İran dedikleri
DIŞ POLİTİKASayısal olarak değil fakat ateş gücü olarak tarihin tanık olduğu en büyük güçlerden biriyle İran’ı adeta kuşattı ABD, ayrıca oryantalizmin ürettiği bütün önyargılarla silahlıydı Amerikalılar. Beyaz Adam’ın Asya’da yenilmez olduğu fikri onlarla birlikteydi. Batı’nın teknolojisinin, stratejik aklının, moralinin, üstünlüğü kendi gözlerini bile kamaştırıyordu. İran önlerinde bir kurbanın yalnızlığına bürünmüş bir zamanların değerli mücevheri gibi uzanmıştı.
Çin, Hindistan, İran. Bunlar dünyanın kadim uygarlıklarıdır. Beğenip beğenmemek size kalmış. Hani o güzel söz gibi; “Vardılar, varlar, var olacaklar.”
Bu durumun kanıtlanmaya ihtiyacı dahi yoktur. Ama biz yine de basit bir örnek verelim. Şimdi savaşta olan iki ülkeden olsun bu örnek.
Bir ülkenin başında ülkesinin moralini, inancını adeta temsil eden bir adam vardı. Ayetullah Ali Hamaney. Savaş başlayınca bütün ısrarlara rağmen kaçmadı, saklanmadı. İran’ın Tahran’ında bir sokaktaki evinden ayrılmadı. Kararlarını orada vermeye devam etti. Ailesi de onunla kaldı. Halkının liderlerinde kahramanlık aradığının çok iyi farkındaydı. Lider fedakâr olmalıydı. Kendisi şehitlikten korkan bir lider, askerinden, sıradan yurttaşından nasıl olur da bunu isteyebilirdi? Bir örnek oluşturmalıydı. Ölümsüz bir örnek oluşturdu. Ahamenişlerden bu yana İran tarihine “Evet İran budur” dedirtecek bir örnek.
Öte yanda ABD’nin başkanı vardı. Donald Trump. Ülkesini değerli kılabilecek bütün değerlere yabancı bir fırsatçı. Demokrasinin zaaflarıyla iktidara gelip onu yok etmeye çalışan bir kurnaz. Hiçbir inancı olmayıp varmış gibi gösteren bir sahtekâr. Tecavüzcü bir manyak. Savaş kararı verip ne için savaşa girdiklerini açıklayamayan bir geri zekalı. Bütün dünyayı ülkesine düşman eden bir “loser”.
Evet iki ülkenin temsil düzeyleri böyle. Hala böyle çünkü Ayetullah hala ülkesini temsil ediyor.
Sayısal olarak değil fakat ateş gücü olarak tarihin tanık olduğu en büyük güçlerden biriyle İran’ı adeta kuşattı ABD, ayrıca oryantalizmin ürettiği bütün önyargılarla silahlıydı Amerikalılar. Beyaz Adam’ın Asya’da yenilmez olduğu fikri onlarla birlikteydi. Batı’nın teknolojisinin, stratejik aklının, moralinin, üstünlüğü kendi gözlerini bile kamaştırıyordu. İran önlerinde bir kurbanın yalnızlığına bürünmüş bir zamanların değerli mücevheri gibi uzanmıştı. Tecavüz sırası ona gelmişti. Kovboy tecavüze hazırdı.
Moron peşkirci Rıza Şahbazı, durmadan konuşuyor, onlara aklınca gaz veriyordu. İçlerinden küfrettikleri bu zavallı, bu türünün en kötü örneği Asyalıya katlanıyorlardı. Zaferlerinden emindiler. 3-5 günde düşmanın bel kemiğini kıracaklardı. Kendileri kadar zeki olamayacağını da biliyorlardı düşmanlarının.
Sonra kanlı icraatlarına 165 kız çocuğunu öldürerek başladılar. Ayetullah’ı öldürdüklerini sanarak devam ettiler. En büyük hatalarını yapmışlardı. İslamcı rejimin muhalifleri bile halkın geri kalanıyla birleşti, Zülfikar kınından çıkmıştı artık. Milyonlar uğurladı Ayetullah’ı. Milyonlar uğurladı kız çocuklarını. Milyonlar döküldü sokaklara. Yemen’de, Filistin’de, Gazze’de, Lübnan’da, Pakistan’da, Afganistan’da, Türkiye’de, Filipinler’de, Somali’de insanlar gözyaşlarını akıttılar. Savaş ustaları savaşta moralin üstünlüğünü vurgular. Bu satırları yazarı bir çatışmada morali bozulanların küçük bir saldırıda nasıl dağıldıklarını gözleriyle görmüştür.
O noktada İran ordusu ve Devrim Muhafızları sahneye çıktılar. Çok iyi hazırlanmış oldukları her hamlelerinden belliydi. ABD ve İsrail’e destek verenleri vurmaya başladılar. ABD üsleri tek tek harabeye döndü. Bahreyn’deki ABD 5.Filosu hedef tahtasına dönüştü. Bahreyn halkı Amerikalılara ve mezhepçi rejimlerine karşı ayaklandı. Değerli ABD radar üsleri sahneden silinmeye, düşürülemez denilen Amerikan uçakları düşürülmeye başlandı. Saldırganlar o kadar mağrurdu ki uçaklarının İran tarafından düşürülmediğini, yanlışlıkla Kuveyt tarafından düşürüldüğünü ileri sürdüler. Kuveyt iğrenç bir açıklamayla bu yalana ortak oldu. Hâlbuki pc oyunlarına meraklı çocuklar bile ABD uçaklarının ABD füzelerince düşürülemeyeceğini biliyorlardı. Dünyanın zeki insanları güldüler ABD’nin haline.
İran devam etti. Hürmüz Boğazı’nı Çin gemileri hariç gemilere kapattı. Düşmanlarının boynuna bir çeşit tasma geçirdi. Arap ülkelerine temiz su sağlayan su arıtıcılarına hücum etti ve onları çalışamaz hale getirdi. Uzmanların belirttiği kadarıyla bu arıtıcılar tekrar çalışır hale getirilemezse bu ülkelerin on beş gün sonra suyu kalmayacaktır.
Saldırının küçük ortağı İsrail bu olup bitenlerden dehşete kapıldı. Çıkardığı dersler barizdi. İran İsrail’i ABD olmasa şimdiye kadar yok etmiş olurdu. ABD olmasa bir gün bile yaşayamazdı İsrail. Fakat şimdi durum daha da berbattı. ABD varken de İsrail yok edilebilirdi. Mesela Mısır ya da Türkiye İran’ı desteklese şimdi bile yok olurdu. Bereket bu iki ülke böyle bir şey yapmazdı.
Dört milyon Siyonist’le Büyük İsrail kurmaya kalkan bu azgın ülkeyi kim kurtaracaktı bu açmazdan? Nükleer silah kullanamazdı. Bunları kullandığı anda kendisine de aynen mukabele edileceğini gayet iyi biliyordu. Dengeleri değiştirecek bir şeyler üstelik acilen yapılmalıydı.
Kürtler İran’a karşı kara gücü olmayı kabul etse dahi bunun yeni bir Kürt katliamına yol açabileceği açıkça görülüyordu. Kürt güçleri bu dengeleri değiştirebilecek kuvvete sahip değildi. Daha güçlü bir alternatif gerekiyordu. ABD’ye başvurup Türkiye’yi ikna etmesi için yalvaracaklardı. Her şekilde hakaretler savurdukları, her kademesine küfürler ve tehditler ettikleri Türkiye’yi sahneye çağırmalıydılar.
Fakat kısa bir değerlendirme dahi onlara bunun imkânsız olduğunu gösterecekti. Bu gerçekleşir yani Türkiye onların yardımına koşarsa Türk halkı hükümetlerinden nefret edecekti. Sünni-Şii düşmanlığını kaşımanın işe yaramayacağı görülmüştü. İsrail dünyada bütün insanlığı karşısına almış bir ülkeydi. Bir dostu bile kalmamıştı neredeyse. Üstelik son madde hepsinden daha güçlü bir madde idi. Eğer Türkiye İsrail’e yardıma koşarsa (koşmazdı ya) Rusya ve Çin’den de savaşa müdahale işaretleri geliyordu.
Bir film adıydı İsrail’in açmazı; Asiye Nasıl Kurtulur?
İlginizi Çekebilir