Trump’un dönüşleri onu bu savaştan kurtaramaz*
ÇEVİRİSavaşa anayasal olarak gerekli olan Kongre onayı alınmadı. Avrupa veya Doğu Asya’daki müttefiklerle önceden plan yapılmadı. Amerikan halkına savaşa dair yalnızca yüzeysel gerekçeler sunuldu. Trump iş ve siyaset hayatı boyunca sıklıkla kendi gerçekliğini yaratmaya çalıştı. Gerçek can sıkıcı olduğunda onu görmezden gelip kendine yarayan yalanlar söyledi. Bu ona sıklıkla yaradı. Ama savaş, siyaset veya pazarlama kadar “dönüşlere” müsait değildir. İran savaşının ilk gerçekleri, Trump’ın blöfleriyle uyuşmuyor.
Başkan Trump, İran’a karşı savaşa girdi ancak stratejisini Amerikan halkına da dünyaya da açıklamadı. Şimdi anlaşılıyor ki ortada pek bir strateji yok.
Savaş neredeyse üç haftadır devam ediyor. Bay Trump’ın İran rejimini yıkma konusunda görünür bir planı yok; oysa bunu istediğini defalarca söylemişti. Hedefi daha mütevazıysa —örneğin İran’ın nükleer malzemelerini ele geçirmek— bunu nasıl başaracağına dair inandırıcı bir fikir sunmadı. Orta Doğu’da bir savaşın öngörülebilir yan etkisi olan petrol arzındaki kesintiyi, fiyat patlamasını ve küresel ekonomiye vereceği zararı da planlamadı.
Bu savaş, Bay Trump’ın kaotik ve ego odaklı başkanlık tarzının mükemmel bir örneği haline geldi. Geçmiş başkanların askeri harekât emri verirken danıştığı geniş danışma çemberi yerine çok daha dar bir grupla yetindi ve itirazları ile potansiyel sorunları ortaya çıkaracak özenli süreci hiçe saydı. Kamuoyuna saçma ve çelişkili açıklamalar yaptı; bunların arasında “savaş neredeyse hedefine ulaştı” iddiası da var.
İranlı düzinelerce okul çocuğunun trajik ölümünü (Amerikan füzesinin yanlış hedefe isabet etmesi sonucu) dünya kamuoyundan gizlemeye çalıştı. Hemen her gün, hükümetin en kritik meselelerinde neden güvenilmez olduğunu gösteriyor.
Tüm bunlara rağmen savaş bazı taktik başarılar elde etti ve bunları, bir stratejiye bağlı olmasalar bile kabul etmek önemlidir. Bay Trump’ın İran hakkındaki sezgileri bazı açılardan doğruydu. Bu hükümet onlarca yıldır kendi halkını ezmiş, terörizmi desteklemiş, İsrail’i yok etmeye çalışmış, Lübnan’ı başarısız bir devlete çevirmiş, Suriye’de korkunç bir rejimi korumuştu ve nükleer program peşindeydi.
Trump ayrıca İran rejiminin göründüğünden daha zayıf olduğunu ve çatışma yoluyla daha da zayıflatılabileceğini fark etmişti. Son birkaç yılda ABD ve müttefiklerinin uyguladığı ekonomik yaptırımlar ile ağırlıklı olarak İsrail’in gerçekleştirdiği askeri saldırılar, İran’ın bölgede sorun çıkarma kapasitesini büyük ölçüde azalttı. Para biriminin değeri çakıldı. Birçok lideri ve nükleer bilim insanı öldü. Hava savunması büyük oranda yok edildi, füze stoğu tükendi. Terör vekilleri Hamas ve Hizbullah zayıflatıldı. Suriye’deki kukla devleti ise yerel isyancılar tarafından devrildi.
Ancak Trump iki buçuk hafta önce bu savaşı başlattığında, İran’ı “içeride tutmak”tan çok daha büyük hedefler koydu. İlk vuruşlardan kısa süre sonra “Büyük ve gururlu İran halkına sesleniyorum: Özgürlük saatiniz geldi” dedi. İran hükümetinin kayıtsız şartsız teslim olmasını istedi, ülkenin bir sonraki liderini kendisinin onaylaması gerektiğini söyledi ve “İran’ı yeniden büyük yapmak” sözü verdi.
Bay Trump bu hedeflerden herhangi birini nasıl gerçekleştireceğini açıklamaya bile başlamadı. Savunucuları bunun kasıtlı bir belirsizlik, seçeneklerini korumak ve düşmanı şaşırtmak için stratejik bir hamle olduğunu söylüyor. Ancak giderek ortaya çıkan gerçek şu: ABD Başkanı, nasıl biteceğini bilmeden bir savaş başlattı.
Savaş başladığından beri üç stratejik sorun netleşti.
Birincisi, Trump on yıllardır Amerikan başkanlarının Afganistan, Irak, Vietnam ve hatta 1950’lerde İran’da yaptığı hatayı tekrarladı: Rejim değişikliğinin sanıldığı kadar kolay ve sürdürülebilir olacağını sandı. Bu seferki kibri gerçekten şaşırtıcı. Sadece hava gücü neredeyse hiçbir zaman bir hükümeti devirmez. Devlet iktidarını ele geçirip yeni bir lider yerleştirebilmek için kara birlikleri gerekir. Bu tarihsel bilgiye rağmen Trump ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu rejim değişikliği hayalleri kurdu. Bazen İran’ın Kürt azınlığını silahlandırmaktan, bazen de şu anda Washington’un lüks bir banliyösünde yaşayan eski Şah’ın oğlu Reza Pahlavi’nin dönüşünü hızlandırmaktan bahsediliyor. Başka zamanlarda Trump, İran güvenlik güçlerini taraf değiştirmeye veya halkı hükümeti “ele geçirmeye” çağırıyor. Bunlardan hiçbirinin işe yaradığına dair kanıt yok. Trump’ın Ocak ayında sokak protestolarını teşvik etmesinin ardından İran rejimi binlerce göstericiyi katletti ve ülkenin kontrolünü sıkıca elinde tuttu. O günden beri protestolar büyük ölçüde bitti.
İkincisi, ABD’nin kritik bir hedefe —İran’ın katil rejiminin nükleer güç olmasını engellemeye— nasıl ulaşacağı hâlâ belirsiz. Yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun, İsfahan yakınlarındaki dağların altındaki tünel kompleksinde olduğu düşünülüyor ve büyük ölçüde sağlam durumda. Savaş bittiğinde İran bu stoğu elinde tutarsa, bomba yapma yolunda ilerleyebilir. Son yıllarda yaşadığı askeri aşağılanmalar, daha önce atmadığı son adımları atması için ona güçlü bir teşvik verebilir. Savaş başladığında Dışişleri Bakanı Marco Rubio, uranyumu ele geçirmenin tek yolunun kara birlikleri olabileceğini kabul etmişti: “İnsanların gidip alması gerekecek” demişti. Ancak geçen hafta bir Fox News Radyo sunucusu Trump’a uranyumdan bahsedince Trump “Ona odaklanmıyoruz” cevabını verdi. Kolay cevap yok. Ama dağınık savaş planlaması güven vermiyor.
Üçüncü sorun küresel ekonomiyle ilgili. Orta Doğu savaşları petrol fiyatlarını yükselterek ekonomik kaosa yol açmasıyla ünlüdür. İran, Hurmuz Boğazı’ndaki gemi trafiğini boğarak bunu tekrarlamanın çok açık bir yoluna sahipti. Trump ise bu durumu yok saymaya çalıştı. Savaştan önce en üst düzey askeri danışmanı General Dan Caine, İran’ın muhtemelen boğazdaki gemilere saldırarak trafiği fiilen kapatacağını Trump’a söylemişti. Trump ise buna, İran hükümetinin boğazı kapatamadan teslim olacağını veya ABD ordusunun boğazı açık tutabileceğini söyleyerek karşılık verdi. Wall Street Journal. Yanılmıştı; bunun bariz olması ise düşündürücü. O günden beri petrol fiyatı %40’tan fazla yükseldi.
Çözümler ise çaresizlik kokuyor. Geçici olarak Rusya’ya uygulanan petrol yaptırımlarını kaldırdı —bu bir düşmana hediye. Hafta sonu ise yıllardır hor gördüğü müttefikler İngiltere, Fransa, Japonya, Güney Kore’ye ve hatta Çin’e boğazı korumak için donanma gücü göndermeleri için yalvardı.
Savaş belirsizdir ve bu sorunlardan herhangi birinin önümüzdeki haftalarda daha az ciddi görünmeye başlaması hâlâ mümkündür. Belki İran’da bir muhalefet ortaya çıkar ve mevcut rejim, Suriye’deki Esad hükümetinin 2024 sonunda çökmesi gibi hızlıca dağılır. Belki özel kuvvetler uranyumu kayıpsız alır. Belki etkileyici performansını sürdüren ABD ordusu müttefikleriyle birlikte Hurmuz Boğazı’nı yeniden açar.
Bu sonuçlardan herhangi birini memnuniyetle karşılamamak olası değil. Ancak savaşın ilk haftaları güven vermiyor. Aksine, Beyaz Saray’daki perde arkası planlamanın kamuoyunda düşünüldüğü kadar sorumsuz olduğunu gösteriyor.
Savaşa anayasal olarak gerekli olan Kongre onayı alınmadı. Avrupa veya Doğu Asya’daki müttefiklerle önceden plan yapılmadı. Amerikan halkına savaşa dair yalnızca yüzeysel gerekçeler sunuldu.
Trump iş ve siyaset hayatı boyunca sıklıkla kendi gerçekliğini yaratmaya çalıştı. Gerçek can sıkıcı olduğunda onu görmezden gelip kendine yarayan yalanlar söyledi. Bu ona sıklıkla yaradı. Ama savaş, siyaset veya pazarlama kadar “dönüşlere” müsait değildir. İran savaşının ilk gerçekleri, Trump’ın blöfleriyle uyuşmuyor.
* NYT Yayın Kurulu
Çeviren: Çağatay Arslan
Orijinal Bağlantı :
https://www.nytimes.com/2026/03/17/opinion/trump-iran-war-strategy.html
İlginizi Çekebilir