Thucydides’i neden tekrar okumak gerek?
KÜLTÜR SANATThucydides küçük yaştaki çocuklardan, gençlere kadar eğitimin her safhasında okutulması gereken bir yazardır. İçinde bulunduğumuz dünyanın kurtlarını bundan binlerce sene önce bu keskinlikte tarif eden başka bir yazar bulmak çok zordur.
Bu yazımızın konusu, milattan önce 460 yılında doğan ve 400 tarihinde ölen Atinalı tarihçi ve general Thucydides ve onun eseri hakkında olacak.
Başlıkta sorduğumuz soru Thucydides’in bilinen tek eseri için. Peloponnesos Savaşları.
Peki Peloponnesos Savaşları neden tekrar okunmalı?
Bu soruyu şöyle de genişletebiliriz: Bırakalım Thucydides’in klasik çağını bir yana; bundan iki yüz yıl önce fitili ateşlenen Fransız İhtilali ve takip eden Sanayi Devriminden çok daha farklı politik ve sosyolojik şartların oluştuğu düşünüldüğünde Thucydides’in hâlâ bir önemi var mı?
Yapay zekânın pek çok şeyi belirlediği, algoritmaların siyasi tepkilere göre şerbet verip nabız ölçtüğü bir yerde Thucydides neden önemli olsun?
Diğer önemli bir itiraz da kurumlar, yapılar ve ideolojiler üzerinden gelebilir; bu itirazların çoğunlukla haklı olduğunu da teslim edebilirim. Zira ne Thucydides’in kitabında bahsedilen Atina ve müttefiklerinin demokrasisi ve emperyalizmi bugünkü Amerika’ya benzemekte, ne de düşmanı Sparta ve müttefiklerinin oligarşisi bugünkü Rusya’daki oligarşiye benzemektedir. Bunlar çok doğru. Ama benim Thucydides’in neden hâlâ geçerli olduğuna yönelik fikirlerim bu anakronik benzetmelere dayanmıyor.
Bu yazı tam aksine, yapay zekânın, gir-çık çevrimiçi çok oyunculu oyunların, tik-tok videoların, kısacası kısa vadeli dopamin salınımını sağlayan modern alışkanlıkların olduğu dünyada Thucydides’in çok çok daha geçerli ve önemli olduğunu savunuyor.
Thucydides’in eseri, Peloponnesos Savaşları’nın neden çıktığını kendi sözleriyle anlatır: “Savaşı kaçınılmaz kılan şey, Atina’nın gücünün büyümesi ve bunun Sparta’da korkuya yol açmasıydı.”[1]
Savaşın başlangıç nedeninin, Pers-Yunan savaşlarından (499-449) sonra savaşı kazanan Atina ve Delos Birliğinin giderek güçlenen bir siyasi aktör olarak öne çıkması olduğu biliniyor. Peloponnesos Savaşları ise bundan daha sonra yani 431-404 yılları arasında.
Peki Atina’nın giderek büyüyen bir güç olmasının nedeni ne? Atina “imparatorluğu” müttefiklerinin demokratik partilerine adam kayırma, rüşvet ve pek çok yolla siyasi yapılanmalarına müdahale ediyor, bunun karşılığında onlara “koruma” sağlıyor. Ancak onların insan ve maddi kaynaklarını da kullanıyor.
Ve bu safahatta iki fraksiyon giderek öne çıkmaya başlıyor. Mora yarımadası olarak bilinen Peloponnesos yarımadasında bulunan Sparta ve ona bağlı müttefikleri ile Attika ana karası olarak bilinen daha kuzeyde bulunan Atina ve onun adalardaki, Argos’taki müttefikleri.
Burada modern dünyaya bir benzerlik şu olabilir; II. Dünya Savaşı sonrası liberal dünyada politik ve ekonomik şartları belirleyen ABD ve onun tam karşı kutbunda bulunan Sovyetler. Ancak bu benzerlik bile siyaset felsefesi açısından, insanların eylemlerini açıklamak kabilinden bir metafor olmaktan öteye gitmez, Thucydides’in neden eşsiz olduğunu ve için neden onu okumak için hâlâ geçerli bir sebep olduğunu açıklamaz.
Savaşın temelinde belki çok daha eski kabile ve klan “farklılıkları” olduğu fikri de vardır. Atinalılar, Attika lehçesi, Spartalılar Dor, diğer bazı kavimler Aeolic lehçesi olarak bilinen farklı Yunanca lehçeleri konuşmaktadırlar, Thucydides’in çeşitli bölümlerinde de buna değinilir.[2] Ancak bu yeterli bir sebep değildir.
Thucydides’e göre savaşın çıkmasının asıl nedeni bunlar değildir. Thucydides, modern tarih yazarlarına çok benzer bir şekilde olayları normatif olarak yorumlamaz, ketumdur. Adeta bir dâhinin elinden çıkma son derece realist bir savaş tablosunu sessiz bir müzede, güzel bir puf üzerinde oturarak izler gibi kitabı okursunuz. Dâhi ressam ortadan yok olmuştur, siz ve tablo arasında hiçbir şey yoktur. Thucydides’in önceki tarihçilerden -özellikle Herodotus’tan- en büyük farkı budur.
Ne tanrılar, ne olağanüstü olaylar ne mucizeler, ne kehanetler…Hiçbirinin önemi yoktur. Sadece insanın savaştaki korkunç eylemleri ve açgözlülüğünün nelere yol açacağı tek tek anlatılır. Ne savaş ne de insanların politik eylemlerinde tanrıların hiçbir rolü yoktur. Thucydides dönemine göre inanılmaz derecede soğukkanlı ve bilimseldir. Delphi kehanetlerine, mucizelere, kötü veya iyi işaretlere inanmaz. Hatta tarih yazımında depremleri ve meşhur Malian körfezi tsunamisini herhangi bir doğaüstü sebebe bağlamadan açıklaması dikkat çekicidir.[3] Hatta Thucydides’in kitabında savaş boyunca sözü ettiği depremleri doğrulayan, modern jeofizikçilerin makaleleri bile vardır.[4] Savaş sırasında Atina’da veba çıktığında kâhinin “Savaş Dorlar ile gelecek ve ölüm de onunla birlikte gelecektir” sözünü şöyle yorumlar:
Bu kadim sözdeki “ölüm” ifadesinin “ölüm” değil de “kıtlık”[5] olduğuna dair bir tartışma vardır: Lâkin, mevcut durumda “ölüm” kelimesinin doğru olduğuna yönelik görüş haklıdır; bu da tam olarak insanların belleklerini ıstıraplarına göre adapte ettiğini gösterir. Kuşkusuz ki şöyle düşünmekteyim; eğer Dorianlarla başka bir savaş çıksa ve bundan bir kıtlık meydana gelseydi, insanlar büyük olasılıkla bu kehanetin diğer versiyonuna (kıtlık olduğuna yönelik versiyonuna) atıf yapacaklardı.[6]
İşte bu karakterdeki Thucydides insanı yorumlarken de aynı acımasızlık, soğukkanlılık ve mesafededir. Savaş sırasındaki olayları anlattığı kitap boyunca Thucydides’in ağzındaki baklayı çıkarıp, bir şeyler söylemesini beklersiniz ancak söylemez. Ama enteresan bir şekilde Corcyra denilen bir yerdeki iç karışıklığı anlattığı sırada Thucydides bize çok değerli birkaç sayfalık tespit ve analizini aktarır. Ama bu nokta-i nazarda dahi mesafesini ve konumunu hiç düşürmez:
Savaş ve refah zamanında şehirler ve bireyler yüksek standartları takip ederler çünkü onlar istemedikleri şeyleri yapmak zorunda oldukları bir duruma cebredilmemektedirler. Lâkin savaş acımasız bir öğretmendir; onları günlük ihtiyaçlarını tatmin eden bu güçten menederek, insanların zihnini gerçek koşulların seviyesine indirir.[7]
Thucydides’in durmasını beklersiniz ancak Corcyra’daki olayları anlattığı sonraki iki sayfaya kadar durmaz. Benim küçük fikrimce, aynı kitap içerisindeki meşhur bir klasik olan ve kadim çağlardan, ortaçağlara ve modern döneme kadar her okulda okutulan ve hatta kimi zaman ayrı bir kitap olarak yayımlanmış olan Perikles’in Cenaze Söylevi’nden[8] daha enteresan bir şeydir bu. Gerçekten Thucydides neden burada sessizliğini bozup konuşmuştur? Corcyra’daki olaylarla ilgili kişisel bir şey midir? Sebebini bilmiyorum.
Thucydides insanların böyle durumlarda nasıl birbirinin kurdu olduğu aktarmaya devam eder. Bu söz tanıdık gelmiştir; homo homini lupus. İnsan insanın kurdudur. Bir galat-ı meşhur olarak Thomas Hobbes’a atfedilen lâkin Hobbes’un Romalı tiyatro yazarı Plautus’un Asinaria adlı oyunundan ilham aldığı bu söz[9] Thucydides’in görüşüne kısa bir özet niteliğinde niteliğindedir. Yine aynı sebeple Thucydides’in eserini ilk defa İngilizceye çeviren Thomas Hobbes’un siyasi realizminin altında yatan pesimizm çok iyi anlaşılabilir.
Thucydides devam eder:
Şiddet fikirlerini savunan kimse ona güvenilir, kim ki ona karşıdır şüpheli olur…Kısacası birine yanlış yapana karşı fiskeyi vurmakla, hiçbir yanlış yapmayan birini alaşağı etmek eşit derecede takdire şayan kabul edilir.[10]
Bu tablonun bulunduğu çerçeveyi herhangi bir klasik çağ Yunan şehir-devletinin agorasında (meydan ve sokaklarında) birbirine çamur atan fanatiklerden çıkarıp Twitter’a ya da şimdiki saçma adıyla X’e yerleştirin. Parti trollerinden, fanatiklere, müfterilerden, politika kanalizasyonunun en dibindeki karakterlere kadar. Acaba bir şey değişiyor mu?
Dahası var:
Parti üyeleri herhangi bir sebeple herhangi bir aşırı eyleme gitmeye dünden hazır oldukları için aile ilişkileri parti üyeliğinden daha zayıf bir bağdır. Bu partiler, ihdas edilen kanunların faydalarından yararlanmak için kurulmaz; varolan rejimi ortadan kaldırarak güç elde etmek için kurulur. Ve bu partilerin üyeleri bir dini cemaatin üyeleri olduğu için bir suça ortak oldukları için güven içindedirler.[11]
Bunu pekâlâ bir konuşma esnasında suikast sonucu öldürülen alternatif sağcı/faşist Charlie Kirk’ün tişörtünü giyerek kendi zavallı varlığını temsil eden birine uyarlayabilirsiniz. Bunu pekâlâ aklını kiraya vermiş AKP ve CHP destekçilerine uyarlayabilirsiniz. Trump’a, Putin’e, ve inanılmaz başarılı iktidarımıza uyarlayabilirsiniz. Bu insanların partilerinde bulunmak bir ailede bulunmaktan daha iyi değil midir en neticede? Bağımsız ve eleştirel düşünceden yoksun zavallı kitlelerin hali pür melalini bundan daha iyi ne açıklayabilir?
Thucydides aynı merhametsizlik ateşiyle dövülmüş keskin kalemini kullanarak yazmaya devam eder:
Açgözlülük ve kişisel hırsla fiiliyata dökülen iktidar aşkı tüm bu kötülüklerin kaynağıdır. Tüm bunlara bir de çatışma çıktığında sahneye çıkan şiddet fanatizmi de eklenmelidir. Şehirlerdeki parti liderleri hayranlık uyandırıcı gibi görünen parti programlarına sahiptir; bir yanda kitleler için politik eşitlik, diğer yanda aristokrasi için sağ ve salim bir hükümet. Fakat kamu menfaatine hizmet ederken, ödülü kendileri kapmaya çalışırlar.[12]
Evet doğrudur: İktidarlar, siyasi ideolojiler, bu ideolojileri oluşturan tabanların dini, politik, ekonomik görüşleri, kültürel kimlikleri; bunların hepsi Thucydides’in yaşadığı çağdan bu yana geçen 2400 yıl içinde değişmiştir. Ancak insan ne kadar değişmiştir? Hele hele intikal ettiğimiz 2026 yılının ilk haftası dolmadan bir savaşın başlamasıyla? Türlü süslü neolojizmleriyle dolu siyaset bilimciler Thucydides’in tüm bu anlattığı şeylerin üzerine “agresif realizm” ve benzeri sözleri edebilirler. Lâkin Thucydides’in tarif ettiği -Sokrates’in öğrencisi de olan- Alkibiades ve Trump arasındaki farkı nasıl açıklayacaklardır?
Hala yaşlı ölü ihtiyarları okumam diye mi düşünüyorsunuz? Bir daha düşünün.
Tüm bu sebeplerle Thucydides küçük yaştaki çocuklardan, gençlere kadar eğitimin her safhasında okutulması gereken bir yazardır. İçinde bulunduğumuz dünyanın kurtlarını bundan binlerce sene önce bu keskinlikte tarif eden başka bir yazar bulmak çok zordur. İnsanlığın değişeceğine dair bir umudum olmasa da hiç değilse bizden sonraki nesillerin bu gibi yazarlardan bir şeyler öğrenmesi iyi olacaktır.
----[1] Thucydides, History of The Peloponnesian War, çev. Rex Warner, Penguin Books, 1972, Kitap 1, par.23.s. 49
[2] Thucydides, Kitap VI, par. 57., s.638.
[3] Thucydides, Kitap 3, par. 89., s.304.
[4] Bkz. Klaus Freitag, Klaus Reicherter, “The earthquake and tsunami of 426 BC in Greece: observations by
Thucydides and contextual interpretations,” Zeitschrift für Geomorphologie, Vol. 62 (2019), Suppl. 2, Stuttgart, Ekim 2019.
[5] Yunanca “ölüm” anlamındaki λοιμός/Loimos/Death yerine “kıtlık” anlamındaki Λιμός/ Līmós/dearth olarak.
[6] Thucydides, Kitap 2, par. 54., s.191.
[7] Thucydides, Kitap 3, par. 82., s.298.
[8] Thucydides, Kitap 2, par. 34-46., s.176-185.
[9] “Lupus est homo homini, non homo, quom qualis sit non novit”. Plautus, Complete Works, Asinaria, Delphi Classics, 2016: BK, s.63.
[10] Thucydides, Kitap 3, par. 82., s.298.
[11] Thucydides, Kitap 3, par. 82., s.298.
[12] Thucydides, Kitap 3, par. 82., s.299.
İlginizi Çekebilir