Yassah Kardeşim: Mortgage'sız konut piyasası ve çivit badanalı kent hayalleri.
EKONOMİYumurtasız omletimiz yani mortgagesız konut piyasamız artık akli melekelerini yitirmiş bir finansal sistemi dolaysız temsil ediyor. Yassah kardeşim deyip geçiyorsunuz. Tıpkı klasik bireysel kredi faizine %30 verginin çakılması gibi. Kimseyi çıldırtmayan bu %30’luk vergi ikinci bir faiz gibi Bireysel Kredi takip rasyosunun çıtasını daha da yükseğe çekiyor. Biz hayret ediyoruz ama uygulayıcılar elleri cepte ıslık çalıyor: “%30 faiz vergisi mi? Gayet normal Bro”
Ahmet Büyükduman’ın 2026 için gayrımenkul sektörüne dair öngörülerini incelediğinizde finans konusunda geçen bir kariyeriniz varsa sizi en çok sarsan mortgage hakkındaki beklentileri olmalı (https://www.youtube.com/watch?v=OEl923rZUH0).
Gayrımenkul ekonomisi hakkında kalem oynatıp düşünce üretenler arasında tereddütsüz ilk sıraya koyacağım Ahmet Büyükduman yanılmadığına göre ülkemize vaat edilen mortgagesız ekonomi için faturayı kime keseceğiz.
Kimilerinin takıldığın şeye bak Trump Venezuella’yı işgal etmiş sen böyle dünyevi işlere odaklanmışsın dediğini duyar gibiyim. Ahir zaman da olsa ev evdir ve Maslow’un ihtiyaç hiyerarşisinde üst basamağı kapsar. Mağara devri bile kendi çapında bir TOKİ projesi değil miydi sanki?
Anamızın karnından mortgage’la mı doğduk. Tasarruf sandığı var, Katılım dünyası var hatta Leasingle ev alma imkanı var diyenlerin de kulağımı çınlattığını duymaktayım. Lakin yerli milli tasarruf sandığının veya katılım şirketlerinin piyango misali sisteminin mortgage ile mukayese edilmesini de pek anlamıyorum. Ödersin peşinatı imzalarsın sözleşmeyi alırsın tapunu. Ben bundan anlarım. Kuraya gireceksek daha niye finansal sistem diye bir şey var.
Bu yüzden ısrar ediyorum : Mortgage’sız finansal sistem yumurtasız omlet yada Kastamonu’da yapılmayan etli ekmek gibidir.
Sene 2000 falan olsaydı zarar yok derdim. Türkiye’de 2000’lerin başında buzdolabı toplu iğne ayakkabı vardı ama mortgage yoktu. Kesin bilgi.
Ama dişmacununu tüpten sıkan sizsiniz hadi artık yerine girsin demek , topu alıp eve gitmek yok.
Ahmet Büyükduman’ın 'mortgage’ın 2026’da yokları oynayacağı öngörüsü temelde aşırı düzenlenmiş finansal piyasalara dayanıyor. Tabi yüksek enflasyonla şişen fiyatları ve dünya, olimpiyat, galaksi ve kara delik şampiyonu faizleri veri kabul ediyoruz. Bunlar zaten olmazsa olmaz.
Gerçekten de şu anda mortgage’la ev almakla atomu parçalamaktan hangisi zor deseniz birincisi derim.
En azından uygun şartlarda laboratuvarda atomu moleküllerine ayırırsınız ama Türkiye’de Konut Kredisi kullanmak için kriterleri aşmak kolay değildir.
Janet Yellen’in tüm uyarılarına rağmen Türkiye’de finansal sistem makro ihtiyati önlem görünümünde aşırı düzenlemeye kurban edilmiştir. Geleneği başlatan Ali Babacan gitse de meşhur fıkradaki gibi 400 sene önce boyanmış tahta bankın önünde askerlerin nöbeti devam ediyor.
Tabi fıkrada en azından başlangıçta bankın önüne asker koymanın bir anlamı vardı. Bank boyanmış ve kimsenin ona oturmaması gerekiyordu.
Türkiye’de Bankacılık sistemini kanırtan uygulamaların ise izahı yok hiç olmadı sadece mizahı var. Bireysel Bankacılık piyasasını önce küçülten sonra da toksik bir hale sokan düzenlemelerin ambalaj kağıdının üstünde makro ihtiyati önlem yazıyor. Normalde makro ihtiyati önlem deyince Bankacılık sisteminin korunması, risklerin önüne geçilmesi vb gelir. Buna kısaca sistemik risk deniyor.
Erdem Başçı’nın 2014’de veciz biçimde ifade ettiği üzere makro ihtiyatı sıkarsak faizleri düşük tutarız kabullenmesi ile Türkiye Ekonominin Ahududu ödülünün rakipsiz sahibi olmaya devam ediyor.
Dünyanın hiçbir ülkesinde ticari krediye ayrı bireysel krediye ayrı önlem yoktur. Kişilerin aşırı borçlanmasının önüne geçmek için gelire göre borç yada değerle orantılı kredi gibi enstrümanlar vardır ama bunların hiç birinde kredinin vadesine , kime verileceğine türüne rengine kokusuna dokusuna karışılmaz. Türkiye’ye biraz benzeyen tek ülke var o da 30 euro bile ithalatı yasakladığımız Çin.
Yumurtasız omletimiz yani mortgagesız konut piyasamız artık akli melekelerini yitirmiş bir finansal sistemi dolaysız temsil ediyor. Yassah kardeşim deyip geçiyorsunuz. Tıpkı klasik bireysel kredi faizine %30 verginin çakılması gibi. Kimseyi çıldırtmayan bu %30’luk vergi ikinci bir faiz gibi Bireysel Kredi takip rasyosunun çıtasını daha da yükseğe çekiyor. Biz hayret ediyoruz ama uygulayıcılar elleri cepte ıslık çalıyor: “%30 faiz vergisi mi? Gayet normal Bro”
Janet Yellen’in Makro İhtiyati politikaları ekonomi politikalarının yerine koymayın önerisini nasıl dinlemedilerse konut fiyatlarının da uzaya çıkmasını engelleyemediler. Oysa ki Makro İhtiyati önlemlerin yapması gereken şeylerden birincisi de buydu.
Ödevini yapmayan çocuk misali bağıra çağıra aynı şarkıyı söylemeye devam ediyorlar. Makro İhtiyati önlemlerimiz sıkıdır. Öyle sıkıdır ki kıpırdayamazsınız bile.
Türkiye’de sağ geleneğin temsilcisi bir iktidarın ekonomide Çin’le ve eski Sovyet geleneği ile yarışan tercihlere sahip olmasına dair yorumu sağ ideologlara bırakalım. Sanırım onlar bu acaipliğin psikopatolojisini izah eder. Ben burada İsmail Kılıçarslan’dan bir Sezai Karakoç şiiri bekliyorum yada Cemil Meriç alıntısı.
Peki bu kısır döngüden nasıl çıkılır?
Türk Bankacılık sistemini arka bahçeye döndüren düzenlemelerle boğazını sıkan taşıt kredisinin ruhuna fatiha dedirten sistemin ülkeyi getirdiği noktayı görüyorsanız çıkışı da bulabilirsiniz.
O zamana kadar benim kara yazılarımla ve Ece Ayhan’ın kara şiiriyle idare edeceksiniz:
Şiirimiz kentten içeridir abiler
Takvimler değiştirilirken bir gün yitirilir
Bir kent ölümünün denizine kayar dragomanlarıyla
Düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?
İlginizi Çekebilir