Schrodinger’in Müfettişi: Türkiye’de yaşamanın kuantum mekaniği
EKONOMİSoğuk Savaşla birlikte başlayan ve hala süren tahakkümün tercihlerinin ülkeyi getirdiği hali anlamakta zorluk çekiyorsanız Niels Bohr’un şu sözünü aklınızda tutun "Kuantum mekaniği sizi derinden şok etmediyse, henüz anlamamışsınız demektir."
1990’ların başında Türkiye’de sosyal bilim mezunları için en popüler meslek banka müfettişliğiydi. Zamanın ruhu bu mesleği dönüştürdü. Bugün müfettişlerin şehir şehir dolaşıp şubelerde en az bir ay kalmasına gerek yok. Üstat, çömez, tertip gibi hitaplar eski usul müfettişlerin bildiği ölü bir dilin kelimeleri.Erkek egemen bir meslek olan teftiş, cinsiyetten bağımsızlaştı. Bankacılığı kadınların erkeklerden daha iyi yaptığına dair inancım, hele bugünün şartlarında teftişi de kadınların çok daha başarılı yapacağına dair kuşkuyu ortadan kaldırıyor.
Benim müfettişlik zamanımda yılın altı ayı “turne” denen merkez dışı teftişle geçerdi. O dönemde eviniz otele dönüşürdü. Yukarılardan destekli değilseniz, yaklaşık 7-8 yıl süren bu dönemde yılın yarısını evinizden uzak geçirirdiniz. Her işte olduğu gibi teftişte de mavi kan geçerliydi; bazı müfettişler turnenin yolunu pek bilmez, Genel Müdürlük civarında görev alır, ev sıcaklığından uzak kalmazdı.Bu az sayıdaki ayrıcalıklıyı kenara koyunca, eski usul teftişin özü turneydi.
Turne ise otel demekti.Türkiye sathına yayılan şubeleriyle “karlı yerlerde” de var olan bir bankanın çalışanı olarak, ülkenin dört bir yanında teftiş yaptım. Kaldığım oteller arasında Malatya Büyük Otel, Antakya Orontes Otel, Sakarya Elmas Otel, Sapanca Turban Otel de vardı. Bu otellerin ortak yönü depremlerde yıkılmış olmalarıydı. Sapanca’daki otelde depremi sadece iki ayla kaçırdım. Diğerleri ise benim kalmamın üzerinden uzun yıllar sonra enkaza döndü.
Bunların hepsi şehrin en çok tutulan otelleriydi; yoksa müfettişler oralarda kalmazdı. Banka faturaları öderdi, prestij önemliydi. Müfettiş sıradan otelde kalınmazdı.
Daha önce kaldığın bir binanın depremde yerle bir olduğunu duymak hoş bir his değil. Bu bana Schrödinger’in kedisi deneyini anımsatıyor: Kutu kapalıyken kedi hem ölü hem canlıdır; kutu açıldığında ya ölü ya canlı çıkar.
Kuantum fiziğinin bu karmaşıklığını, yıkılan otellerde günlerini ve gecelerini geçiren bir banka müfettişine uyarlayabilirsiniz.
Türkiye finans tarihini kentleşme tarihinin ve tektonik tarihini yan yana koyduğunuzda, kuantumun bütün parçaları bir araya geliyor.
Süleyman Demirel gibi bir mühendisin 1999 depreminden sonra ülkeye ilk defa gelmiş turist misali “Memleketin altı çürükmüş” demesini hatırlarsınız. 1960’lardan 2000’lere ülkeyi yöneten Demirel’in de benim kaldığım otellerde kaldığını ancak tahmin edebilirim. Ama basit hesaplarla tahmin edilebilecek depreme dayanıklılık eşiklerini sağlayamayan binaların yapıldığı yıllarda ülkeyi yönettiğini biliyorum.
Demirel bize “plan değil pilav” gerek sözüyle tarihe geçti.
Demirel’i önceleyen Menderes ise tek partili dönem ve II. Dünya Savaşı sonrası büyüme yıllarında İstanbul’un tarihsel varlığının üzerine beton dökerek damga vurmuştu. Bugün Menderes yıkımlarına ağıt yakanların başında, İstanbul’un geçmişine kıymet veren sağcı romantikler geliyor.
Zaten Demirel’in sahneden çekilmesinden sonra gelen mevcut sağ iktidar da Godot’yu bekler gibi aynı yapı stokuyla 2023 depremini beklemedi mi? Antakya tarihini anlatan sıradan bir kitapta bile neredeyse her on sayfada bir deprem referansı varken, “asrın felaketi” deyip heterodoks ekonomi fantezilerine depremden kılıf uydurmak elbette daha pratik.
Türkiye’de bir kesim hâlâ 1930’da cami yasaktı, türkü yasaktı, Kur’an yasaktı diye yangın yapadursun; 1950’den bu yana solun ateş alacak kadar kısa kaldığı durakları saymazsak, kentleşme serüveni Türk sağının oyun alanı oldu.
Oyun alanında Rant, göç, beton ve ihmal aynı anda yer aldı. 1950’lerden beri hızlı kentleşme, imar afları, gecekondu-ticaretinden kentsel dönüşüme uzanan süreçte, plan yerine pilav, denetim yerine torpil, deprem gerçeği yerine “büyüme”retoriği hâkim kılındı.
Benim kaldığım oteller gibi prestijli ama çürük yapılar makyajlı suratlar misali zamanı tüketti.
Soğuk Savaşla birlikte başlayan ve hala süren tahakkümün tercihlerinin ülkeyi getirdiği hali anlamakta zorluk çekiyorsanız Niels Bohr’un şu sözünü aklınızda tutun "Kuantum mekaniği sizi derinden şok etmediyse, henüz anlamamışsınız demektir."
İlginizi Çekebilir