Trump’ın sonsuz ateşkesi: Barış mı, bekleyiş mi?
DIŞ POLİTİKATarih bize gösteriyor ki “askıda denge”, en uzun süren, en yıpratıcı ve en az öngörülebilir dinamiği barındıran süreçtir. Trump’ın ateşkesi ne zaman biteceği belli olmayan bir çerçeveye dönüştürmesi, kendi söylemiyle de örtüşüyor: Belirsizlik, onun için bir zayıflıktan çok müzakere masasında tuttuğu bir koz. Sorun şu ki, kozun kendisi artık koz olmaktan çıkıp küresel sistemin işleyemez hale geldiği bir gerçeğe dönüşüyor. Ve o gerçekle yaşamayı öğrenmekte en zorlanacak olanlar, Washington ile Tahran’dan ziyade Hürmüz’den geçen her varilden ekmek yiyen milyarlarca insan olacak.
22 Nisan’da Washington iki haftalık ateşkesin son saatlerinde yeniden bir karar eşiğine geldi. Trump, sabah saatlerinde CNBC’ye verdiği röportajda “Ateşkesi uzatmak istemiyorum, bombalamanın daha iyi bir tutum olduğunu düşünüyorum” dedi. Birkaç saat sonra Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif ve Ordu Başkomutanı Asım Münir’in telefon görüşmesi sonrasında aynı Trump sosyal medya hesabından bambaşka bir duyuru yaptı: Ateşkes uzatılıyor. Bu 180 derecelik dönüş, o gün yaşananları sembolik kılan bir ayrıntıdan ziyade Trump-İran denkleminin özünü açıkça gösteren bir an.
Sahnenin tamamına bakıldığında, ortada ne gerçek bir barış süreci ne de kesin bir savaş kararı var. Bunun yerine, her iki tarafın da kendi iç kamuoyunu yönetmeye çalıştığı, müzakere koşullarını karşılıklı olarak fiyatlandırdığı ve stratejik belirsizliği bilinçli olarak sürdürdüğü garip bir askı hâli söz konusu. Ve bu askı hâli bir zafiyetten çok, birbiriyle çelişen hesapların ürünü.
İslamabad’daki ilk tur görüşmelerde yaşananlar bu durumu zaten özetliyordu. 11-12 Nisan’da tam 21 saat süren müzakere, tek bir cümlelik mutabakatla bile bitmedi. ABD Başkan Yardımcısı Vance, İran’ın nükleer silah geliştirmeme konusunda temel bir taahhüt vermediğini söyleyerek ayrıldı. Tahran ise Washington’ın “gerçek dışı taleplerini” masaya yatırmanın mümkün olmadığını ilan etti. 17-18 Nisan’da İran’ın Hürmüz’e yönelik kısıtlamaları yeniden devreye sokmasıyla birlikte süreç yeni bir faz atlayarak buraya geldi.
Tahran’ın Hesabı: Masadan Çekilmek mi, Pazarlık Yapmak mı?
Tahran’ın tutumunu sadece diplomatik bir inat olarak okumak gerçeği eksik bırakır. İran, iki somut gerekçeyle ikinci tura gitmeyeceğini açıkladı: ABD’nin ateşkes boyunca deniz ablukasını sürdürmesi ve Washington’ın talep listesinin kapsamının kabul edilemez ölçüde geniş olması. Bu iki başlık bir arada okunduğunda Tahran’ın verdiği mesaj netleşiyor aslında: Abluka sürerken masaya oturmak, rejimin direnç anlatısını iç kamuoyunda zedeler ve Washington’ın elini güçlendirir.
Öte yandan İran, 19 Nisan’da Hürmüz Boğazı’na yönelik kısıtlamaları “kalıcı kapanış” olarak değil “kısıtlama” olarak tanımladı ve “kısmen açık” söylemini kullandı. Bu ince ayrım önemsiz değil. Tahran hem masadan kalkmak hem de gerçek bir askeri tırmanmadan kaçınmak istiyor; dolayısıyla elindeki en değerli kozu, dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde yirmisinin geçtiği bu boğazı tam olarak kapatmak yerine sürekli bir tehdit olarak tutmayı tercih ediyor. Yani “Tahran müzakereyi reddetmedi; yalnızca fiyatını yeniden belirledi” diyebiliriz.
Washington’ın Yapısal Kördüğümü
ABD cephesinde ise sorun, diplomatik bir tercih meselesi olmaktan öte yapısal bir iç siyasi kısıtın ürünü. Trump yönetiminin masaya taşıdığı paket nükleer silah geliştirmeme, balistik füze programının dondurulması, bölgesel vekillerin silahsızlandırılması ve denetim mekanizmalarının kurulmasını birlikte kapsıyor. Taleplerin tamamı tek bir paket olarak sunuluyor ve herhangi birinin ayrıştırılmasına izin verilmiyor.
Kongre bu denklemde bağımsız bir baskı unsuru olarak işlev görüyor. Cumhuriyetçi kanat içindeki bir grup, ateşkesin savaşı “çözümlemeden dondurduğunu” öne sürerek Trump’a süre baskısı yapıyor. Herhangi bir uzlaşı metninin Senato’dan geçebilmesi için nükleer başlıkta somut güvence zorunlu. Bunu göz önünde bulundurursak, Trump’ın sabah “bombalayacağız” deyip öğleden sonra ateşkesi uzatması, kişisel tutarsızlıktan çok içinde sıkıştığı yapısal gerilimi yansıtıyor. Söylemin sertliği ile müzakere sürecini canlı tutma zorunluluğu aynı anda var olmak durumunda.
Küresel Ekonominin Sınavı
Bu siyasi çekişmenin gerçek bedeli, Hürmüz Boğazı üzerinden tüm dünyaya yayılıyor. Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol, 22 Nisan’da mevcut krizin tarihin en büyük enerji krizi olduğunu açıkladı; Rusya’nın Ukrayna savaşının yarattığı gaz kriziyle birleşince tablonun daha da ağırlaştığını da ekledi. Günde 17 milyonun üzerinde varil ham petrolün geçtiği bu güzergâhtaki her kısıtlama, yakıt fiyatlarından uçak biletlerine, gıda lojistiğinden gelişmekte olan ülkelerin borçlanma maliyetlerine kadar geniş bir etki alanı yaratıyor.
AB dışişleri yetkilisi Kaja Kallas’ın “Hürmüz’den geçiş pazarlık konusu olamaz” açıklaması ve Starmer ile Macron’un Paris’te oluşturduğu çok uluslu koruma misyonu, Batı’nın süreçten kopma niyetinde olmadığını gösteriyor. Ancak bu misyonun yalnızca “sürdürülebilir ateşkes sonrasında” devreye gireceği koşulu, Avrupa’nın somut bir adım atmaktan kaçınırken söylem düzeyinde varlık göstermesinin diplomatik örtüsü gibi duruyor.
Sonsuzluğun Faturası
22 Nisan’dan sonra sahne üç olası yolla ilerleyebilir: Taraflar sessiz bir uzlaşıyla ateşkesi fiilen sürdürür ve Pakistan kanalı canlı kalır. Ya ablukaya bağlı yeni bir tırmanma, özellikle 19 Nisan’daki İran gemisine el koyma olayının ardından, askeri bir aşamayı tetikler. Ya da ne tam barış ne tam savaş olan üçüncü yol hâkim olur ve her iki taraf da iç kamuoyunu yönetmeye çalışırken belirsizlik kendiliğinden uzar.
Şu an itibarıyla en güçlü senaryo üçüncüsü. Tarih bize gösteriyor ki “askıda denge”, en uzun süren, en yıpratıcı ve en az öngörülebilir dinamiği barındıran süreçtir. Trump’ın ateşkesi ne zaman biteceği belli olmayan bir çerçeveye dönüştürmesi, kendi söylemiyle de örtüşüyor: Belirsizlik, onun için bir zayıflıktan çok müzakere masasında tuttuğu bir koz. Sorun şu ki, kozun kendisi artık koz olmaktan çıkıp küresel sistemin işleyemez hale geldiği bir gerçeğe dönüşüyor. Ve o gerçekle yaşamayı öğrenmekte en zorlanacak olanlar, Washington ile Tahran’dan ziyade Hürmüz’den geçen her varilden ekmek yiyen milyarlarca insan olacak.
İlginizi Çekebilir