Alev Alatlı’da tarihsel bağlamı önemseyen, toplumsal gerçeklik ve sosyal bilimlerden esinlenmiş bir romancılık vardır. Eserleri sosyal-politik meselelere perspektif geliştirmeye ve (veya) tarihe not düşmeye yarayan anlatılar gibi kurgulanmış durumda. Bu bağlamda roman bir amaç değil, modernleşen bireyin yaşantısını hikayeye dönüştüren araçlara karşılık gelmekte. Romanların aydın sorumluluğu dikkatiyle yazıldığı açıktır. Ülkesini tanımak isteyen kişilere eleştirel yorum ve tarihsel malzeme sunuyor yazar. Öncelikle ele alınan konu ise yabancılaşma. Türk modernleşme serüvenini bir yabancılaşma hikayesi olarak resmeder Alatlı. Halkı küçümseyen elitist cumhuriyet ve aklı ezbere bağlayan pozitivist pragmatizm bahsi geçen yabancılaşmanın başat unsurlarına karşılık gelir. Bu tarihsel patika bazı patolojik sonuçları beraberinde getirir. Modernleşmenin insanlara sürekli bir şekilde ikilik dayattığı, ikiliğin ise eksiklik hissini kalıcı hale getirdiği söylenebilir. Alatlı’nın tabiriyle Türkiye bir ritüeller ülkesidir. “Mış gibi yapmak” yaygın bir toplumsal dinamiğe karşılık gelir.
Modernleşme ve aydın gündemleri birbirine paralel bir şekilde gelişir. Şöyle ki, yabancılaşmış bir toplumun sağlıklı bir belleği olamaz. Aydın sorunu ahlak ve tarih sorunudur bu nedenle. Alatlı’nın çözümlemesi yabancılaşmış modernleşme ve aydın eleştirisini sadece Kemalist cumhuriyet tartışmasıyla sınırlı bir şekilde ele almaz. Ülkenin 12 Eylül darbesi ve Özal’ın ekonomi politik doğrultusu aracılığıyla girdiği dönüşüm de yazarın hedefindedir. Bu bağlamda depolitizm, faydacılık ve bireycilik ahlaksızlığı ön plana çıkaran yeni bir toplumsal vasat yaratmıştır. Bahsi geçen eleştiri seti temelinde yeni aydın tipi de sertçe eleştirilir. Liberal aydınlardaki denge ve tarafsızlık anlayışı ahlaki bir korkaklıktır ona göre.
Bir diğer önemli konu toplumsal cinsiyettir. Kadın ve erkek rolleri üzerine değerlendirmeler Alatlı romanlarında kendine yer bulur. Yazara göre kadın içindeki eril gücü analıkla ortaya koyar. Erkek ise kadına koruma sağlar. Maçoluk annenin hükümdarlığına erkeğin verdiği tepkidir. Bu bağlamda kadının dişil, erkeğin ise eril gücünde karşılıklı çaresizlikten izler vardır.
Tabii aydın sadece söylediklerinden değil, söylemediklerinden de sorumludur. Ayrıca entelektüelin iktidar karşısındaki konumlanışı etik-politik anlamda her zaman tartışılmayı hak eden bir konu olmuştur. Bu bakış açısıyla Alatlı’nın mirası yeniden yorumlandığında karşımıza ilgi çekici bir tablo çıkar: Alatlı yazı ve konuşmalarında Batı uygarlığı, Atatürk Cumhuriyeti, aydınlanma ve modernizmi şiddetle eleştirir. Katkı sunduğu cumhuriyet eleştirisinin otobiyografik bir yanı olduğu da söylenebilir. Babası 27 Mayıs darbesine destek vermiş bir subaydır. Yüzleştiği ve karşı çıktığı şey sadece Türk toplumsal hayatına yön veren hakim politik kod değil, aynı zamanda ailesi, geçmişi, kimliği ve kültürüdür.
Sağ hegemonyanın organik aydınıdır Alatlı. Her zaman devletli olmuştur. Özal’lı yıllarda o çok eleştirdiği liberal-muhafazakar yenilik dalgası içinde yer alır. Uzun bir süre cemaatle çalışmış, Zaman gazetesinde köşe yazarlığı yapmıştır. Yaşamının son yıllarında ise AKP iktidarının mentoru haline geldi. Bu konumun onu bazı kesimlerin gözünde yücelttiği açıktır. Toplumsal kutuplaşmanın muhalif ve mağdur kitleleri ise Alatlı’yla olan bağlarını yavaş yavaş koparmışlardır. Ez cümle, Eski Türkiye’ye yönelik eleştiriler bakımından ezber bozucu bir kaynaktır Alatlı. Ama yaşamının son yıllarında aktif bir şekilde destek verdiği Yeni Türkiye gerçekleriyle yüzleşmekten özenle kaçınmış, sessizliğiyle muhafazakar-İslami hegemonyaya destek vermiştir.




























Yorum Yazın