Ortadoğu’da yeni perde
EKONOMİOrtadoğu'da sahte barışların yerini 'kontrollü bir gerilim' aldı. Umman ve Katar gibi aktörlerin devrede olduğu diplomatik temaslar, kalıcı bir çözümü değil, tarafların bir sonraki hamle için nefeslenmesini sağlıyor. İsrail ve İran arasındaki açık çatışmanın tüm bölgesel sistemleri teste tabi tuttuğu, Çin ve Rusya rekabetinin sahaya yansıdığı bu sert dönemde; artan enerji maliyetleri ve kırılan tedarik zincirleri, oyunun çok daha acımasız kurallarla yazıldığını kanıtlıyor.
Yıllardır “gölge savaş” olarak adlandırılan ve çoğu zaman kamuoyunun dikkatinden uzak ilerleyen gerilim, 2026’nın başında artık saklanamaz hale geldi. Hava operasyonlarıyla birlikte bu örtülü mücadele, açık ve doğrudan bir çatışmaya dönüştü. Artık mesele sadece iki ülke arasındaki bir gerilim değil; bölgesel güç dengelerinin yeniden yazıldığı bir kırılma anı.
İsrail’in attığı adımlar, uzun süredir benimsediği önleyici güvenlik anlayışının bir devamı niteliğinde. Tel Aviv açısından mesele basit: Potansiyel bir tehdidi gerçekleşmeden ortadan kaldırmak. İran’ın nükleer kapasitesine yönelik endişeler, bu stratejinin merkezinde yer alıyor. Ancak sahadaki gerçeklik, bu yaklaşımın sadece bir “operasyon” değil, bölgedeki tüm askeri sistemlerin sınandığı bir yıpratma sürecine dönüştüğünü gösteriyor.
Öte yandan ABD’nin tavrı, son yıllarda sıkça dile getirilen “Ortadoğu’dan çekilme” söylemiyle çelişiyor. Washington, bölgedeki askeri ve stratejik varlığını artırarak enerji hatlarını güvence altına alma refleksi gösteriyor. Bu durum yalnızca bölgesel bir güvenlik meselesi değil; aynı zamanda Çin ve Rusya ile yürütülen küresel güç rekabetinin de sahaya yansıması.
Ancak savaşın en sert yüzü cephede değil, ekonomide hissediliyor.
Dünya petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda artan riskler, küresel piyasaları adeta sarsmış durumda. Petrol fiyatlarının kısa sürede 100 doların üzerine çıkması, sadece enerji piyasalarını değil, doğrudan hayatın kendisini etkiliyor. Çünkü enerji fiyatları yükseldiğinde, bunun bedelini en hızlı şekilde tüketici ödüyor. Gıda fiyatlarından ulaşıma, sanayi üretiminden enflasyona kadar her alanda zincirleme bir etki ortaya çıkıyor.
Deniz taşımacılığında artan riskler ve maliyetler de bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor. Küresel tedarik zincirleri zaten kırılgan bir dönemden geçerken, bölgedeki gerilim bu kırılganlığı derinleştiriyor. Bugün yaşananlar, sadece bir savaşın değil, aynı zamanda bir “ekonomik dalganın” da habercisi.
Peki çözüm var mı?
Kısa vadede görünen o ki taraflar arasında yürütülen diplomatik temaslar, kalıcı bir barıştan ziyade gerilimi geçici olarak düşürmeye odaklanıyor. Çünkü masadaki sorunlar, kolayca çözülebilecek türden değil. İran için nükleer program, bir güvenlik meselesi. İsrail için ise bu programın varlığı başlı başına bir tehdit. ABD ise bu denklemin tam ortasında, hem küresel çıkarlarını hem de iç siyasi dengelerini gözetmek zorunda.
Bölge ülkeleri ise adeta ince bir ip üzerinde yürüyor. Bir yandan güvenlik kaygılarıyla pozisyon alırken, diğer yandan çatışmanın kendi topraklarına sıçramasını engellemek için diplomasi kapılarını açık tutmaya çalışıyorlar. Umman ve Katar gibi aktörlerin devreye girmesi de bu yüzden şaşırtıcı değil.
Sonuç olarak, bugün tanık olduğumuz şey bir barış süreci değil; kontrollü bir gerilim hali. Taraflar nefes alıyor, pozisyonlarını güçlendiriyor ve bir sonraki hamleye hazırlanıyor.
Ortadoğu’da oyun yeniden kuruluyor.
Ve bu kez sahne daha sert, aktörler daha kararlı, maliyet ise her zamankinden daha yüksek.
İlginizi Çekebilir