© Yeni Arayış

Komplo ontolojisinden açık eleştirel ontolojiye

Düşünmek, yeni yüzlerin ortaya çıkmasını mümkün kılmaktır. Hayat ve hakikat, sürekli olarak oluşturulan deneyimlerdir. Özgürlük, zincirleri görmek kadar, zincirleri kırmayı da gerektirmektedir. Gizli zincirleri gösterdiğini iddia eden komplo ontolojisi, aslında yeni karanlıklar inşa etmekte ve insanın zincirlerini kırma umudunu kırmaktadır.

Türkiye gibi ülkelerde komplocu ontoloji, çok problemli, yıkıcı ve boğucu bir zihniyet biçimi olarak etkili olabilmektedir. Komplo teorilerini içeren hacimli kitaplarla yüzeyi parçaladıklarını, görüneni darmadağınık ettiklerini, yerleşik kabulleri sarstıklarını iddia eden komplocu yazarlar, kitaplarını bomba olarak görebilmekte ve kitaplarıyla her şeyi patlattıklarını iddia edebilmektedirler. Sınırların ötesine geçmek isteyen komplo ontolojistleri, aslında kendilerini sınırlılığa, karalamaya ve kapalılığa mahkum etmektedirler. Dünyanın arkasındaki sırları ve güçleri ifşa ettiğini sanan komplo ontolojisti, aslında dünyayı açmamakta, dünyayı kapalılığa ve katılığa hapsetmektedir. Dünyanın derin sırlarını ifşa etmeye kalkan komplo ontolojisti, özgürleştirmemektedir. Şüphe üretmekte başarılı olan komplo ontolojisti, insana, hakikati kuracak tecrübeleri deneyimlemesinin önünü açmamaktadır. Komplo ontolojistlerinin yazdıklarını ve söylediklerini tek tek konuşmak ve tartışmak verimli olmadığı gibi, böyle bir şey acil bir ihtiyaç da değildir. Burada konuşulması ve tartışılması gereken, iki farklı ontoloji biçimidir. Konuşulması gereken komplo ontolojisi dediğimiz zihniyettir. Komplo ontolojisine karşı açık eleştirel ontoloji dediğimiz zihniyet biçimini kavramsallaştırmaya ve açıklamaya çalışacağız

Okuyan ve yazan herkes, belirli bir ontolojik zemin içinde hareket etmektedir. Farklı zamanlarda, mekanlarda ve şartlarda birbirinden farklı iddialarda bulunan bir kişinin, tezviratlarını tek tek sorgulamak çok zor olabilir. Kişinin iddialarının kaynağını oluşturan ontolojik anlayışı sorgulamak daha verimli olabilir. Komplo ontolojisi olarak ifade ettiğimiz varlık anlayışı, dünyayı gizli yapıların, görünmeyen güçlerin ve örtük ilişkilerin ürünü olarak algılamakta ve kurgulamaktadır. Komplo ontolojisi, dünyaya yönelik eleştirel bir bakışın başlangıcı olabilir. Komplo ontolojisinde eleştirellik olduğu kadar mutlaklaştırma tehlikesi vardır. Komplo teorisi mutlaklaştırıldığı zaman komplo ontolojisi totaliteryanizmi diyebileceğimiz bir durum ortaya çıkmaktadır. Totaliteryanizmin kaynaklarından biri komplo ontolojisidir. Düşünceyi mutlaklaştıran komplo ontolojisi, kaçınılmaz olarak dünyayı ve hayatı katı ve kapalı bir sisteme mahkum etmektedir. Komplo ontolojistleri, çocuksu komplo zihniyetini aşamamakta, olgunlaşamamakta, yıkıcı ve yaralayıcı olmayı devrimci yaşam zannedebilmektedirler.

Komplo ontolojisi, olayları açıklama biçimi değildir. Komplo ontolojisi, insanı, hayatı ve dünyayı açıklamakla ve anlamakla ilgilenmemektedir. Komplo, varlığı otoriter, akıldışı ve şiddetle kurma tarzıdır. Komplo ontolojisti, görünen her şeyden şüphe eder. Komplo ontolojisine göre gerçek olan, perde arkasındadir. Komplo ontolojisinin çekicliği, insanın her gördüğüne ilk bakışta kanacak kadar safdil olmaması gerektiğini hissettirmesinden ve perde gerisine yöneldikçe insana gerçeğin kendisine ulaşma zannını vermesinden kaynaklanmaktadır. Komplocu zihniyet, perdenin gerisine doğru derinleştikçe her şeyin kendisini doğruladığını sanmakta ve kendi dünyasının içine kapanmaktadır. Komplocu zihniyet, perde arkasında olup bitenleri aydınlatmamaktadır. Komplocu zihniyet, perde gerisinde yeni karanlık ve kapalı dünyalar ve katmanlar oluşturmaktadır. Hiçbir şeyin göründüğü gibi gerçekleşmediğini sanan komplocu ontoloji, her şeyi bir başka şeyin işareti olarak okumaktadır. Soy isimler, akrabalıklar, mezarlar, hep karanlık ilişkilerin ve yapıların arka planını gösteren veriler olarak kurgulanmaktadır. Bir komplo ontolojistinin yazdıklarını, hakikat tecrübesinin ürünleri olarak nitelemek gerçekten çok zordur. Komplo ontolojisi, hakikati ulaşılabilir ve tecrübe edilebilir bir deneyim olmaktan çıkarmakta, gerçekliği hep ertelenen olmayan bir şeye dönüştürmektedir. Komplo ontolojisi, insanın gerçekle olan bağını kopardığı gibi, gerçeği anlaşılabilir, araştırılabilir ve açıklanabilir bir olgu olmaktan da çıkarmaktadır. Toplumsal ve tarihsel olayları, hayali birkaç gizli güçle açıklamaya kalkmak, bilimsel ve rasyonel değildir. Bilimsel ve rasyonel bir zihniyete sahip olmayan bir komplo ontolojistiyle rasyonel bir iletişim kurmak imkansızlık düzeyinde zordur. Komplo ontolojistlerinin kamusal aklın oluşumuna hiçbir katkıları yoktur. Komplo ontolojistleri, kamusal akıldışılığın oluşmasına etkin olarak katkıda bulunmaktadırlar

Komplocu ontoloji, insani ve sosyal gerçekliği açıklamamaktadır veya açıklanmasına yardımcı olmamaktadır. Komplocu ontoloji, karmaşıklığı, çokluğu ve belirsizliği ortadan kaldırmakta, her şeyi niyetlere bağlamaktadır. Her şeyin niyetlere bağlanması, insanlarda gerçeklik duygusunu aşındırmaktadır. Gerçeklik duygusunu aşındıran komplo ontolojisini benimseyen kişiler, her döneme uygun algı manipülatörlüğü ve komplo fabrikatörlüğü yapma konusunda çok yeteneklidirler ve hırslıdırlar. Komplo ontolojisi, gerçeklikle birlikte özgürlüğün tecrübe edilme imkanını da ortadan kaldırmaktadır. Her şeyin kapalı kapılar ardında derin ve gizli ilişkiler tarafından belirlendiği kabuluyle hareket eden komplocu zihniyet, aslında insana yapılabilecek bir şey olmadığını dayatan kötümser ve karanlık bir kaderciliği dayatmaktadır. Bir komplo ontolojisti yazdıklarıyla ve söylemleriyle, insanı kötümserliğe sürüklemekte, içi kararmakta ve karanlık derin yapıların gücü karşısında kişinin kendisini aciz ve yetersiz hissetme duygusuyla derin bir çöküş hali yaşamasına neden olmaktadır

Varlığa, dünyaya ve topluma komplocu bir zihniyetle yaklaşan biri, aydın değildir. Komplocu zihniyete sahip kişi, hayata, insana ve doğaya dair düşünmemekte, sorgulamamakta ve üretmemektedir. Komplocu zihniyete sahip kişi, sistemin ve statükonun işlevsel bir unsuru olarak karartıcı kurguları ve karalamaları kamusal alana taşımakta, dolaşıma sokmakta ve yönlendirmektedir. Komplocu ontoloji, statükoyu ve sistemi, örtük, merkezi ve belirleyici bir yapı olarak düşünmektedir. Kendisini örtük, merkezi ve hakim yapının güçlü bir unsuru sayan komplo ontolojisti, zamanın ve mekanın koşullarına uygun olarak kendisine durumdan vazifeler çıkartır, yazar, çizer, bağırır, kışkırtır, saldırır, yıkar ve yakar.

Komplo ontolojisi, siyaseti, edebiyatı, toplumu, tarihi, ekonomiyi eleştirdiğini iddia eder. Bu iddianın aksine komplocu zihniyet, eleştiri imkanını ortadan kaldırmaktadır. Herkesin ve her şeyin gizli ve karanlık bağlantılar tarafından belirlendiğini iddia eden komplo ontolojisi perspektifinden bakıldığı zaman, hakikati tecrübeyle oluşturma ve söyleme imkanı yoktur. Komplocu zihniyet, özgür bireyi ortadan kaldırmaktadır. Özgür birey yoktur, çünkü gizli ve güçlü yapılar, ağlar ve ilişkiler, özgür bireyi ortadan kaldırmıştır. Küçük’ün komplocu zihniyeti, onu ulusal ve uluslararası güç odaklarının ve örgütlerinin bir parçası olarak hayatının değişik dönemlerinde farklı ilişki biçimleri geliştirmesine neden olmuştur. Oluş zihniyeti açısından aydın olmak, statükonun verdiği bir işlev değil, çok tehlikeli bir risktir. Komplocu zihniyete sahip kişi, kendisine verilen belirlenmiş rolü oynamaktadır. Komplo ontolojisti, hayatı boyunca kendisi için belirlenmiş birçok rolü oynamaya çalışan yüzeysel bir kişiliktir.

Komplocu ontolojinin temsilcilerini bolca bulmak mümkündür. Popüler bir komplo ontolojistinin okumasına göre Türkiye, Sabatayistler gibi görünmeyen güçlerin belrlediği bir yapıdır. Herkesin malumu olan bu komplo ontolojistine göre, siyaset sahnedir, sahnedeki aktörler figürandır, gerçek oyuncular perde gerisindeki ailelerdir, ağlardır ve ilişkilerdir. Bu komplocu kurgu, ilk bakışta buz dağının görünmeyen derin yüzünü gösterdiği zannına kapılmamızı sağlamaktadır. Ancak bu komplocu yaklaşım, siyasetin, toplumun, ekonominin, güvenliğin, diplomasinin, kısacası her şeyin anlamsız ve işlevsiz olduğu bir tablo üretmektedir. Her şeyin derin ilişkiler tarafından yıllar öncesinden belirlendiği ve devam ettirildiği şeklindeki kurgu kabul edildiği takdirde, siyasete, topluma, kısacası ülkeye dair her şey, gerçek birer tecrübe ve pratik olmaktan çıkmakta, anlamsız ve etkisiz bir simülasyon oyunundan ibaret hale gelmektedir.

Komplocu ontolojiden radikal bir şekilde kopmak ve ayrılmak, olgunlaşmak ve gelişmek için gereklidir. Komplocu ontoloji çerçevesinde Türkiye’ye, aydınlara, Kürtlere, Sabatayistlere yönelik tezviratlarda bulunulabilir. Komplocu zihniyet sahipleri, kurgularını tez olarak niteleyebilirler. Komplo ontolojistinin tezleri yoktur, tezviratları vardır. Komplocu zihniyetin, tez olarak nitelenmeyi hak edecek düşünceleri yoktur. Komplocu ontolojinin tezviratlarını tek tek eleştirmek yerine, düşünme tarzının bizzat kendisinin sorgulanmasına ve eleştirilmesine ihtiyaç vardır. Dünyayı kapalı, katı ve gizli bir sistem, ağ ve ilişkiler olarak vehmetmek yerine hayatın, insanın ve toplumun açık bir oluş süreci olarak kavramak mümkündür. Özgürlüğü mümkün görmeyen her düşünce, bütün eleştirelliğine rağmen, baskıcı, otoriter ve totaliter olmaktan kurtulamamaktadır.

Oluş zihniyeti açısından aydın, kendisini sürekli olarak kurandır. Aydın olmak, tamamlanmış ve kemale eren kişi değildir. Aydın olmak, eksiklik içinde sürekli olarak oluş halinde olan özgür bireydir. Oluş yaklaşımı, varlığın hakikatine komplocu bir ontolojiyle gizli bir kaynağın, ağın ve çekirdeğin açığa çıkarılması olarak bakmamaktadır. Oluş anlayışı, hakikate varlık içinde inşa edilen gerçekliklerin açılması olarak yaklaşmaktadır. Özgürce varlığın açığa çıkarılması ve oluşturulması, açık ve eleştirel ontolojinin gereğidir.

Komplocu ontoloji, ilk bakışta siyasete, hayata, insana, edebiyata, aydına ve iktisada yapılan eleştirel bir yaklaşım olarak gözükebilir. Eleştirel gibi gözüken komplocu ontolojinin, felsefi ve entelektüel derinliği yoktur. Komplocu ontoloji, hakikati gizlenmiş bir şey, insanı ve toplumu gizli güçler ve ağlar tarafından belirlenen, kontrol edilen ve yönetilen şeyler olarak vehmetmektedir. Yalçın Küçük, benim yukarda tanımladığım çerçeve içinde bir aydın değildir. Komplocu ontoloji, hayatı, toplumu ve siyaseti, kapalı ağlar ve ilişkiler olarak kurgulamaktadır. Açık ve eleştirel oluş yaklaşımı açısından insan, bütün imkanların kaynağı ve dünya açık bir oluş alanı olarak tasavvur edilmektedir.

Komplocu ontoloji, aşılması gereken bir durumdur. Komplocu ontoloji, her şeyden şüphe etmektedir. Komplo ontolojistleri, radikal nitelikte şüpheci kişiliklerdir. Şüphe, düşüncenin doğmalaşmasını önleyen en önemli insani niteliktir. Komplocu zihniyet, şüpheciliği komplocu ontoloji düzeyine çıkarmaktadır. Oluş yaklaşımı açısından şüphe, ontolojiye dönüştürülmeden araç ve metod olarak korunmalıdır. Hakikat, gizli ve gizemli değildir. Hakikat, bilgi ve deneyimle bireyin ve toplumun sürekli olarak oluşturduğu tecrübedir. Her tecrübenin eleştirilmesi, özgürlüğü, oluşu ve hakikatin gelişimini birlikte korumaktadır.

Dünya göründüğü gibi değildir. Dünyanın göründüğü gibi olmadığı gerçeği, bizi komplocu ontolojiye kapılma karanlığına götürmemelidir. Dünya, hayat, insan ve toplum gizliliklere sahip olduğu gibi, açılabilecek olgulardır. Maskeleri düşürmeyi kendilerine görev bilen komplocu yazarlar, herkesin maskesini düşürdüklerini iddia ederler, ancak arkalarında, onlarca maskesi olan kişilikler bırakırlar. Komplocu ontolojistin onlarca şapkası, maskesi ve kişilikleri vardır. Bir komplo ontolojistinin gerçek kişiliğini bilmemize nerdeyse imkan yoktur. Komplo ontolojistleri, arkalarında tek bir kişilik bırakmazlar.

Hakikate hiçbir sadadakati olmayan komplocu zihniyet sahibi kişi, iktidarla epistemolojik ve ontolojik bir bütünlük içinde hareket etmekte, düşüncelerinde hiçbir ontolojik risk bulunmamakta, kendisini, devrimin, devletin, örgütün, milletin ve tarihin temsilcisi olarak en yüce otorite olarak konumlandırmaktadır, yazmaktadır ve konuşmaktadır.Siyasette, edebiyatta, akademide ve medyada her şeyin gizli ve çürümüş yüzünü teşhir ve ifşa etmek gibi büyük iddialarda bulunun komplo ontolojisti, derin bir kapanmayı ve çürümeyi içeren bir zihniyetin temsilcisi olabilmektedirler. Komplocu ontolojinin çürütücü zihniyetinde demokrasi, hukuk, barış ve özgür birey yoktur. Komplocu ontolojist, otoriter, totaliter, militarist, kolektivist, komplocu, nasyonalist ve devletçi bir militan olabilmektedir. Sadece kendisinin düşündüğünü zanneden komplocu ontolojist, hiçbir farklı ve yeni yüze tahammül etmemekte ve kendisinden farklı olan herkesi karalayabilmekte ve karartabilmektedir. Komplocu ontolojistin Türkiye, aydın ve Kürtler üzerine tezleri yoktur. Komplocu ontolojistin, Türkiye, aydın ve Kürtler üzerine karalamaları vardır.

Düşünmek, yeni yüzlerin ortaya çıkmasını mümkün kılmaktır. Hayat ve hakikat, sürekli olarak oluşturulan deneyimlerdir. Özgürlük, zincirleri görmek kadar, zincirleri kırmayı da gerektirmektedir. Gizli zincirleri gösterdiğini iddia eden komplo ontolojisi, aslında yeni karanlıklar inşa etmekte ve insanın zincirlerini kırma umudunu kırmaktadır.

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER