Körfez’de yeni hesaplaşma: Suudi Arabistan BAE ayrılığını nasıl yönetir?
DIŞ POLİTİKASuudi Arabistan küresel petrol piyasasındaki kaldıraç gücünü koruyacak; ancak bu gücün etkinliği artık daha kırılgan bir zemine oturuyor. BAE çıkışı, OPEC’in koordinasyon kapasitesini fiilen zayıflatırken Riyad’ın kendi üretim kararlarını daha az ortaklaşmış, dolayısıyla daha az öngörülebilir bir çerçevede almasına yol açacak. Bunu telafi etmek için Suudi Arabistan’ın Rusya ile mevcut koordinasyonunu pekiştirmesi ya da Çin ile ikili enerji anlaşmalarını derinleştirmesi kaçınılmaz görünüyor.
28 Nisan sabahı Cidde’de bir Körfez güvenlik zirvesi sürerken Abu Dabi, neredeyse eş zamanlı olarak devlet ajansı aracılığıyla kısa bir açıklama yayımladı. Birleşik Arap Emirlikleri 1 Mayıs itibarıyla OPEC ve OPEC+ üyeliğinden ayrılıyor. Açıklamanın zamanlaması tesadüf değil. Körfez liderlerinin bir odada oturduğu, gündemin İran saldırılarına ortak yanıt ve Hürmüz krizinin ağırlaşan faturası olduğu bir anda BAE’nin bu adımı atması, diplomatik bir bildirinin çok ötesinde bir önemde.
BAE Enerji Bakanı Suhail el-Mazruei, kararın Suudi Arabistan’la herhangi bir anlaşmazlıktan kaynaklanmadığını açıklarken “Suudilerin OPEC’e liderlik etmesine en yüksek saygıyı duyuyoruz” dedi. Bu cümle, söylenenden çok söylenmeyeni işaret ediyor. Neredeyse 60 yıldır aynı çatı altında üretim planlaması yapan, birlikte savaştıkları da olmuş ve birbiriyle rekabet ettikleri de olan iki Körfez devleti arasındaki ilişki artık o çatının tutamayacağı kadar gergin bir hal almış durumda. Abu Dabi’nin yaptığı, Riyad’ı doğrudan hedef alan bir hamle olarak okunmasa bile, bunun Suudi Arabistan’ın en ağır darbelerinden biri olduğunu söylemek mümkün.
Burada şunu sorabiliriz: Bu ayrılık gerçekten sadece kota hesabı mıdır, yoksa yıllardır birikmiş çatlakların artık kartel büyüklüğünde bir zemine yansıması mıdır? Her iki yanıtın da içinde doğruluk payı var; ama ikinci soruyu görmezden gelerek tablonun tamamını kavramak mümkün değil.
Kota Sürtüşmesinin Uzun Tarihi
BAE’nin OPEC’le sorunu son günlerin ürünü değil. 2021’den bu yana Abu Dabi, Körfez’deki en büyük rezerv kapasitesine sahip olmasına rağmen düşük üretim kotalarıyla kısıtlandığını defalarca gündeme taşıdı. Günlük üretim kapasitesi 4 milyonu aşan BAE’nin mevcut kota çerçevesinde bu rakamın çok altında kalması hem ekonomik hem de stratejik bir kayıp. Hürmüz krizinin petrol fiyatlarını 110 doların üzerine çektiği, küresel enerji talebinin zirveye yaklaştığı bugünlerde ise kota kaybı artık dayanılabilir bir sınırın dışına taşıyor.
BAE’nin bu noktada tek başına hareket etme kararı, aynı zamanda Washington ve Pekin ile ilişkilerinde daha geniş bir esneklik arayışına da karşılık geliyor. İran saldırılarının odağına giren ve bölgede en ağır askeri yükü taşıyan Körfez ülkesi Abu Dabi, hem büyük enerji tüketicileriyle doğrudan anlaşmalar yapmak hem de kendi üretim stratejisini sahaya koymak istiyor. OPEC bunu engelliyor.
Riyad’ın Sessizliği Ne Anlama Gelir?
Suudi Arabistan ve OPEC’in açıklamaya ilk saatlerde hiçbir resmi yanıt vermemesi dikkat çekici. Bu sessizlik, iç dağılmayı kabullenmek ya da meseleyi küçümsemek değil; tam tersine, Riyad’ın ne diyeceğini bilemediğinin bir işareti. BAE çıkışı OPEC’in küresel petrol üretimindeki payını fiilen daha da aşağı çekecek. Zaten Şubat ayındaki yüzde 48’den Mart’a gelindiğinde yüzde 44’e inen bu oran, Abu Dabi’nin ayrılmasıyla birlikte kartelin gerçek anlamda ağırlık merkezini kaybetme riskiyle yüz yüze gelmesi anlamına geliyor.
Riyad bu kırılmayı yönetmek zorunda. Ama elindeki seçenekler sınırlı. Diğer üyelere yönelik bir baskı politikası, geçmişte Katar’a uygulandı ve bölgede derin izler bıraktı. Aynı yola girmek, bu sefer çok daha yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Riyad’ın BAE’ye karşı medyayı bir baskı aracı olarak kullanmaya başladığı, devlet yayınlarının Abu Dabi’yi gizli hapishaneler ve ayrılıkçı yapılarla ilişkilendiren haberler yaptığı 2025’in son aylarındaki tablo hafızalarda. O dönemin üzerine bir de OPEC ayrılığı eklendi.
Yemen’den Enerji Politikasına Uzanan Çatlak
İki ülke arasındaki asıl ayrışmayı yalnızca OPEC kotaları üzerinden okumak eksik kalır. Zemin çok daha derin. 2015’te Yemen’e birlikte giren Riyad ve Abu Dabi, savaşın ilerleyen aşamalarında aynı cephede, iki ayrı hedefe doğru ilerler oldu. Suudi Arabistan birleşik bir Yemen yapısı üzerinde ısrar ederken, BAE güneydeki Güney Geçiş Konseyi’ni fiilen bir devlet gibi destekleyerek kendi etki alanını genişletti. Bu ayrışma, ittifak sözleşmesinin içini boşalttı ve Yemen, bir mihenk taşından anlaşmazlığın somutlaştığı bir alana dönüştü.
Küresel çapta BAE’nin rotası da farklılaştı. Somaliland, Doğu Afrika liman hakları, Hint Okyanusu’ndaki lojistik ağlar ve İbrahim Anlaşmaları çerçevesinde İsrail ile sürdürülen ilişki, Riyad’ın benimsemediği ya da henüz hazır olmadığı adımlardı. Abu Dabi her biri için kendi sürecini işletti; Riyad’ın onayını beklemedi. OPEC ayrılığı bu durumda münferit bir olaydan ziyade uzun süredir seyreden ayrışmanın kurumsal düzeydeki son halkası.
Körfez’de Kimin Eli Daha Güçlü?
Suudi Arabistan küresel petrol piyasasındaki kaldıraç gücünü koruyacak; ancak bu gücün etkinliği artık daha kırılgan bir zemine oturuyor. BAE çıkışı, OPEC’in koordinasyon kapasitesini fiilen zayıflatırken Riyad’ın kendi üretim kararlarını daha az ortaklaşmış, dolayısıyla daha az öngörülebilir bir çerçevede almasına yol açacak. Bunu telafi etmek için Suudi Arabistan’ın Rusya ile mevcut koordinasyonunu pekiştirmesi ya da Çin ile ikili enerji anlaşmalarını derinleştirmesi kaçınılmaz görünüyor.
Öte yandan, Abu Dabi’nin bu hamlesi, hesabını doğru yapmış olsa bile bedelini ödemek zorunda kalacağı bir seçim. Yalnız kalan Körfez aktörü, büyük enerji tüketicileriyle daha doğrudan ilişkiler kurmanın avantajını elde ederken, bölgesel güvenlik denklemi içinde daha az kurumsal güvenceyle hareket etmek zorunda kalır. Hürmüz’deki İran baskısının sürdüğü, Körfez savunmasının yeniden tartışıldığı bir dönemde. Riyad ise şu an için sessizliğini korusa da bu sessizliğin kalıcı olması mümkün değil. OPEC’i onaran değil, dönüştüren bir stratejiyle yanıt vermesi gerekecek. Bunu yapabilirse Körfez’deki enerji düzeni yeni bir biçim alacak; yapmazsa merkez kayması hızlanarak devam edecek ve Suudi Arabistan, aşina olduğu liderlik pozisyonunu fark etmeden kaybedecek.
İlginizi Çekebilir