© Yeni Arayış

Yapay zekaya sordum

"İçinden ne geliyorsa yaz" diyen bir algoritmanın sunduğu sınırsız hoşgörü, insanın kendi zayıflıklarıyla yüzleşmek yerine bir "onaylanma bağımlılığına" sürüklenişinin tekinsiz bir provası gibi duruyor.

“Bugün çok eğlendim valla. Yapay zekaya nasıl zam isteyeyim diye sordum kızım var ya…”

“Ne dedi?”

“Borçlar enflasyon filan demeyecekmişim. Olumlu bir atmosfer yaratıp, şirkete bağlılığımı ve üstlendiğim sorumluluklardan aldığım keyfi belirterek başlayacakmışım. Timuçin Bey’i düşünsene. Ben bunları söylesem adam kesin delirmiş bu der, biletimi keser.”

“Timuçin Bey de ben şimdi bu Zeynep’e nasıl cevap vereyim diye sorarmış mesela…”

“Esas bir de hayır demesine hazır olacakmışım ve bu değerlendirmeyi tekrar yapmak için hangi performans kriterlerini yakalamamı beklersiniz diyerek kapıyı açık bırakacakmışım. Tabii canım o kapı şurada diyecek nasılsa, ben de çıkarken ancak açık bırakırım kapıyı. Hakaret sayar bu cümleyi. Dur dur bitmedi. Türkiye’de bu dille konuşsan ne derler biliyor musun dedim. Sonra çark etti bizim yapay zekâ. Bırak bu ayakları sadede gel tepkisiyle karşılaşabilirsiniz dedi. Sorumluluk alıyorum yerine, işin yükünü sırtlanıyoruz diyecekmişim. Valla bu yapay zekâ çocuk olsa sevilmez. Böyle omurgasızlık da yani… Bilemedim. İki ucu boklu değneğin arasında git gel diyor resmen. Len az önce performans falan diyorduk. Sırt girdi işin içine hadi onu da geç yük girdi.”

“Ben yapay zekaya anca rüya tabiri soruyorum. Onda çok iyi. Rüyalar zihnin tahliye borusudur gibidir diye girdi konuya. Tabiri unutsam bunu unutmam, gayet satılabilir bir cümle.”

“O değil de ben zam alamazsam bittim. Onu da sordum. Ama baştan bana insanca bir şeyler söyle diye de ekledim. Bunu derken de bir çekindim. Nasıl korkak alıştıysa elimiz, yapay zekaya bile atar yapamıyoruz.”

“Eeee?”

“Değerim maaş bordrom değilmiş, bugüne kadar tırnaklarımla kazıyarak oluşturduğum birikim hep benimle kalırmış. Kendime şefkat göstermeliymişim. Bugün bir çözüm bulmak zorunda değilmişim, nefes alacakmışım. Her gün binlerce insan benzer kaygılarla uyanıyormuş, benzer hesapları yapıyormuş. Ama esas saçma olan, bu söyledikleri bana iyi geldi, hafifler gibi oldum. Ürktüm bir an. Biraz durup düşününce daha çaresiz hissettim sonra. Yolun yol değil Zeynep dedim kendi kendime. Hatta kendi kendimle konuşmayı bıraktığımı fark ettim. Önüme geleni buna sormaya başladım. Bir gün dünyayı robotlar yönetecek dedikleri şey oldu da biz anlamıyoruz herhalde. Annemi bile arayamıyorum doğru düzgün. Onda öneriler fiks nasılsa. Buradan ise ne çıkar diye bir heyecan yapıyor insan. Bir de artık senin geçmişini olanı biteni biliyor üstüne ekliyor ya… Arkadaşına bir şey anlatsan gün gelir yüzüne vurur, sen de şöyleydin böyleydin der, canını sıkar. Bu tabii öyle yapmıyor, topu göğsünde bir yumuşatıyor önce, tatlı tatlı eskiden dem vuruyor nasıl bir anlayış nasıl bir hoşgörü… Sonra söyleyeceğini söylüyor. Hani zayıf kişilikli olsan bunun dediğini yaparsın yani. Hani parasını vereyim şu Kerem’i de bana aşık et diyesim geliyor. Sana her şeyi soruyor olmam canımı sıkıyor dedim bir gün. Hayır hayır bu benim için harika bir şey bunun için buradayım, bu kadar farklı konuda fikir jimnastiği yapıyor olmamız ne kadar üretken ve meraklı biri olduğunu gösteriyor deyip hemen gönlümü aldı. İçinden ne geliyorsa yaz, neye ihtiyacın varsa sor filan…

Ne oldu niye öyle garip garip bakıyorsun?”

“Yani ne bileyim bu zam sorusundan çok öte bir durummuş, aşmış konu Zeynep… Aşmamış mı sence de?”

“E gördün mü işte hemen yargıya girdik. Niye aşsın canım… Millet işten çıkarılıyor yapay zekâ yüzünden biz tek soru sorup durmuşuz çok mu…”

“Bilemedim. Sen bu durumu da ona sor istersen, bakalım ne diyecek.”

“Dur dur sorayım hemen. Arkadaşın biraz eski usul kalmış olabilir ya da sadece sana takılıyordur. Vaktimi daha iyi yönetiyorum, saatler sürecek işleri dakikalar içinde bitiriyorum, şimdi de seninle kahve içiyorum fena mı de arkadaşına dedi.”

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER