ABD ve Irak, Suriye, İran üçlemesi
DIŞ POLİTİKAABD’nin izlediği Ortadoğu politikasının son somut örnekleri; 1990 yılında; Irak, uzun bir aradan sonra Suriye ve daha sonra Bölgedeki en yakın işbirlikçisi İsrail ile birlikte başlattıkları İran saldırısıydı. Kendisi de Ortadoğu kökenli olduğu için Büyükelçinin bilmesi gereken, ilk kural bu topraklarda “her an her şeyin birdenbire değişme” olasılığıdır. En azından geçtiğimiz yüzyılın başlarında, ülkesinin Osmanlı’nın son günlerinde özel görevle gönderdiği Amiral Bristol ’un raporlarını ve anılarını derlediği kitabı okuması, bu tür konuşmalarından önce yararlı olurdu.
AKP’nin yönetim anlayışı, iktidara muhalefet edenler dışındaki akımların, boy verip güçlenmelerini sağladı. Karşı düşüncedekiler üzerinde arttırılan baskılar, eleştirilerin kolluk ve yargı tarafından önlenmesiyle, sıradanlaştırıldı.
“Eski Türkiye” olarak adlandırdıkları geçmişin, medya kuruluşları iktidar yanlısı ve genelde kamu ihaleleri ile beslenen, “Yeni Türkiye” sermaye gruplarının ellerine geçti. Geçmişin görece güçlü şirketleri bu gelişmeler karşısında tavır almak yerine, suskunluğu ve örtülü işbirliğini seçtiler.
İktidar yanlısı medya kuruluşları kamu bankalarından aktarılan, ilanlarla varlıklarını sürdürdüler. Kaynakları sınırlı muhalif medya kanallarına kısa sürede el konuldu. İnternet üzerinden erişim sağlanan, sosyal medya tekil kullanıcılarına kadar baskılandı.
Medya aracılığıyla verilen, sanal başarı mesajları; uzaya gidiş, ay yüzeyine sert iniş, Karadeniz’de doğal gaz ve Gabar’ da ham petrol bulunması, ekonomiyi kurtaramadı
Bozulan gelir dağılımının yarattığı tablo, bir ayı aşan İsrail-ABD-İran Savaşı ile giderek kötüleşti.
Olumsuz gelişmeler, anketlere göre iktidarın yeniden seçilme şansını azalttı. Muhalefetin ısrarla sürdürdüğü, “erken seçim” kampanyası karşısında; AKP-MHP ikilisi, CHP ‘nin son yerel seçimde başarılı olduğu ,Belediyelerin yönetimlerini yargı yoluyla görevden almaya başladı. İlginç olan bu gelişmeler yaşanırken, demokrasiyi savunduklarını iddia eden AB ülkeleri ve ABD’den kayda değer hiç bir eleştiri gelmeyişiydi. Basma kalıp birkaç açıklama dışında tepki verilmedi. İktidarın evrensel hukuk kurallarını hiçe sayan, uygulamalarına ilişkin AİHM Kararlarını görmezden gelinişi, kendilerini demokrasi saflarında gösteren Batı ülkelerinin kamuoylarında pek tartışılmadı.
Trump dönemi öncesinde; İktidar ile dönemin işbaşındaki ABD Yönetimi (Biden) arasında gerginleşen, ilişkiler yüzünden, Türkiye’nin F35 uçak üretimi projesindeki ortaklığı göz önüne alınmadı.
Uçaklar bedelleri ödenmesine karşın teslim edilmedi. Hava Kuvvetleri envanterindeki F16 uçaklarının yenilenmesi için gerekli parça siparişleri de hala karşılanmadı.
ABD’nin bu tutumuna karşılık, iktidar hava savunma sistemlerine duyduğu gereksinimi, Rusya’dan satın aldığı S-400’ler ile karşılamaya çalıştı. Ancak bu sistemler etkinleştirilmedi.
ABD’de Başkanlık yarışını Trump’ın kazanmasıyla başlayan süreçte, Türkiye’nin bu ülkeyle soğuyan ilişkilerinde yeni bir dönemin başladığı gözlendi. ABD Başkanının iktidarının başlarındaki tutumu ve konuşmalarının ne denli etkisi var, bilinmez, Türkiye’nin Bölgeye ilişkin yaklaşımında köklü değişiklikler gözlendi.
Suriye Politikası, ABD-İsrail ekseninde işbaşına getirilen, radikal İslamcı devlet başkanının açıkça desteklenmesiyle yeni bir boyut kazandı. Suriye’de İsrail’in toprak kazanması ve daha önce işgal ettiği, Golan tepelerini kendi topraklarına kattığını açıklamasına sessiz kalındı.
İsrail’in Gazze’yi işgali ve 60 Bin kişiyi aşkın, aralarında kadınlar ve çocukların çoğunlukta olduğu ,Filistinli sivillere soykırım uygulanmasına, daha önce verilen tepkiler gösterilmedi.
Son olarak İsrail-ABD İttifakının İran’a saldırısıyla başlayan süreçte, İktidar yüzeysel tepkilerle yetindi. İran’ın ABD ile işbirliğindeki Körfez devletçiklerine yaptığı askeri operasyonların, kınanmakla yetinilmesi gözlerden kaçmadı.
Geçtiğimiz gün Antalya’daki söyleşisinde, bölgedeki gelişmelere ilişkin görüşlerini açıklayan ABD B.Elçisi Barrack’ın yorumları ilginçti. Başkan Trump’a yakınlığı ile tanınan Büyükelçi; Bölgede istikrarın çoğulcu demokrasi yerine doğrudan “Tek Adam” rejimleriyle ya da onların yönetecekleri bir tür cumhuriyet rejimiyle (!) sağlanabileceğini, öne sürdü. B. Elçi Barrack’ın birkaç ay önce Ortadoğu’da dört ayrı ülkede yaşayan, Kürtlerin tek bayrak altında bayrak toplanacakları bir devletin gerekliliğine değinmesi ile MHP’nin başlattığı; “Terörsüz Türkiye” girişiminin etkisi oldu mu, bilinmiyor?
ABD’nin izlediği Ortadoğu politikasının son somut örnekleri; 1990 yılında; Irak, uzun bir aradan sonra Suriye ve daha sonra Bölgedeki en yakın işbirlikçisi İsrail ile birlikte başlattıkları İran saldırısıydı. Kendisi de Ortadoğu kökenli olduğu için Büyükelçinin bilmesi gereken, ilk kural bu topraklarda “her an her şeyin birdenbire değişme” olasılığıdır. En azından geçtiğimiz yüzyılın başlarında, ülkesinin Osmanlı’nın son günlerinde özel görevle gönderdiği Amiral Bristol ’un raporlarını ve anılarını derlediği kitabı okuması, bu tür konuşmalarından önce yararlı olurdu.
Büyükelçi Barrack’ın talihsiz konuşması, CHP’nin AB içindeki ABD politikalarına karşı çıkan, sol partilerle aynı çizgiye gelmesini ve açıkça “ Amerikan Emperyalizmine Hayır” demesine neden oldu.
İlginizi Çekebilir