Vostanig Manug Adoyan, diğer adıyla Arshile Gorky
KÜLTÜR SANAT1930 yılında Arshile Gorky’nin resimleri New York Modern Sanatlar Müzesi’nde (MoMA) sergilendi. Henüz bir sene önce açılan müzenin ilk büyük sergisine katılmış olmak Gorky’nin kariyeri açısından önemliydi. Serginin kataloğunda doğum yeri olarak yine Maksim Gorki’nin memleketi gösteriliyordu. Buna ek olarak Arshile Gorky’nin Kandinsky’nin öğrencisi olduğuna dair bir yalan da söz konusuydu. Gorky aynı yıl profesyonel hayatı boyunca kullanacağı Greenwich Village’daki atölyesine taşındı.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerika’da ortaya çıkan Soyut Dışavurumculuk akımının sanatçılarından Arshile Gorky’nin Türkiye’nin siyasi ve toplumsal tarihi açısından da önemi bulunuyor. Gorky, büyük olasılıkla 1904 yılında Van Gölü’nün kıyısındaki o zamanki ismiyle Khorkom (khor: çukur; kom: mezra), bugünkü ismiyle Dilkaya’da, Manug Adoyan ismiyle doğdu. Annesinin memleketi olan, günümüzde Gevaş olarak bilinen Vosdanig de diğer bir adıydı.
Dilkaya günümüzde Van iline bağlı Edremit ilçesinin bir mahallesi. 2015 yılında Demokratik Bölgeler Partisi tarafından yönetilen Edremit Belediyesi bir çeşmeyi restore ederek Arshile Gorky anısına hizmete soktu. Çeşmenin yanına Ermenice, Kürtçe, İngilizce ve Türkçe olarak ressamın biyografisinin yer aldığı bir tabela konuldu. 11 Eylül 2016’da Edremit Belediyesi’ne atanan kayyum yönetimi bölgeye giden suyun yetersizliği gerekçesiyle çeşmenin suyunu kesti. Bir süre sonra Gorky’nin biyografisinin bulunduğu tabela kaldırıldı. Çeşmenin muslukları tahrip edildi.
Büyük Felaket’in yüzüncü yılı olan 2015’de Carolyn Christov-Bakargiev küratörlüğünde gerçekleşen 14.İstanbul Bienali kapsamında Arshile Gorky’nin Calouste Gulbenkian Vakfı’ndan ödünç alınan “Ermeniler Diyarı” ve “Yaratma Eylemi” isimli eserleri Masumiyet Müzesi’nde sergilendi. Sanatçının ölümünden bir iki sene önce yapılmış olmalarına karşın bienalin kataloğunda resimlerden erken dönemde yapılmış eserler olarak bahsediliyordu. Sırf bu örnek bile Arshile Gorky’nin Türkiye’de hiç tanınmadığını gösteriyor. Yine de İKSV’yi cesaretinden ötürü tebrik etmek gerekir.
1908’de 2.Meşrutiyet’in ilan edilmesi Osmanlı içinde yaşayan azınlıklara belirli hakları beraberinde getirmişti. Yeni yönetimin yurtdışına çıkışları kolaylaştırması sonucunda Amerika’ya göç etmek isteyenlerin arasında Manug’un babası da yer alıyordu. Babasının bir önceki evliliğinden olan çocuklarını yanına alarak ailesini terk etmesi Manug’un çocukluğunun ağır travması oldu. Annesi Şuşan, ablaları Akabi ve Sateng ile beraber çocukluğunu geçiren Manug’un yanında köpeği Zango ve atı da vardı. Annesinin ‘karam’ dediği Manug çocukluğunda hem çizimler hem de testi yapımında kullanılan çamuru kullanarak küçük heykeller yapıyordu.
1910 yılının Eylül ayında babasının ailesi tarafından dışlanan Manug’un ailesi Van’ın merkezine yerleşmek zorunda kaldı. Manug Ermeni Kilisesi’ne bağlı, Ermenice, Türkçe ve Fransızca eğitim veren Hisusyan Okulu’na girdi. Manug kısa bir süre sonra okuldan ayrılarak İngilizce eğitim veren Amerikan Misyoner Okulu’na devam etti.
Ermenilere karşı uygulanan etnik temizlik siyaseti Manug’un hayatı açısından bir dönüm noktası oldu. 1915 yılının yazında Manug ve ailesi Van’dan yola çıktılar ve günler boyunca yol yürüyerek Çarlık Rusyası sınırları içindeki Erivan’a ulaştılar. Amerika’daki baba tek kişinin Amerika’ya yolculuğuna yetecek kadar para yolladı ve Manug’un annesini yanına çağırdı. Babanın planına göre çocuklar Erivan’daki Amerikan yetimhanesinde kalacaklardı. Anne Şuşan çocuklarını geride bırakmaya razı olmadı ama Manug’un ablası Satenig’i Amerika’ya yolladı.
Çarlık rejiminin çökmesi, Sovyet Devrimi, Manug’un genç yaşta tanık olduğu tarihi olaylardı. 28 Mayıs 1918 tarihinde Ermenistan Cumhuriyeti kuruldu. Gerek yoğun göçün beraberinde getirdiği kıtlık gerek iç savaş tehlikesi nedeniyle aile Tiflis’e göç etmeye karar verdi ama yol şartları nedeniyle bu girişim sonuçsuz kaldı.
Erivan’da devam eden salgın hastalık ve kıtlık nedeniyle 19 Mart 1919 günü Manug’un annesi açlık yüzünden 39 yaşında vefat etti. Annelerinin ölmesiyle babalarının yanına gitmeye karar veren iki kardeş Erivan’da görev yapmakta olan Amerikan yardım örgütünden aldıkları, güvenliklerini sağlayacak resmi bir kağıtla ilk önce Tiflis’e gittiler. Burada birkaç hafta kaldıktan sonra Batum’a geçen kardeşler 1919 yılının Ağustos ayında deniz yoluyla İstanbul’a ulaştılar. Haydarpaşa’da bir mülteci kampına yerleştirilen Manug ve kız kardeşi burada görev yapmakta olan doktor Verzhinay Kelekian’ın yardımıyla Amerika’ya yolculuk biletlerini elde ettiler. Manug ve kızkardeşi 1 Mart 1920’de Manug babasına kavuştu.
Manug 1922 yılında Boston’daki New School of Design and Illustration’a girdi. 1924 yılında ise aynı okulda asistan olarak çalışmaya başladı. 1924 yılının sonlarına doğru New York’a yerleşen Manug New School of Design’a girdi. Manug’un buradaki öğrencilerinden biri Mark Rothko’ydu. 1925 yılında ilk atölyesini kiraladı.
1926 ile 1931 yılları arasında Grand Central School of Art’da hocalık yapan Manug’un okul kataloğundaki geçmişi tamamen uydurmaydı. Manug kendini artık ünlü yazar Maksim Gorki’nin kuzeni Arshile Gorky olarak tanıtmaktaydı. Doğum yeri olarak Khorkom’u değil Gorki’nin memleketi Nizhin Novgorod’u göstermekteydi ve kataloğa göre sanat eğitimini Paris’teki Julian Akademisi’nde Albert Paul Laurens atölyesinde almıştı. Özgeçmişinde daha önce birçok sergiye katıldığı yazmakla beraber ilk sergisini 1926 yılında bu okulda gerçekleştirdi. 1929 yılında derslerinde modellik yapan Ruth March French ile tanıştı ve kısa süreliğine sevgili oldular. Ruth March’ın asıl ismi Sirun Mussikian’dı ve Van doğumlu bir Ermeni’ydi.
1930 yılında Arshile Gorky’nin resimleri New York Modern Sanatlar Müzesi’nde (MoMA) sergilendi. Henüz bir sene önce açılan müzenin ilk büyük sergisine katılmış olmak Gorky’nin kariyeri açısından önemliydi. Serginin kataloğunda doğum yeri olarak yine Maksim Gorki’nin memleketi gösteriliyordu. Buna ek olarak Arshile Gorky’nin Kandinsky’nin öğrencisi olduğuna dair bir yalan da söz konusuydu. Gorky aynı yıl profesyonel hayatı boyunca kullanacağı Greenwich Village’daki atölyesine taşındı.
Otuzlu yılların başında Cézanne etkili resimler yapan Gorky’nin eserleri koleksiyonlara girmeye başladı. 1932 yılında Amerika’ya beraber geldikleri kız kardeşi artık Sovyetler Birliği’nin bir parçası olan Ermenistan’a döndü. Gorky 1934 yılında Philadelphia’da ilk kişisel sergisini açtı. Aynı yılın 28 Şubat günü sanat öğrencisi Marny George ile tanıştı ve evlendiler. Marny George kısa evliliklerinden ufak çaplı bir savaş olarak bahsetmektedir. 1935 yılının Aralık ayında New York’taki ilk kişisel sergisini açan Gorky’nin ismine artık New York Times gibi önemli yayın organlarında rastlanıyordu. 1939 yılında resmi olarak Amerikan vatandaşlığına kabul edildi. 1941 yılında Agnes Magruder ile tanıştı ve evlendi. Karısına Ermenice özlü söz demek olan ‘Mougouch’ lakabıyla seslenmekteydi. 5 Nisan 1943 günü ilk kızları Maro doğdu. 1944’ün kış aylarında André Breton ile tanıştı. Sürrealizmin önde gelen ismi Breton, Gorky’nin çok yakın arkadaşı ve destekleyicisi oldu. Gorky çifti, 1945 yılının Ocak ayında bir süreliğine Connecticut’a taşındı. Komşuları Alexander Calder, Yves Tanguy, André Masson gibi sanatçılardı. Dönemin en güçlü sanat eleştirmeni Clement Greenberg Gorky’e dair olumlu yorumlar içeren yazılar kaleme alıyordu. Gazete ve dergilerde yeni bir Amerikan resminin doğduğuna dair yazılar çıkmaya başladı. Bu yeni Amerikan resminin sanatçıları arasında Arshile Gorky de yer alıyordu. Kız kardeşine yazdığı bir mektupta hayatında ilk kez mali sorunlar yaşamadığından bahsediyordu.
1946 yılı Arshile Gorky için iyi başlamadı. Atölyesinde çıkan yangınla resimleri ve kütüphanesi yok oldu. Mart ayında kanser olduğunu öğrendi. 1947 yılının Aralık ayında Gorky ve ailesi Connecticut’a tekrar gittiler. Bu süre zarfında depresyona girerek konuşmalarında sıklıkla intihardan dem vurmaya başladı. Aralık ayında babası vefat etti. Çocuk yaşlarında kendisini ve ailesini terk ettiği için affetmediği babasının cenazesine katılmadı.
1948 yılının Şubat ayında Gorky Ailesi’nin Connecticut’daki ‘Cam Ev’i ABD’nin en popüler dergisi Life’a konu oldu. Konu modern mimari örneği olan evdi ama Gorky’den Amerika’nın en önemli sanatçılarından biri olarak bahsediliyordu. Gorky’nin karısı evi terk ederek sanatçı Roberto Matta ile ilişkiye başladı. Arshile Gorky 26 Haziran’da ağır bir trafik kazası geçirdi. Sırtındaki ve omuzundaki kemiklerin kırılması sonucunda fırça tuttuğu elini kullanamaz oldu. Depresyonu iyice yoğunlaştı. Karısı çocuklarını da yanına alarak kocasını terk etti. Arshile Gorky 21 Temmuz 1948’de ‘elveda sevdiklerim’ yazılı bir not bırakarak intihar etti.
Arshile Gorky’nin hayatını ayrıntılarıyla merak edenler, Nouritza Matossian’ın yazdığı, Menekşe Arık ve Tankut Aykut’un çevirdiği ve Aras Yayıncılık tarafından yayınlanan ‘Kara Melek’ isimli biyografiyi okuyabilirler.
Arshile Gorky’nin bir sergisini gerçekleştirebilecek yüreklilikte bir sanat kurumu Türkiye’de var mıdır? Bu cesarete sahip sanat kurumu yöneticileri yönetiminde halen Gorky’nin kızlarının yer aldığı Arshile Gorky Vakfı’na (http://arshilegorkyfoundation.org/) başvurabilir.
Not: Bu yazı Hayalperest Yayınları tarafından yayınlanan, yazarı olduğum Modern Sanatın Kısa Tarihi isimli kitabın Arshile Gorky bölümünün kısaltılmış bir uyarlaması olup daha önce Politik Yol’da yayınlanmış ancak sitenin kapanması ile ulaşılamayan aynı başlıklı yazının güncellenmiş halidir.
İlginizi Çekebilir