Hafta sonuna kadar Trump’ın savaşı açıkça yasadışı olacak*
DIŞ POLİTİKAMahkemeler, Savaş Güçleri Kararı kapsamında, Kongre yetkilendirene kadar başkanın İran savaşındaki katılımımızı sona erdirmesini gerektirdiğine hükmetmelidir. Bu, herhangi bir idareye yasaya uyması için verilen herhangi bir mahkeme emrinden farklı olmamalıdır ve değildir. Bay Trump böyle bir emri görmezden gelebilir. Ama bu, federal yargının yasayı uygulama görevinden vazgeçmesi için bir neden değildir.
Başkan Trump’ın İran’la savaşı neredeyse kesinlikle yasadışıdır: Kongre ne savaş ilan etmiştir ne de bunu yasa yoluyla yetkilendirmiştir ve savaş, yakın bir saldırı veya ulusal acil durum nedeniyle başlamamıştır.
Eğer savaş cuma gününe kadar Kongre onayı olmadan devam ederse, 1973 Savaş Güçleri Kararı uyarınca verilen 60 günlük eşiği ve 48 saatlik bildirim süresini aşmış olacağı için açıkça yasadışı hale gelecektir.
Bu savaşı destekleseniz de karşı çıksanız da ya da Bay Trump’ın dediği gibi bu “gezi” deseniz de süre dolmuş olacak. Ve federal mahkemelerin bunu ifade etme yükümlülüğü vardır.
Sıklıkla Savaş Güçleri Yasası olarak anılan bu karar, Vietnam Savaşı sırasında kabul edilmiştir. Amerikan askerleri çatışmalara girdiğinde veya çatışmaların yaklaştığı durumlarda örneğin şu anki İran savaşı gibi hallerde uygulanır.
Bay Trump’ın Perşembe günü savaşın zaman çizelgesi konusunda “Beni aceleye getirmeyin” demesine rağmen, yasa, başkanın Kongre savaş ilan edip 60 günlük uzatmayı yetkilendirmedikçe veya ABD’ye yönelik silahlı bir saldırı nedeniyle Kongre toplanamayacak durumda olmadıkça, 60 gün sonra askeri güçlerimizi çatışmalardan çekmesini gerektirir.
Başkan, silahlı kuvvetlerimizin güvenliğiyle ilgili “kaçınılmaz askeri zorunluluk” olduğunu yazılı olarak Kongre’ye bildirirse bunu 30 gün daha uzatabilir.
İran savaşı 28 Şubat’ta başladı. Bu amaçlar bakımından süre, başkanın İran’a karşı askeri eylemini Kongre’ye resmen bildirdiği 2 Mart’ta işlemeye başladı. Kongre ne savaş ilan etti ne de savaşı yetkilendirecek herhangi bir şey yaptı; onay vermeyi reddetmesi, çatışmaya devam etmek için gerekli imkanı sağlamaz . Savaş Güçleri Kararı’nda “opt-out” (vazgeçme) için bir tik kutusu yoktur.
Eğer başkan ve İran liderleri, süre dolmadan savaşı bitirmek için anlaşmaya varmazlarsa, bütün işaretler Bay Trump’ın ve Temsilciler Meclisi ile Senato’daki Cumhuriyetçi çoğunlukların bu kararı görmezden geleceğini gösteriyor. Savaşa devamı meşrulaştırmak için, büyük ihtimalle yeni bir yasal görünümlü çift anlamlı konuşma (double talk) uyduracaklar.
Böyle olursa, yasayı korumak mahkemelere kalacak. Askerler ve Kongre üyeleri dahil olmak üzere, yasanın uygulanması için davalar açılmalıdır.
Ne yazık ki, son dönemlerde bu yasayı uygulama girişimleri mahkemeler tarafından “siyasi sorun” olduğu gerekçesiyle reddedildi.
Örneğin 1982’de Crockett v. Reagan davasında, federal bölge mahkemesi Kongre üyelerinin El Salvador’a askeri yardımını protesto eden davasını reddetti.
2002’de Doe v. Bush’ta, federal bölge mahkemesi Başkan George W. Bush’un Irak’ı işgalini engellemek isteyen davayı reddetti. Mahkeme, konunun “federal mahkemenin yetkisinin ötesinde siyasi sorular” olduğunu söyledi.
2011’de Kucinich v. Obama davasında, Libya’daki askeri eylemlerin yasayı ve Anayasa’yı ihlal ettiği iddia edildi ve federal bölge mahkemesi davayı reddetti.
Bu kararlar Kongre’nin savaş yetkilerini anlamsız kılıyor. Kongre’nin hareketsizliği karşısında ve yargı denetimi olmadan, başkanın tek başına savaş başlatma yeteneği üzerinde gerçekçi hiçbir fren mekanizması kalmıyor.
Federal yargı, Yüksek Mahkeme de dahil olmak üzere, bu sorumluluğunu yerine getirmezse, Anayasamızın savaş konusunda iki hükümet organının yer alması gerektiği yönündeki tasarımı ortadan kalkmış olur.
Mahkemeler her zaman bu kadar isteksiz değildi. Yüksek Mahkeme, 1798-1800 yılları arasındaki Fransa ile ilan edilmemiş deniz savaşı (Quasi War) nedeniyle çıkan birkaç davaya karar vermişti: Talbot v. Seeman (1801) davasında mahkeme, Kongre’nin her türlü savaşa katılımının önemini vurgulamıştı. Başyargıç John Marshall, “savaşın bütün yetkilerinin” Kongre’de olduğunu yazmıştı.
Little v. Barreme (1804) davasında ise mahkeme, savaş sırasında bile başkanın Kongre yasalarını ihlal eden eylemleri yetkilendiremeyeceğine hükmetti.
Prize Cases’te Yüksek Mahkeme, 1861’de Abraham Lincoln’un Güney limanlarını ablukaya almasının anayasallığını inceledi. Dar bir 5’e 4 oyla alınan kararda mahkeme, başkanın savaşı başlatamayacağını ancak başkomutan olarak silahlı bir isyana karşı güç kullanabileceğini söyledi. Ancak başkanın savaş yetkileri konusunda kendi yetkisini sorgulamadı.
Mahkemelerin savaş yetkileriyle ilgili anayasal ve yasal hükümleri uygulayamayacağı fikrinin hiçbir tarihsel temeli yoktur. Savaş Güçleri Kararı’nın, başkanın başkomutanlık yetkilerini ihlal ettiği için anayasaya aykırı olduğu iddiası da temelsizdir. Anayasa’nın Madde I, Bölüm 8’i Kongre’ye “savaş ilan etme, mektup-ı marka ve misilleme (Korsanlık ruhsatı; eskiden hükümetin özel gemilere yabancı gemileri ele geçirme izni vermesi)
izni verme ve karada ve suda ele geçirmelerle ilgili kurallar koyma” yetkisi verir.
Bu son ifade, özellikle Hürmüz Boğazı’nda gemileri ablukaya alma veya gemilere el koyma konusunda doğrudan ve bariz önem taşır. Anayasa’nın kurucuları, askeri güç kullanma yetkisinin Kongre’de olması gerektiğini tartışmasız biçimde istemişlerdir. George Washington başkanlığı sırasında şöyle yazmıştı: “Anayasa savaş ilan etme yetkisini Kongre’ye vermiştir, bu nedenle önemli hiçbir saldırı seferi, Kongre konuyu görüşüp böyle bir tedbiri yetkilendirene kadar başlatılamaz.”
Evet, başkanlar savaşın yürütülmesini kontrol eder ama ülkeyi savaşa sokup sokmamaya onlar karar vermez. James Madison Kongre’deyken şöyle yazmıştı: “Bir savaşı yürütecek olanlar, doğası gereği, o savaşın başlatılıp başlatılmaması, devam ettirilip ettirilmemesi veya bitirilip bitirilmemesi konusunda uygun veya güvenli yargıçlar olamazlar.”
Mahkemeler, Savaş Güçleri Kararı kapsamında, Kongre yetkilendirene kadar başkanın İran savaşındaki katılımımızı sona erdirmesini gerektirdiğine hükmetmelidir. Bu, herhangi bir idareye yasaya uyması için verilen herhangi bir mahkeme emrinden farklı olmamalıdır ve değildir.
Bay Trump böyle bir emri görmezden gelebilir. Ama bu, federal yargının yasayı uygulama görevinden vazgeçmesi için bir neden değildir.
* Erwin Chemerinsky (California Üniversitesi Berkeley Hukuk Fakültesi Dekanı ve Hukuk Profesörüdür. “Hiçbir demokrasi sonsuza kadar sürmez : Anayasa Birleşik Devletleri nasıl tehdit ediyor” kitabının yazarıdır)
Çeviren: Çağatay Arslan
Orijinal Bağlantı: https://www.nytimes.com/2026/04/27/opinion/trump-iran-war-powers.html
İlginizi Çekebilir