Kışın ayakları
KÜLTÜR SANATBurada canım isterse çalıyorum, söylüyorum… Kimse bana “oğlum” demiyor, “kızım” demiyor. Sanki yokum. Şimdi orada kalsaydım… Asım Bey'in evinde, menekşelerin arasında… Kapı çalınacaktı. Çalmadı. Öneriler güncellendi
Gençliğimin ilk zamanlarında, belli başlı evlerde, üstelik en güzel köşede yerim vardı. Televizyon çıkıp gelmeseydi, kim bilir, belki de evlerin kraliçesi ilan edilecektim. Ama ömrüm dediğin, uzun süren bir saman alevi gibi geçti. En canlı, en ateşli olduğum anlar ise aşkın tam ortasında bulunduğum ya da ona tanıklık ettiğim evlerdi.
Benden neler duyulmazdı ki… “Arkası Yarınlar, Solistler Geçidi, Bir Şarkı da Sen Tut” … Hele fal bakanlar… “Sıradaki şarkı ondan bana gelsin, acaba beni düşünüyor mu?” dediklerinde içimde bir şey sıkışır, hafızamda dolaşıp en doğru şarkıyı bulmaya çalışırdım. Eğer birinin kalbine dokunabilirsem, o an benden mutlusu yoktu. “Eşyanın mutluluğu mu olur?” dersiniz belki… Olur, hem de bal gibi olur.
Komşular sırf beni dinlemek için toplanırdı:
“Şu radyoyu aç da memlekette ne oluyor öğrenelim.”
“Geçen dinlediğimiz hikâyede ne oldu, Adnan iyileşti mi?”
Ev sahibi şaşırırdı:
“Hangisini hatırlayayım ayol, herkes başka bir şey soruyor!”
Kimi alınır, kimi içerlerdi.
“Bizimki de işe girsin de ben de bir radyo alayım, seni çatlatayım!” diyenler bile olurdu.
Eşyaların doğum günü kimsenin aklına gelmezdi. Ama ben kendi yolumu bulmuştum. Girdiğim her evde ilk gün kendi seçtiğim şarkıları çalar, sanki yeniden doğardım. Bir evden ötekine geçerken başka hayatların arasına karışırdım
Asım Bey’le tanışmam da öyle oldu. Yağmurlu bir günde bir tezgâhın üstünde gördü beni. Önce satıcıya söylendi, sonra ceketiyle sarıp sarmaladı. Koynu sıcacıktı. Eve gidene kadar nefesiyle, elleriyle içimde eridim sanki.
Kapıyı çaldı:
— Kim o?
— Benim, Asım!
— Hayırdır bey?
— Hanım, al bunu. Menekşelerin önüne koy, cam kenarında dursun.
— Ne o bey?
— Radyo işte…
Nuriye Hanım beni alır almaz öptü:
“Ah bey, yine gönlümü aldın.”
Ev o an değişti sanki. Cam kenarında yerimi aldım. Nuriye Hanım’ın sesi, kokusu, hareketleri… Evin içinde dolaşırken hanımeli gibi kokuyordu.
Akşamı iple çekiyordum. Asım Bey gelsin, beni eline alsın, temizlesin, karşısına otursun… Nihayet ayak sesleri geldi. Islığından tanıdım.
Kapı açıldı.
“Evimin direği!” dedi Nuriye Hanım.
Asım Bey beni kucağına aldı. Yeni tıraş olmuştu. O kokuyu hemen tanıdım. Ellerini üzerimde gezdirdi, antenime dokundu… Sanki içimdeki bütün sesler bir anda canlandı.
Bir şarkı başladı:
“Görmedim ömrümün asude geçen bir demini…”
O dinledikçe ben açıldım, ben açıldıkça o derinleşti.
Nuriye Hanım yanımıza geldi:
“Bey, bu senin şarkın mı?”
İlk şarkım, bizim şarkımız olmuştu artık.
O gece sofraya birlikte oturduk. Rakı içildi, hayaller kuruldu, şarkılar birbirine karıştı. Gece bitince onlar odalarına çekildi, ben de olduğum yerde usulca uykuya daldım. İçimde ilk kez mutluluktan akan bir sessizlik vardı.
Günler geçti. Nuriye Hanım bana “oğlum” demeye başladı. Misafirlere öyle tanıttı. Hatta çay getirir, benimle konuşurdu.
“Nasıl olmuş, demli mi?” diye sorardı.
Asım Bey bir gün gülerek:
“Bizim oğlan annesinin sevdiği türküleri çabuk öğrendi,” dedi.
Hiç incitmediler beni.
Kış geldiğinde sobayı benim bulunduğum odaya kurdular. Kapıyı açık bırakır, geceleri benimle güler, benimle ağlar, şiirler okurlardı.
Bir gece biri şöyle dedi:
“Ben seni sevdiğimde, kışın ayakları çok küçüktü…”
Yıllar geçse de aklımda kalan tek cümle bu oldu.
Bir akşam misafir geldi. Sofra doldu taştı. Kahkahalar, kadehler, anılar… Ben de elimde ne varsa döktüm ortaya:
“Söyleyin güneşe bugün doğmasın…”
O gece durmadan çaldım.
Misafirler gidince Asım Bey beni göğsüne bastı:
“Oğlum, bu gece beni çok mutlu ettin. Ölsem de gam yemem.”
Sesi içime saplandı.
Hepimiz yorgunduk.
Hepimiz mutluyduk.
Ama o gece… son geceymiş.
Sabah olduğunda ev sessizdi. Ne bir çay kaşığı sesi ne bir öksürük
Sonra bir koku doldu içime. Önce soba sandım. İçimi yakan ağır bir şeydi bu.
Açılmak istedim. Bir türkü bulup seslenmek: “Uyanın” demek… yapamadım. İçimdeki sesler karıştı. Bir istasyon açıldı, kapandı. Cızırtılar…
Elimle antenime uzandım. Olmadı.
Cızırtılar çoğaldı.
Kısa, çok kısa bir an:
“Görmedim ömrümün…”
Dedi bir ses.
Devamı gelmedi.
Duman her yeri kapladı. Ağırdım. Çok ağır. Nefessiz ve sessizdim.
Sonra kapıyı kırdılar.
Herkes telaşlıydı.
Onları buldular.
Ben… hıçkıra hıçkıra ağlıyordum.
“Anne… Baba…”
Seslendim. Bir daha seslendim.
Beni kimse duymadı.
Rengim o geceden sonra siyah oldu.
Değiştim.
O günden sonra beni alan oldu, satan oldu. Bir evden diğerine savruldum.
Ama hiçbir yere alışamadım.
Doğum günlerini unuttum.
Burada canım isterse çalıyorum, söylüyorum… Kimse bana “oğlum” demiyor, “kızım” demiyor. Sanki yokum.
Şimdi orada kalsaydım…
Asım Bey'in evinde, menekşelerin arasında…
Kapı çalınacaktı.
Çalmadı.
Öneriler güncellendi
İlginizi Çekebilir