Kim neye, neden sinirli?
SİYASETDünya değişirken, Türkiye değişirken hatta bölgede bile sürekli çok sıcak gelişmeler yaşanırken statükocu olan değişimi reddedenler muhakkak kaybedecektir. Sonuç olarak yirmi birinci yüzyılın çeyreğini geçtiğimiz bu zamanda modernizm çağından kalan dogmatik tavırlar yenilgiye mahkum olacaktır. Değişimi savunanlar ve benimseyenler ise elbet bi gün aydınlık günleri görebilecektir.
Bundan yaklaşık iki veya üç hafta öncelerde ikişer tane yazı yazmıştım, CHP’nin Suriye meselesinde pragmatik değil ahlaki davrandığı ve hem Türkiye’nin Kürt sorununa hem de Suriye’nin Kürt sorununa alışılmışın dışında, eski dogmatik kodlarını terk ederek uzlaşmacı davrandığı ile ilgiliydi.
Özellikle 30-31 Ocak tarihlerinde ilkini gerçekleştirdiği Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansları ile birlikte CHP ve Sayın Özgür Özel bu konudaki tavrının ne kadar net olduğunu bir kez daha göstermişti. Konferansa çok figür insanların yakınları çağrılmıştı ve herbir oturumda konuşmuşlardı.
Bu konferans hatta CHP’nin genel olarak Terörsüz Türkiye sürecine olan sıcak tutumu belli ki toplumun bi kesimini rahatsız etmiş duruyor. Özellikle konferans duyrulduktan ve konferans gerçekleştikten sonra eski adıyla Twitter yeni adıyla X’e girdikten sonra CHP ve Sayın Özel’e gelen lince yakın eleştirileri gördüm. Kendini muhalif milliyetçi veya seküler milliyetçi olarak tanımlayan web tabanlı alternatif haber sayfaları da bu ateşi daha da körüklüyorlardı.
Yurttaşlar tabii ki siyasi aktörlerin ve partilerin aldığı politik aksiyonları eleştirebilirler fakat etki gücü olan topluluklar veya kişiler bunu yaptıklarında bizzat halkı kin ve nefrete teşvik ettiklerini düşünüyorum. Üstelik bu kişilerin eleştirileri sadece muhalif olan sol partilere karşı. Bunun da tesadüf olmadığı ve bilinçli yapıldığı aşikar. Bu yüzden bu yazıyı yazmayı çok istedim. Özellikle de kademeli bi şekilde eski sekter kodlarını terk edip toplumun farklı kesimlerine açılan bi partinin başarısız değil aksine başarılı da olacağını düşünüyorum.
Yaz aylarında CHP’nin dönüşümü ile ilgili bir yazı yazmıştım ve olumlu sonuçların bu dönüşümün meyvelerini olduğunu dile getirmiştim.
1980 darbesi ile kapatılan sonrasında 1992 yılında tekrar açılan parti, kapatıldığı döneme kıyasla epey bir dönüşüme uğramıştı. Ecevit’in önderliğinde 70’ler CHP’si sol söylemli bi siyaset izleyen, olabildiğine toplumun farklı kesimleriyle özellikle de orta-alt sınıf ile barışık bir partiydi.
Fakat 1992’de CHP tekrar kurulduğunda maalesef böyle bir siyaset izlemedi. Seçmen kitlesi olarak orta sınıfı yani elit meslek sahiplerini hedefleyen, toplumun çeşitli kesimleri ile diyalog kurmayan hatta yeri geldiğinde ötekileştiren bir tavrı benimsemişti.
Hayal meyal hatırladığım BDP milletvekillerini hedef alan, Kürtlere ve muhafazakarlara karşı olumsuz bi tavır takınan meclis konuşmaları var CHP’li vekillerin. Hatta o dönemde, ülkemizin en büyük yapısal sorunlarından biri olan Kürt meselesini inkar eden tutuma sahipti. Kanımca CHP’yi yüzde 15 ila 20 bandında bi oy oranına sıkıştıran o dönemde, partinin farklı kesimlerine ulaşamamasıydı. Bundan ötürü kendini muhalif milliyetçi olarak tanımlayan seküler milliyetçiler Sayın Özel ve CHP’yi topa tutarak yanılıyorlar.
Keza AK Parti’yi 2002 seçimlerinde ve 2015’e kadar gelen süreçte başarılı yapan faktörler, o dönemlerde kurduğu toplumsal ittifaklar. AK Parti’nin o dönemde muhafazakarlar, sol demokratlar, liberaller ve Kürtler gibi farklı kesimlerle kurduğu toplumsal ittifak başarısının sırrıydı. Tabi o dönem Türkiye’nin ihtiyaçları ve demografik yapısı da farklıydı. Hatta dünyada da atmosfer çok farklıydı. Yine de formul basit, merkezi inşaa eden veya bu çaba içerisinde olan parti başarıya ulaşır.
İşte Cumhuriyet Halk Partisi yaklaşık 2012’den bu yana gelen süreçte kendi tabanı haricindeki diğer toplumsal kesimlere ulaşmaya çalışarak yeniden bir merkez inşaa etme içerisinde. Kılıçdaroğlu’nun milliyetçilere uzattığı el akabinde kurulan 2014 seçim ittifakı (Çok tasvip ettiğim bir ittifak değildi MHP ile kurulan bu ittifak fakat ilk somut örneklerden) sonrasında partinin ürettiği helalleşme söylemi ve akabinde muhafazakar kesimlerle diyalog kurma çabası, bunlar en somut örneklerin başlangıcı kabul edilebilir.
Zaten devamın biliyoruz ki Altılı Masa kuruldu, o dönemki ismiyle HDP ile çeşitli görüşmeler yapıldı. Kent Uzlaşıları Kürtlerle yapılan temasın en somut örneği.
Bu temaslardan da birileri rahatsız oldu. Burada bahsettiğim web tabanlı muhalif milliyetçi kimlikli sayfalardan ziyade CHP’nin taban seçmeni yeri geldi partinin asıl kimliğinden uzaklaştığını söyledi ki çevremde bu tip insanlar doludur.
Fakat dünya değişirken, Türkiye değişirken hatta bölgede bile sürekli çok sıcak gelişmeler yaşanırken statükocu olan değişimi reddedenler muhakkak kaybedecektir.
Bugün partinin bir barış süreci olacaksa bunun demokratik bir zeminde yürütülmesini en çok isteyen partilerden bir tanesiydi CHP. Hal böyleyken Terörsüz Türkiye sürecine destek vermeyip komisyona girmemesi kendisi ile çelişmesi anlamına gelecekti.
Üstelik halkların bu kadar kutuplaştığı bu düzlemde CHP ve Özel’in yapıcı söylem üretmesi bi nebze de olsun siyaseti biraz daha merkeze çekmekte. Bu yüzden bundan rahatsız olmamak lazım ve bazı şeylerin ehemmiyetini kitlelere doğru bir dille yapıcı diskur üreterek açıklayıp ikna etmek lazım.
Sonuç olarak yirmi birinci yüzyılın çeyreğini geçtiğimiz bu zamanda modernizm çağından kalan dogmatik tavırlar yenilgiye mahkum olacaktır. Değişimi savunanlar ve benimseyenler ise elbet bi gün aydınlık günleri görebilecektir.
İlginizi Çekebilir