Mogadişu masanın başında: En kırılgan devlet, en sert gündem
DIŞ POLİTİKAArtık dünya tek merkezden, tek başkentten yönetilmiyor. O devir kapandı. Çok kutupluluk, Afrika’ya ve Küresel Güney’e muazzam bir manevra alanı açtı. Çin’in altyapı yatırımları, Rusya’nın güvenlik şemsiyesi, Türkiye’nin insani ve askeri işbirlikleri, Batı’nın “tek seçenek benim” dayatmasını yerle bir etti. Somali ve diğer Afrika ülkeleri, artık Batı başkentlerine gidip “bizi kurtarın” diye yalvarmıyor. “Şartlar eşitse, saygı varsa, kazan-kazan ilkesi işliyorsa masadayız” diyorlar. Alternatifsiz değiller. Ceplerinde artık başka kartlar, masalarında başka teklifler var.
Bazen bir ülke dünyaya bakar ve sadece izler; bazen de tüm dünya döner, o ülkenin gözünün içine bakar. Mogadişu, on yıllardır küresel hafızada “kriz”, “müdahale”, “açlık” ve “yardım konvoyları” kelimeleriyle yan yana anılan, kaderi başkentlerden uzakta, kapalı kapılar ardında yazılan bir şehirdi. Ancak bu ay, o fotoğraf karesi New York’ta dramatik bir şekilde değişti. Somali, dünya siyasetinin en gürültülü, en netameli ve en belirleyici masasının, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) en tepesindeki koltuğa oturdu.
Bu durum, takvim yaprağında sırası gelenin nöbeti devralmasından ibaret basit bir prosedür değil. Bu, küresel sistemin en “kırılgan” halkası olarak görülen bir devletin, dünyanın en sert, en acımasız ve en karmaşık gündemini kucağında bulduğu tarihi bir kırılma anı. Başkanlık tokmağı şimdi Mogadişu’nun elinde. Evet ama dışarıdaki fırtına, Somali kıyılarını döven Hint Okyanusu dalgalarından çok daha sert ve affedilmez.
Direksiyona Somali geçti geçmesine de asıl mesele bu aracın o yola ne kadar hazır olduğu. Bir yanda on yıllardır süren iç savaşın tortularını temizlemeye çalışan, El-Şebab belasıyla devlet otoritesini tesis etme mücadelesi veren; diğer yanda ise yaralarını sarmaya, kurumlarını inşa etmeye uğraşan bir ülke... Şimdi aynı ülke, Gazze’den Ukrayna’ya, Yemen’den Sudan’a kadar dünyayı saran ateş çemberini yönetmek, karara bağlamak ve yönlendirmek zorunda.
İnsanın aklına o kaçınılmaz ve can yakıcı soru geliyor: Kendi evinin çatısını onarmaya çalışan biri, mahallenin yangınını söndürebilir mi? Bu, Somali için sadece bir diplomatik prestij meselesi değil; “zayıf” addedilen, yok sayılan devletlerin, kurtlar sofrasında nasıl ayakta kalacağının ve sesini nasıl duyuracağının da en büyük sınavı.
Vitrin Parlak, Sokak Zorlu
New York’taki Birleşmiş Milletler binasının parıltılı ışıkları göz kamaştırıcı olabilir, ancak Somali’nin asıl ve yakıcı gerçeği Mogadişu’nun tozlu sokaklarındadır. Dışarıda elde edilen bu diplomatik mevzi ve başkanlık koltuğu, içerideki vatandaşın sofrasına o gün ekmek, sokağına o saat güvenlik olarak dönmüyor. Aradaki makas, bir uçurum kadar derin.
Somali yönetimi, bu uluslararası vitrini içeride birleştirici bir harç, bir “milli gurur” vesilesi olarak kullanmak istiyor. “Dünya bizi dinliyor, artık masadayız” mesajı, iç safları sıkılaştırmak ve toplumsal uzlaşıyı sağlamak için güçlü bir siyasi argüman. Ancak diplomasi masasında mikrofon tutmakla, sahada düzen tutmak arasındaki farkı en iyi Somalililer biliyor. Somali’nin bu ayki sınavı, sadece dünyayı yönetmek değil. Daha da önemlisi dünya sahnesindeki bu ağırlığını, içerideki devlet inşasına tahvil edebilmek.
Çünkü masadaki gündem beklemiyor. Somali bir yandan kendi anayasasını, seçim sistemini ve ordusunu reforme etmeye çalışırken, diğer yandan küresel güçlerin birbirine girdiği dosyaları eline alacak. Bu çelişki, Somali’nin dönem başkanlığının yumuşak karnı gibi dursa da aslında en büyük avantajı da olabilir. Krizle yaşamayı bilen, krizin dilini konuşan bir diplomasi, belki de New York’taki steril diplomatların göremediği çözümleri masaya getirebilir.
Kızıldeniz’de Satranç Değil, Bilek Güreşi
Artık BMGK masası o eski steril, diplomatik nezaketin işlediği ve kelimelerin özenle seçildiği bir meclis değil. Orası artık bildiğiniz, kuralsız bir boks ringine dönmüş durumda. Büyük güçler niyetlerini saklamıyor, diplomatik notalarla değil, sert omuz darbeleriyle konuşuyor. Somali işte tam bu kavganın, bu gürültünün ortasında hakem düdüğünü çalmaya çalışacak.
Hele ki coğrafya... Coğrafya kaderdir derler ama Somali için coğrafya, bugünlerde ateşten bir gömlek. Kızıldeniz’in ısınması demek, Somali’nin kapısının önünün yanması demek. Babülmendep Boğazı’ndan geçen her ticaret gemisi, Yemen’den fırlatılan her füze, Batı donanmalarının “seyir güvenliği” adı altında bölgeye yığılması doğrudan Mogadişu’yu ilgilendiriyor. Batılı başkentler için mesele sadece “ticaretin akışı” ve sigorta primleri olabilir ancak Afrika Boynuzu ülkeleri için mesele egemenlik, gıda güvenliği ve hayatta kalmak.
Tam bu noktada, masadaki sessiz gerilimi açığa çıkaran o soru beliriyor: Deniz karıştığında o masadan çıkacak karar kime yarayacak? Londra ve Washington’ın dev kargo gemilerinin selameti için mi el kalkacak, yoksa balıkçılık sahaları daralan, kıyıları güvenli olmayan bölge halkının egemenliği için mi? Somali, bu iki uç arasında denge kurmaya çalışmak yerine, kendi coğrafyasının gerçeklerini o steril salonlarda haykırmak zorunda.
Zira Afrika Boynuzu’nda fay hattı çoktan kırıldı, yer yerinden oynuyor. Etiyopya’nın denize çıkış hamlesi ve Somali’nin toprak bütünlüğünü hiçe sayan mutabakat arayışları, meseleyi bölgesel bir krizden çıkarıp küresel bir bilek güreşine dönüştürdü. Somali, dönem başkanlığını bir fırsat bilip, “Benim egemenliğim, sizin ticaret yollarınızdan daha değersiz değil” restini dünyaya çekmeye, sınırlarının pazarlık konusu yapılamayacağını kayıtlara geçirmeye hazırlanıyor.
Maskeler Düşüyor: Terör Kimin Kartı?
Somali’nin yıllardır iliğini kemiğini sömüren en büyük derdi terör. Ama New York’ta “terörle mücadele” dendiğinde herkesin anladığı başka, ajandasına yazdığı başka. Batı, terörü ucu kendine dokunduğunda, kendi vatandaşını tehdit ettiğinde “küresel sorun” olarak görüyor. Dokunmadığında ise bir dış politika aparatı, bölgesel dizayn için kullanışlı bir “kart” olarak masanın altında tutuyor. Somali bu ikiyüzlülüğü, bu çifte standardı dünyada en acı tecrübelerle bilen ülkelerden biri.
El-Şebab ile yıllardır boğuşan, kaynaklarını kalkınma yerine silaha harcamak zorunda kalan bir ülke olarak Somali, şimdi hesap sorma makamında. Terörün finansmanının neden bir türlü kesilmediğini, BMGK’da alınan ambargo kararlarının neden sahada delindiğini, terör örgütlerinin modern silahlara nasıl bu kadar kolay ulaştığını en gür sesle sorma hakkına sahipler.
“Terör kime göre terör, kime göre kullanışlı bir araç?” sorusu, bu ay o salonun duvarlarında, kaçamak cevapların üzerine bir balyoz gibi inecek. Somali’nin bu ay masaya getireceği en büyük dosya, aslında bu samimiyet testi olacak.
Menüyü Artık Afrika Yazacak
Artık dünya tek merkezden, tek başkentten yönetilmiyor. O devir kapandı. Çok kutupluluk, Afrika’ya ve Küresel Güney’e muazzam bir manevra alanı açtı. Çin’in altyapı yatırımları, Rusya’nın güvenlik şemsiyesi, Türkiye’nin insani ve askeri işbirlikleri, Batı’nın “tek seçenek benim” dayatmasını yerle bir etti.
Somali ve diğer Afrika ülkeleri, artık Batı başkentlerine gidip “bizi kurtarın” diye yalvarmıyor. “Şartlar eşitse, saygı varsa, kazan-kazan ilkesi işliyorsa masadayız” diyorlar. Alternatifsiz değiller. Ceplerinde artık başka kartlar, masalarında başka teklifler var.
Eskiden küresel sofrada menüyü Batılı sömürgeci güçler yazar, yemeği onlar yer, hesabı ise Afrika öderdi. Somali’nin bu başkanlığı, Afrika’nın “kendi yemeğimi kendim seçerim, hesabımı da kendim tutarım” deme iradesinin en somut yansımasıdır.
Somali’nin o koltukta oturması, dünyaya verilmiş bir lütuf veya bir jest değildir. Bu, “Fırtına ne kadar büyük olursa olsun, dümende biz de varız ve rotayı biz de çizebiliriz” demenin ilanıdır. Mogadişu, tarihin omuzlarına yüklediği bu ağır sorumluluğu kendi halkının da ötesinde sesi kısılmaya çalışılan, görmezden gelinen tüm mazlum milletler adına omuzluyor.
İlginizi Çekebilir