluyorlar. Ayrıca peçe yasağı uygulanan ülkelerde yapılan araştırmalar ve uluslararası kurumların raporları, yasakların “toplumsal uyumu artırma” hedefinin aksine genellikle ters tepki yarattığını ve “ötekileştirmeyi derinleştirdiğini” ortaya koyuyor. Unutulmaması gereken şu ki Almanya’nın anayasal düzeni bireysel özgürlükleri koruma üzerine kuruludur. Eğer güvenlik veya kamu düzeni gibi somut gerekçeler yoksa, sembolik yasakların yaratacağı toplumsal maliyet, siyasi getiriden daha yüksek olabilir.
Bunların yanı sıra, CDU’nun attığı adımları, Avrupa’daki daha geniş bir eğilimin parçası olarak değerlendirmek gerekiyor. Fransa’dan Hollanda’ya, İtalya’dan İskandinav ülkelerine kadar merkez sağ partiler, aşırı sağın yükselişi karşısında iki yoldan birini seçiyor. Muhafazakârlar, ya net bir ideolojik sınır çekip liberal-demokratik hattı güçlendirmeyi ya da seçmen kaybını önlemek için söylem ve politika düzeyinde sağa kaymayı tercih ediyor. Görünen o ki Alman muhafazakârlar, şu an ikinci yola daha yakın duruyor. Alman muhafazakârların neofaşistlere karşı besledikleri platonik aşkı bilmeyen yok. AfD de bunun farkında. O nedenle AfD’nin önde gelenleri her konuşmalarında CDU yönetimine, “Bırakın artık nazı. Gelin sevdalıları kavuşturalım„ mealinde mesajlar veriyorlar. Her iki partinin de tabanlarında AfD-CDU koalisyonu arzusu olduğu bir sır değil. Bu tabloda, muhafazakârların partisi CDU’nun daha sağa kayışının kısa vadede seçim stratejisi açısından rasyonel olduğu düşünülebilir ancak uzun vadede iki risk barındırıyor: Birincisi, aşırı sağın söylemini normalleştirerek onu zayıflatmak yerine güçlendirmek. İkincisi ise göçmen kökenli milyonlarca vatandaşı ve genç kuşakları siyasetten uzaklaştırmak.
Peki Almanya bu politik gidişat eşliğinde nasıl bir dönüşüm yaşayabilir? Bana göre, gelecek yıllarda Almanya şu üç senaryodan biriyle karşı karşıya kalabilir:
1. Giderek sertleşen ama kurumsal sınırlar içinde kalan bir merkez sağ: Göç ve vatandaşlık politikaları daha da sıkılaşır ancak anayasal çerçeve ve demokratik kurumlar güçlü kalır.
2. Kutuplaşmanın derinleşmesi: Kimlik siyaseti, ekonomik ve sosyal sorunların önüne geçer; toplum daha keskin hatlarla bölünür. Kutuplaşma, toplumun hızlıca dağılmasına doğru katedebilir.
3. Demokratik karşı tepki oluşur: Sivil toplum, genç seçmenler ve liberal çevreler, sağa kayışa karşı yeni bir merkez inşa etmeye çalışır.
Sonuç olarak, Almanya’nın güçlü kurumları, anayasal geleneği ve canlı sivil toplumu hâlâ en büyük güvencesi ancak demokrasi sadece kurumlardan değil siyasi kültürden de beslenerek yaşamını sürdürüyor. Eğer merkez sağ partiler, aşırı sağın gündemi belirlemesine izin verir ve onun peşine takılırsa, demokrasi sessiz ama derinden aşınmaya başlar. Bu aşınmanın etkisini geriye çevirmek çok zor olacaktır. CDU kongresinde kabul edilen bahse konu önergeler, belki tek başına Almanya’yı değiştir(e)mez fakat kesin bir şekilde siyasi pusulanın yönünü gösteriyor. Burada sıkıntıya neden olacak asıl mesele şu sorunun yanıtı kanımca: Almanya bu pusulayı geçici bir seçim rüzgârıyla mı ayarlıyor, yoksa kalıcı bir ideolojik kaymaya mı hazırlanıyor? Yanıt elbette CDU’nun stratejisinde gizli ama ipuçları gelmeye başladı. Tünelin ucundaki ışık giderek cılızlaşıyor.





























Yorum Yazın