© Yeni Arayış

Kısa bir ara: Beden politikaları, yasaklar ve küçük direnişler

Modern dünya, her anı bir verimlilik çıktısına, her bedeni bir iyileştirme projesine dönüştürürken; sigara içmek bu kusursuz işleyişe karşı mikro ölçekli bir başkaldırı olabilir mi?

Bir sigara içmek ortalama üç ila beş dakika sürer. Bu süreyi ne tamamen boş ne de tamamen üretken olarak tanımlayabiliriz. Bazı insanlar sigara içerken zihinlerinin daha iyi çalıştığını, odaklanabildiklerini söylerken bazıları için bu küçük bir moladır. Bazıları için ise bir tür sosyalleşme. Kendi deneyimimden hareketle, şunu diyebilirim ki, benim için akışta verilen o on dakikalık ara bir tür zamanı yavaşlatma deneyimidir. Bu yazıya da belki tüm bu nedenlerle, sigara içmek, modern yaşam içerisinde yalnızca bir alışkanlık değil, zamanla kurulan farklı bir ilişki biçimi olarak düşünülebilir mi diyerek başladım. Bu bağlamda baktığımızda, sigara arada bir zamandır denilebilir. Bir bekleme, bir duraksama anıdır. Sigara içilen o kısa aralık, dakikayla değil, zamanın akışını fark ettiren başka unsurlar ile ölçülür. Elin hareketi, dumanın yükselişi, nefesin ritmi gibi unsurlar zamanı görünür kılar. Bu duraksama hali ve bir nevi zamanı yavaşlatma, yani bilinçli olarak boş, üretken olmayan bir mola verme, bireysel bir tercihtir. Tüm zarar ve bağımlılığa dair söylemlere rağmen, bu eylem modern hız rejimine karşı küçük bir başkaldırı olarak da okunabilir mi?

Şunu belirterek başlamam gerekir ki; sigaranın medya ve sermaye grupları desteği ile endüstriyel bir ürün olarak pazarlanması ve sağlık açısından riskleri başlı başına ayrı bir tartışmanın konusu olabilir. Bu yazıda sigara “boş haz” olarak tanımlanan bir haz kategorisine girdiği için örnek olarak tercih edildi. Buradaki amaç, belirli bir nesneye odaklanmaktan ziyade, yasaklama biçimlerini, bu yasakların hangi söylemlerle meşrulaştırıldığını ve bunun beden politikalarıyla nasıl ilişkili olduğunu tartışmak.

Sigara içmenin bugünkü anlamını daha iyi kavrayabilmek için tütünün tarihsel kullanımına bakmak faydalı olabilir. Endüstriyel hale gelmiş sigarayı değil de tütünü ele alırsak, tütünün ilk ortaya çıkışı aslında keyif amaçlı ve sürekli bir tüketim pratiği değildi. Amerika kıtasında binlerce yıl boyunca yetiştirilmiş ve kullanılmış olan bu ürün, yerli topluluklar için ritüel ve kutsal bir işleve sahipti. Duman aracılığıyla iletişim kurduklarına inandıkları bir tür ritüel söz konusuydu. Özellikle Kuzey Amerika’da barış çubuğu olarak adlandırılan kullanım biçimi, topluluklar arası güven sağlayan bir sembole dönüşmüştü. Bazı topluluklarda ise tütün şifa ve tedavi amacıyla kullanılıyordu. Tütünün bu işlevinin değişmesi ve Avrupa’ya taşınması, 15. yüzyılda Christopher Columbus’un keşifleriyle birlikte gerçekleşti. 16. yüzyılda Avrupa’da yaygınlaşan tütün, 17. ve 18. yüzyıllarda ticari bir ürüne dönüştü; 19. ve 20. yüzyıllarda ise sigara endüstrisiyle birlikte küresel ve kitlesel bir tüketim nesnesi halini aldı. Dolayısıyla özünde sınırlı kullanımı olan, anlam yüklü bir ritüel olarak başlayan tütün kullanımı, bağımlılık ekseninde şekillenen bir tüketime evrilmiş oldu.

Sigara içmenin kamusal alandaki karşılığını düşündüğümüzde, kamusal alanın, günümüzde, iletişimsel bir zemin olmanın yanı sıra davranış ve hangi bedenlerin görünür olabileceğinin düzenlendiği bir kontrol alanı olduğunu hatırlamak gerekir. Sigara içen bedenin bu alanın dışına itilmesi, yalnızca fiziksel bir yer değiştirme değil, aynı zamanda hangi bedenlerin bu alanda nasıl var olabileceğine dair bir norm üretimidir. Türkiye’de özellikle 2008 sonrası yürürlüğe giren kapalı alanlarda sigara yasaklarıyla birlikte, sigara içme pratiği yalnızca bireysel bir tercih olmaktan çıkarak kamusal alanın düzenlenmesine dair daha geniş bir tartışmanın parçası haline gelmiştir. Bu durum, yalnızca sağlığın korunmasıyla değil, kamusal alanın nasıl düzenleneceği ve hangi bedenlerin nasıl var olacağıyla ilgili daha geniş bir iktidar mekanizmasını bize hatırlatır. Olay neyin yasaklandığı değil nasıl uygulandığı ve kamuoyu nezdinde belirli yasakların nasıl meşrulaştırıldığıdır. İktidarlar tarafından sürekli tekrar edilen söylem ve yasakları meşrulaştırıcı örnekler ile toplum sağlığı /iyiliği için yapıldığı iddia edilen uygulamalar yasakçı bir zihniyetin yerleşmesi için fark ettirmeden atılan adımlar olma riskini barındırır. Sigaranın zararları pek tabi ki tartışılmaz ancak mesele demin de belirttiğim gibi herhangi bir yasağın hangi söylem altında meşrulaştırıldığıdır. Sağlıklı beden ve verimlilik bu bağlamda oldukça kullanışlı iki kavramdır.

Foucault’nun kavramsallaştırdığı biçimiyle biyopolitika, iktidarın artık yalnızca yasaklayan değil, yaşamı düzenleyen, yöneten ve optimize eden bir işleyişe sahip olduğunu gösterir. Modern toplumda mesele yalnızca zararlı olanın yasaklanması değil, hangi hazların kabul edilebilir, hangilerinin ise olmadığının gerek iktidarlar gerek medya aracılığı ile   belirlenmesidir. Bu bağlamda sigara ve alkol gibi maddelere yönelik yasaklar, sağlık politikalarının konusu olmaktan çıkarak bedenin ve gündelik yaşamın nasıl düzenleneceğine dair bir kontrol mekanizmasına evrilir. Burada yalnızca yasaklar değil medya da etkili bir işleve sahiptir.  Beden fetişizmi olarak adlandırabileceğimiz sağlıklı, fit ve ideal bedenin norm haline gelmesi ile bu normun dışında kalan pratikler giderek görünmezleşir ya da marjinalleştirilir.  Sigara içen bedenin kamusal alandan dışarı itilmesi ile sosyal medyada ideal bedenin sürekli görünür kılınması, aslında aynı düzenleyici mantığın iki farklı tezahürü olarak okunabilir. Beden, korunması gereken bir varlık olmanın ötesinde, sürekli denetlenen, iyileştirilen ve idealize edilen bir projeye dönüşür.

Bu bağlamda mesele yalnızca sağlığı korumak değil, hangi bedenlerin nasıl görüneceğine, nasıl yaşayacağına ve hangi hazlara sahip olabileceğine dair sınırların çizilmesidir. İçinde yaşadığımız dönem, hız ve verimlilik üzerinden tanımlanan bir dönem. Bedenlerin üretim sürecinin bir parçası haline geldiği bu dönemlerde, işe yararlık bir ölçüt haline gelir. Bu düsturun en sert ve uç uygulanışlarından biri ise Nazi Almanyası’nda ortaya çıkar: işe yaramayan bedenlerin sistematik olarak dışlanması, hatta yok edilmesi gibi. Bugün böylesi katı yaklaşımlar en azından görünür düzeyde olmasa da makineleşme, otomasyon, algoritmalar, veri işleme gibi unsurlar insan faktörünü de giderek silikleştirdiği gibi hızlanmaya teşvik etmekte. Bu çalışma biçimlerimize olduğu kadar zamanı algılayışımız ve gündelik yaşam ritmimize de yansımakta. İşe yarayan ve işe yaramayan bedenler arasında kurulan ayrım, Michael Foucault’nun da işaret ettiği gibi, iktidarın bedenleri disipline etmesi, onları ölçülebilir ve yönetilebilir unsurlar haline getirmesiyle açıklanabilir.

Peki baştaki sorumuza dönersek: modern yaşam içerisinde bir bireyin sigara içmesi ne anlama gelir? Geçmişteki bu ritüel tütün kullanımıyla bugünkü sigara içme pratiğini gerçekten karşılaştırabilir miyiz? Bu sorunun cevabı, sigaranın yalnızca bir tüketim nesnesi değil, zamanla kurulan bir pratik olup olmadığıyla ilgilidir. Modern zaman hızın kendisiyle ölçülür. Gün yapılacaklar listeleriyle bölünür, anlar verimlilik üzerinden tanımlanır. Zaman artık yaşanan değil, yönetilen bir şeydir. Bu yüzden üretken bir çıktıya dönüşmeyen hiçbir şey gerekli görülmez. Sigara içmek ise üretken bir çıktıya dönüşmediği için şüpheli, gri alanlardan biri olarak kalır. Çağdaş toplumda hız adeta yöneticidir. Her şey verimli ve kesintisiz ilerlemek zorundadır. Bu bağlamda, hiçbir amaca hizmet etmediği düşünülen bu birkaç dakikalık molalar, mikro ölçekli bir direniş olarak da okunabilir mi? Sigara içmek, akışa dahil olmayı reddetmenin küçük bir biçimi, zamanı askıya almanın gündelik bir yolu olabilir mi?

Bu noktada mesele yalnızca bir alışkanlık değil, haz ve beden üzerindeki kontrolün nasıl kurulduğuyla da ilgilidir. Olayın sağlıkla ilgili kısmını bir kenara bırakırsak (ki elbette sağlığa olan zararları yadsınamaz) hazla kurulan ilişki bağlamında sigaranın toplumdaki algısı baskıcı bir yerden gelir. Slavoj Žižek der ki: günümüz toplumunda haz yasaklanmaz, düzenlenir. Bireye “keyif al” denir, ancak bu keyfin sınırları önceden belirlenmiştir. Zararsız, ölçülü ve kontrol altında olan keyiflere izin verilir. Keyif bile bir fayda unsuruna dönüştürülür. Bu noktada, toplum tarafından “işe yaramayan” bir keyif, yani faydasız bir haz kategorisi ortaya çıkar. Üretmez, rasyonelleştirilemez. Tam da bu yüzden rahatsız edici bulunur. Sigara içmek de bu rahatsız edici haz alanına yerleştirilir. Faydaya indirgenemeyen bir hazda ısrar etmek olarak görülür. Bu ısrar ve buna karşı geliştirilen sağlık temelli söylemler, beden politikalarıyla da ilişkilidir. Dolayısıyla bu bağlamda sigara içmek, disipline edilmeye çalışılan bedenlere karşı sistemden küçük bir sapma olarak okunabilir. Büyük kopuşlar olmadığı için de bu sapmalar gündelik hayatın içine yerleşebilir.

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER