Trump kendinden başka kimseyi suçlayamaz
ÇEVİRİSaygı duyduğum insanlar Trump'ı İran'la yüzleştiği için cesur buluyor. Ama ben cesaret görmüyorum. Sorumsuzluk görüyorum. Düşüncesizlik görüyorum. Ulusu riskleri tam anlamadan bir çatışmaya sokan bir adam görüyorum. Daha sınırlı askeri başarılarından sonra kibir dolu bir adam görüyorum. Şimdi dünyanın en yetkin iki ordusunun onu kurtarmasını umuyor.
Başkan Trump, Ortadoğu'da yeni bir bataklık yaratma koşullarını kendisi oluşturdu ve soru şu: Amerikan askeri üstünlüğü, onu kendi aceleciliği ve yetersizliğinden kurtarabilir mi?
Şu anki durum özetle şöyle: ABD ve İsrail, İran üzerinde mutlak hava hâkimiyeti kurdu. Birkaç kısa günde birleşik güçlerimiz İran'ın kendi hava sahasını koruma kabiliyetini yok etti, üst düzey askeri ve sivil liderliğinin büyük kısmını öldürdü ve donanmasının önemli bölümünü batırdı. Aynı zamanda ABD ve İsrail, İran'ın nükleer programını havadan tahrip ediyor, balistik füze üretme ve konuşlandırma yeteneğini yok ediyor. Rejimin nüfus üzerindeki kontrolünü sağlayan iç güvenlik güçlerini de vuruyorlar. Hava harekâtının amacı net: Rejimin komşularına zarar verme kapasitesini yok etmek ve aynı zamanda ülkede bir devrimin zeminini hazırlamak. Eğer askeri misyon bu kadarla sınırlıysa, ordu bunu olağanüstü bir verimlilikle başarıyor.
İran ağır darbe aldı. Bugün savaş bitse bile İran ordusunun bu kayıplardan tamamen toparlanması yıllar alır. İran'ın dron ve füzeleri Amerikan güçlerine ve müttefiklerimize zarar versede, bu zarar ABD ve İsrail'in İran'a verdiği zararın çok altında. Henüz hiçbir Amerikan veya İsrail uçağının düşürüldüğüne dair kesin rapor yok (birkaç drone düşürüldü), tek bir Amerikan veya İsrail savaş gemisi batırılmadı.
Peki Trump neden Amerikan müttefiklerine öfkeleniyor? İran'ın Amerikan saldırısına karşılık Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt'i vurmasına neden “şok oldu”?
Belki cevap geçen Cuma Wall Street Journal'da çıkan haberde: Genelkurmay Başkanı General Dan Caine, Trump'a İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatabileceğini söylemiş, ama Trump tehdidi omuz silkerek geçiştirmiş ve saldırıyı başlatmış.
Gazete şöyle yazıyor: “Trump ekibine Tahran'ın boğazı kapatmadan önce teslim olacağını söyledi, hatta deneseler bile ABD ordusunun bunu halledebileceğini belirtti.”
Ama İran teslim olmadı. Rejimin düşme tehlikesiyle karşı karşıya olduğuna dair gerçek bir işaret yok. Aksine boğazı fiilen kapattı ve bunu kendi petrol ihracatını kesmeden yaptı. Yani diğer ülkeler petrolü boğazdan geçiremezken İran hâlâ geçiriyor. İran füzeleriyle İsrail'e ciddi zarar veremeyebilir (İsrail savunmasından geçen birkaç füze İsrailli sivilleri öldürdü), Amerikan gemilerini batıramayabilir ama dünya ekonomisini krize sokabilir.
Çatışmadan rejimi sağlam (hatta daha sert) çıkabilir ve dünya ekonomisi üzerindeki gücü azalmadan kalabilir.
Savaş Araştırmaları Enstitüsü'nün son paylaşımında sorun iyi özetlenmiş: “Bu savaş sonrası zayıflamış ama iktidarda kalan bir rejim, mevcut sınırlı gemi saldırı gücüyle ABD ve İsrail'i teslim olmaya zorlarsa, çok az çabayla istediği zaman ve süreyle ticareti bozabilir.”
“İran'ın trafiği bozma kabiliyetini engelleme iradesi ve yeteneğini göstermemek, gelecekte caydırmayı çok daha zorlaştırır.”
Bu mantık bataklığa götürür. Eğer Amerika şimdi zafer ilan ederse (rejim hâlâ iktidarda ve boğaz kapalıyken) İran bunun tersine “Biz kazandık” diyebilir.
Büyük yumruk aldı, dayandı ve Amerika'yı geri adım attırdı. Nihai silahı yani boğazı kapatmayı kullandı ve Amerika'nın etkili cevabı olmadı.
Boğazı zorla açmaya (ve açık tutmaya) karar verirsek ABD başka bir açık uçlu, maliyetli çatışmaya girebilir; en azından bazı Amerikan askerleri İran topraklarına girmek zorunda kalır.
Bu, Amerikan ordusuna yavaş yavaş kayıp ve maliyet vererek yorulup çekilene kadar düşmanın şartları ve arazisinde savaş demek. Bu Gordiyon düğümünü kesmenin tek yolu askeri bir mucize: Minimum kayıpla hızlı bir harekât, boğazı çabuk açmak, uluslararası ekonomiye zararı en aza indirmek ve İran'ı neredeyse tamamen dişsiz bırakmak.
Trump'ın sorumsuzluğu ABD'yi iyi seçeneklerden mahrum bıraktı. Karşılaştığımız ikilem, Trump'ın ilk füzeyi atmadan önce savaşı Kongre'ye ve halka sunması gerektiğini gösteren mükemmel bir örnek. Arkadaşlarım soruyor: “Kongre onaylamayacağını düşünüyorsa ne yapsın, oturup beklesin mi?” Cevap basit: Anayasa başkana Kongre'yi hiçe sayma yetkisi vermiyor. Onay alamayacaksan savaşa girme.
Eğer Cumhuriyetçi bir başkan Cumhuriyetçi Kongre'den savaş desteği alamıyorsa, belki çatışmanın hikmetinden daha çok şüphe etmek gerekir. Savaşı savunsaydı halkı olası ekonomik zorluklara hazırlayabilirdi. Savaş hedeflerini net tanımlamak ve yöntemleri belirlemek zorunda kalırdı.
Ekonomik savaş ve Grönland'ı ele geçirme tehditleriyle müttefikleri yabancılaştırmasaydı, Hürmüz Boğazı'nı korumak için önceden müttefik gücü toplamak daha kolay olurdu.
Bunun yerine Trump kendi başına büyük bir savaşı başlattı ve çelişkili hedefler açıkladı. Amaç rejim değişikliği mi? Koşulsuz teslimiyet mi? Yoksa daha dar biçimde İran'ın füze ve drone güçlerini yok etmek, donanmasını batırmak, nükleer programını durdurmak, vekil güçleri (Hizbullah, Hamas, Husiler, Suriye ve Irak'taki müttefik milisler) üzerinden savaşma kabiliyetini yok etmek mi?
İran rejiminin zafer teorisi ise tek ve basit: Hayatta kalmak. Çatışma sonunda rejim hâlâ ayaktaysa İran tekrar savaşabilir. Ve boğazı kapatarak en azından kısmen hayatta kalırsa, tekrar nasıl savaşacağını çok iyi bilir.
Savaşlar dikkatle planlansa, müttefikler dahil edilse, halkın çoğunluğu desteklese bile son derece değişken ve öngörülemezdir. En iyi analistler bile olayların nasıl geliştiğini şaşırabilir.
Örneğin Ukrayna savaşı beşinci yılında ve birçok kişi birkaç günde biteceğini düşünmüştü.
Olayları analiz etmenin en iyi yolu “Bu plan başarılı olur mu?” değil, “Başarı için koşulları yarattın mı?” ve “Sonrasını dikkatle düşündün mü?” diye sormaktır.
Askeri bağlamda bu, askerlerin iyi teçhizatlı, eğitimli, iyi komuta altında ve sağlam, ulaşılabilir bir plana göre hareket etmesi demek. Bu şartlarda bile başarısız olabilirsiniz ama başarısızlık ihtimali çok daha düşük olur.
Büyük endişem Trump'ın başarısızlık koşullarını yarattığı yönünde. İyi teçhizatlı, eğitimli ve liderliği sağlam ordumuzu, net halk desteği olmayan (önceki Amerikan savaşlarına kıyasla), net tanımlı hedefi olmayan ve büyük çaplı tırmanış olmadan ulaşılması mümkün olmayabilecek bir göreve gönderdi.
Şimdi savaşın rejimin hemen teslim olmasına veya yok olmasına yol açmadığını görünce şaşırmış halde çırpınıyor, müttefikler bu savaşı başlatmadıkları ve istemedikleri halde kurtarmaya gönüllü olmazlarsa NATO'nun varlığını tehdit ediyor.
Bir Amerikalı olarak, askerlerimiz sahaya sürüldüğünde başarılarını istiyorum. Hürmüz Boğazı'nı mümkün olduğunca hızlı ve acısız açmalarını istiyorum. İran rejiminin çökmesini ve demokrasiyle değişmesini istiyorum. O rejim iğrenç. ABD'nin düşmanı. Düşmeyi hak ediyor. Düşerse sevinirim.
Ama vatanseverliğim gerçeği görmemi engelleyemez. Demokrasimiz savaşa böyle girmemeli. Trump ulusumuzu savaşa sokacak doğru adam değil. Saygı duyduğum insanlar Trump'ı İran'la yüzleştiği için cesur buluyor. Ama ben cesaret görmüyorum. Sorumsuzluk görüyorum. Düşüncesizlik görüyorum.
Ulusu riskleri tam anlamadan bir çatışmaya sokan bir adam görüyorum. Daha sınırlı askeri başarılarından sonra kibir dolu bir adam görüyorum. Şimdi dünyanın en yetkin iki ordusunun onu kurtarmasını umuyor.
Tarihte net emsali olmayan bir görevi başarıyor olmalarını umuyor: Düşman bir rejimi tamamen hava ve denizden yok etmek, uymaya zorlamak ve bunu ekonomik acının askeri kazanımları gölgede bırakmayacak kadar hızlı yapmak. Önceki başarılı hava harekâtları (Balkanlar'daki NATO harekâtları, Libya'daki müttefik harekâtı) yerel müttefik kara güçleriyle desteklenmişti ki araziyi alıp tutabilsinler.
Ya da “zafer” ilan edip ABD'yi savaştan çekebilir. İran ordusunun dumanlar içindeki enkazını gösterip önemli bir şey başardığımızı söyleyebilir. “Çimleri biçtik”
Hamas'ın 7 Ekim saldırılarından önceki İsrail karşı-terör operasyonlarında kullanılan terimle.
Yani düşmanı yenmedin ama incittin, toparlanması yıllar alır. Aslında yönetim tam bu pozisyona kayıyor gibi. Mesajlaşma rejim değişikliği ve “koşulsuz teslimiyet”ten, İran ordusunu yeniden inşa etmesi uzun sürecek kadar hasar verecek “çimi biçme” hedeflerine kayıyor.
Ama 7 Ekim bize çimi biçmenin kimseyi daha güvenli yapmadığını göstermeliydi. Aksine çatışmayı uzatır. Savaşçıları sertleştirir. İntikam tohumları eker.
İsrail bunu artık biliyor, biz de bilmeliyiz. Çöl Fırtınası'nda Saddam Hüseyin katastrofik yenilgi alınca daha da sertleşti. George H.W. Bush'u öldürmeye çalıştı, İsrail'e karşı ikinci intifadayı destekledi, askerleri Amerikan pilotlarına ateş etti, teröristleri barındırdı. Yenilgi onu ABD'ye karşı daha az düşman yapmadı ve 2003'te çok daha uzun ve kanlı bir savaşta tekrar savaştık.
Trump kendinden başka kimseyi suçlayamaz. Amerika'yı anayasaya aykırı bir savaşa soktu. Ve şimdi bu günahı, başkan olduğu kadar sorumsuz bir komutan olduğunu kanıtlayarak katlıyor.
* David French (New York Times köşe yazarı, Irak Özgürlük Harekâtı gazisi ve Anayasa hukukçusu)
Çeviren: Çağatay Arslan
Orijinal Bağlantı: https://www.nytimes.com/2026/03/19/opinion/trump-iran-war.html
İlginizi Çekebilir